Sızıntı Arşivi

Ağustos 1991 · s. 322 · 2 dakikalık okuma

Cesaret Serabı

Mehmet Erdoğan · Edebiyat

Bilmemek neyse, bilmediğini idrâk etmemek kadar pes bir insan seviyesi yoktur. Herşeyi bildiğini zannettiği noktada bir hiç olduğunu idrâk edememe sarhoşluğu. Bir dilenci olduğu halde kendini zengin zannetmek ve çevresine para yerine çerçöp dağıtma divaneliği...

Ne de cesur olur bu cehalet atmosferinde yaşayanlar değil mi? Ufukları geniş zannederler,halbuki gözlerinin önünü göremezler. İdrâkleri yüce zannederler; halbuki en basit şeyleri anlamaktan acizdirler. Düşünce yönüyle verimli olduklarına inanırlar. Halbuki kendilerine yetecek fikirleri yoktur. Sahip olduğunu zannettiği idealin keskin kılıcı yahut en mühim savunucusu olarak görürler kendilerini.. Hakikatte o ideal dünyasının en basit temsilcisi olmaya bile liyakatleri yoktur. Pespayedirler, fakat kendilerini alabildiğine yüce ruhlu zannederler. Karanlık bir gönüle sahiptirler, fakat aydınlığın üveyki zannederler kendilerini.. Çöllerde serap görürler, vahalarda, vadilerde çağlayanlar ortasında yudum yudum âb-ı hayat, iksîr yudumladıklarına inanmışlardır bir kere...

Kimseye de bırakmazlar sözü. Söz onların, çevgân onlarındır. Meydanda kimse yok zannederler. Her şey onlara boyun eğiyormuş gibi gelir. Edeb nedir bilmezler. Utanma ufkundan fersah fersah uzaktadırlar. Her şeye burunlarını sokarlar. Hiç kendilerini ilgilendirmeyen mes'eleleri dahi bir çırpıda hallediverirler. Lafla...

Halbuki nice serv-ü revanlar vardır. Nice âlimler vardır. Nice iç dünyanın fetih küheylanları vardır. Manevî iklimin serdârları vardır. Fakat onlar "Edeb yahu" deyip otururlar. Haddini bilirler de bu cühela, her şeyi bilmişçesine onları çiğner geçer. Ve edebsizlik ufkunda edep dersi verir.

Korkaklık çukurunda cesaret örneği olmaya kalkar. Yalan ve bâtıl şeylerle hakikati bina etmeye çalışır.

Heyhat! Böylesine pespayeleşmiş şahsiyetlere biz "cahil" demeden edemeyecek ve bu edeb erkân tanımazların cesurca atıldıkları her mes'eledeki aktivitelerine de "cesaret serabı" İsmini vermeden geçemeyeceğiz.

İşte Asrın Şâiri böyle anka gönülleri "Bir Kaşık İrfan'' şiirinde şöyle tablolaştırıyor:

BİR KAŞIK İRFAN

Haberi yok çoğunun bu yaşanan dünyâdan,

Hezeyanla geçiyor sabahlar ve akşamlar.

Seyrediyor varlığı sisli-paslı bir camdan,

Dolapla dönen yolda, yolunu kesmiş yollar...

Birşey gördüm sanıyor, gördüğü sis ve duman,

Zannınca yol alıyor, mesafeler ayarsız;

Bir ömür boyu alıp satıyor hiç durmadan;

Ama kantarlar vefasız, kıstaslar vefasız...

Gerçeklere kapalı rüyalarla avunur,

Büyüklüğü sadece ikindi gölgesinde;

Alternatif yokluk, yoklukta çalım ve gurur,

Derenin dibindeyken, dağların zirvesinde...

Âlemi hor görme, bencillik, kibir ve caka,

Küçüklüğe emare ne varsa hepsi onda.

Ne halka yararlı bir isi var ne de Hakk'a;

Ruhunda aşağılık.. görünme sevdasında...

Çehresine bakarsan kömür elenmiş gibi,

Ma 'nâsız bakışlarında Mecnûn 'ca gülüşler;

Bir kaşık çakan irfanına görünür dibi,

Sırf bir aldatmaca o aydınca görünüşler...