Sızıntı Arşivi

Nisan 1980 · s. 10 · 7 dakikalık okuma

Canlılarda Muvazene

Polat Has · Dr. · Ekoloji

İnsan nazarlarını kâinata çevirdiğinde kendisini hayrette bırakan hadiselerle karşı karşıya kaldığım görür. Aklımın, şuurunun, idrakinin hâkim olduğu meselelerde görülmeyen mükemmel bir muvazenenin varlığını ibretle müşahede eder. Atomdan sistemlere kadar, eşya ve hadiselerin arasındaki münasebetleri incelemek suretiyle faydalanabileceği pek çok hususları bulması mümkün olmuştur.

İstifadeye medar meselelerden “Arı- insan’ münasebeti bunlardan birisidir; 1937 de Alman araştırıcılar halin zararlı bakterileri öldürücü tesire sahip olduğunu keşfettiler. 1962 de Amerikan Tarım Bakanlığından White; *baldaki “glikoz oksidaz” enziminin bakteri öldürücü olduğunu tespit etti. Arı sütü, penisilin ve klortetrasiklinin tesirine benzer tesir gösterir. Bal tabii asittir, bu durumu ise birçok bakteri için zararlıdır. Bal’ın Tifo, Dizanteri gibi on çeşit hastalık mikrobunu öldürdüğü ispatlanmıştır.

Canlılar hem nesillerinin devamı hem gıdalarının temini hem de ataletten uzak olmak için birbirleriyle muvazene içinde yaşarlar.

Asilidae familyası (sinekler) çok çeşitli böcekler ile beslenirler ve hatta bunların bir kısmını uçarken havada yakalar ve emerek öldürürler.

Syrphidae familyası (yaban arısına benzer hayvan) alacalı renkli larvaları yaprak biti toplulukları içinde bulur ve onları emerek beslenir, diğer yumuşak vücutlu böcek ve kırmızı örümcekler de 400 kadar yaprak bitini imha eder.

Palmiye ağaçlarında zararlı olan bir karınca türüne karşı, bir başka türü olan ve dağlarda yaşayan bir predatör karınca getirilmiş ve yetiştiriciler bu savaşta muvaffak olmuşlardır.

Kanada’da bir elma emicisi “Ento mophtura sphoerosperma” mantar, tarafından imha ediliyor.

Çekirge iffeti başa beladır. Parazit bir mantar tabii bir kontor yapar. Mantar hastalığından birçok çekirge ölür, biz dı çekirge ifetinderm kurtulmuş oluruL

Birçok balık çeşitleri sıtma hastalığının önüne geçmek için kullanılmıştır. Balıklar sıtma parazitini taşıyan ergin sivrisineklerin kurtçuk ve pulpalarını yerler.

Hawai adalarında şeker kamışları, kamış gövdesini delen kurttan büyük zarar görüyor. Bir çeşit sinek bu böceği kontrol altına alıyor.

Koloni halindeki selenterelerden birçoğunda fertlerden (polipler) bazıları farklı iş görürler. Bunlardan bazıları besini yakarlar ve sindirilmek üzere başkalarına verir, diğer bir kısım, da üremeye yararlar.

Canlılar arasında ciddi bir muavenet vardır.

Termitlerin selüloz ile beslenen türlerini barsaklarında polymasliğina ve hyper mastiğina takımına giren 61 kamçılı çeşidi tespit edilmiştir. Eğer bu kamçılılar termitlere zarar vermeyecek derecede yüksek bir sıcaklık derecesinde öldürülecek yani termitler bundan mahrum edilecek olursa, o zaman bu karıncaların odun yemelerine rağmen yaşamayıp öldükleri görülür. Çünkü yedikleri selülozu ancak barsaklarında yaşayan bu tek hücreliler yardımı ile sindirirler.

Berber balıkları, denizde bir yerde durur, önünden birçok balık sıraya girerek geçer. Berber balığı da bunların üzerinden mercan, midye gibi şeyleri temizleyerek bir nevi onları traş eder. Buna karşılık denizde hiçbir balık, berber balığını rahatsız etmez.

Ateş böceği balığının ışık organlarının içinde, ışığın asıl kaynağı olan bol sayıda bakteri vardır. Bu bakteriler, balığın hususi bazı dokuları ve salgılarıyla beslenirler ve geçimleri için tamamen ona bağlıdırlar. Balık böylece bakterileri barındırıp beslemekte, bakteriler ise sahiplerine canlı ışık sağlamaktadır. Böylece balıkla bakteriler arasında garip bir işbirliği, balığın hayatı boyunca süregelmektedir.

Denizşakayığı ile soytarı balığı ortaklaşa çalışır. Bir soytarı balığı hemen oracıkta yenip bitirilemeyecek bir lokma bulduğu zaman bunu denizşakayığına götürür ve onunla paylaşır. Aynı zamanda soytarı balığı denizşakayığını temizlemekte ve etrafındaki suyu hareket ettirerek onu hava- andırmaktadır.

Canlılar arz küresinin temizliğinde mühim rol oynarlar. Leş böceklerinin çoğu çürüyen etle beslenir. Bir hayvan öldü mü bunu çabuk haber alır, ucu yumrulu duyargaları leşin yerini tayin eder.

Adi ev örümcekleri bol miktarda sinek, güve ve sivrisinek yedikleri için en iyi yardımcılarımız arasındadır.

Ejder sinekleri, sivrisinek yer.

Martılar kıyalarda çöple karınlarını doyurur. insanlığa faydalı olur. Çöp yemelerine rağmen temizdirler.

Kum çekirgeleri leş yiyicidir.

Canlılardan nebatat ve hayvanat arasında da ciddi bir muavenet göze çarpar.

Mısır kökü biti ile Lasius nigeradlı karınca türü arasında ortaklık vardır. Karıncalar sonbaharda bitki biti yumurtalarını toplayarak yeraltı yuvalarının en elverişli köşelerine depo ederler. İlkbaharda yumurtalardan yavrular çıkmaya başlayınca, karıncalar bu defa otların kökleri dibindeki odalara taşırlar. Fakat bu tertip geçicidir. Mısırlar filiz vermeye başlayınca, mısır kökü bitkileri bu defa en sevdikleri yiyecek olan mır mır köklerinin dibine nakledilirler. Bu emeklerinin karşılığında bitlerinden bol bol toplarlar.

Bir arı 1 kilo bal yapmak için 37 bin kere gidip gelir. Kendine bal yaparken aynı zamanda çiçeklerin aşılama işini de yapmış olur. Allah çiçeklerin şekillerini arıları cezbedecek tarzda arılarıda da çiçeklerdeki tozları taşıyacak ve onların toz ve nektarını alabilecek bir özellikte yaratmıştır. Eğer arılar olmasaydı, belki 10 bin çeşit çiçek sönük kalacak ve çiçekler olmasaydı arılar da yaşamayacaktı.

Bitki koruma istasyonlarında 10 milyon “trichogram’ böceği üretilerek bahçelere salındı. Bu küçük siyah sinekler, meyve bahçelerini, baş düşmanları olan meyve kelebeklerine karşı savundu.

Premmas adı verilen sıcak iklim denizlerinde yaşayan küçük balıklar da denizgülleri ile yardımlaşarak yaşarlar. Düşman hücumunda bu balıklar kendilerini derhal denizgüllerinin kolları arasına atarlar, denizgülleri de bunları korurlar. Hatta bu balıklar istirahat zamanlarını denizgülünün ağzına yakın yerlerde geçirirler. Buna mukabil balıklar da besinlerini kendileri yemeden evvel denizgülüne verirler.

Besleyici tuzlar bir bölgede bitkilerin bolluğu yüzünden zarar görecek duruma gelirse; bu bitkisel bolluk, bitki ile beslenen hayvanların hücumuna uğrar. Bu sayede bitkiler de kendi normal sayılarına inerler. Fakat bu defa da hayvan? Ölü organik maddenin çoğalmasına yol açılacaktır. Böylece bitki dengesi, çok bitki yiyenler ile bozulacak olursa, 0 zaman onları yiyen yırtıcı et yiyenler oraya hücum edecektir. Böylelikle denge sağlanmış olacaktır.

Karanlık kırkanatlılar çöpçüdürler, kuru veya çürük nebati maddelerle, tohumlarla, tahılla, fungüslerle ve gübreyle beslenen çöpçülerdir. Bazıları karınca yuvalarında karıncalarla müşterek bir hayat sürerler. Pek çoğu döküntülerle beslendiğinden umumiyetle faydalı sayılmaktadırlar.

Bazı kuş türleri tüylerinin arasına yerleştirdikleri canlı karıncalar yardımıyla temizlenir. Böylece canlılar arasında bir yardımlaşma, birbirinin yardımına koşma, kâinatın muvazenesine hizmet vardır.

Meşe ağacı tek başına tabiatı temsil eder. Meşe, toprak ve havadaki elementlerden kendi besinini yapar. Ağacın üstünde diğer bitkiler yaşarlar. Kabuk üzerinde görülen yeşillik küçük alglerdir. Her yıl böcekler, meşenin yapraklarını, sincaplar tohumlarını yerler. Kuşlarsa hem bu böcekleri yerler hem de ağaçta yuva yaparlar. Dökülen yapraklar toprakta parçalanarak solucan, böcek, mantar ve bakterilere besin olur. Ağaç yaşlanıp öldükçe böcek ve mantarlar yaşlı odunu yer, ağaçkakanlar da böcekleri yerler, sonunda bütün ağaç ölür ve çürür. Bu defa kalıntılarının üstünde yeni bitkiler yetişir.

Bu kadar çok yönlü bir hadise tesadüfî olamaz. Ortada kasıtlı bir durum vardır. Kasıt da kastedeni gösterir.

Yaprak yiyen karıncalar yaprağı sindiremez. Çünkü selüloz çeperini eritemez. Bunları çiğner, mantar gelişmesi için uygun zemin hazırlar. Karıncalar sonbahar sonlarında protein parçalayıcı bir enzim çıkarır ki, mantarın büyüyebilmesi için buna ihtiyaç vardır. Ayrıca mantar bu parçaladığı yaprağın liflerinden de beslenir.

Concticit vadisinde görülen son derece şaşırtıcı olaylardan birisi de kırmızı sedir ağaçlarının topraktan üreyen bir haşerenin yardımıyla yetiştiği topraktaki kalsiyum miktarını yükseltmesidir. Uzun boylu sedir ağaçlarının yaprakları dibine dökülür. Bunun üzerine topraktan çıkan bir haşere gelir ve bu yaprakları hemencecik yer. Yediği yaprakların kalsiyum ihtiva eden bölümlerini tekrar toprağa bırakır ve böylece bu kalsiyum bol olan gıdalar ağaç tarafından emilmeğe hazır hale gelir.

Kırmızı sedir ağaçları toprağın besinini artırır. Bunun yanısıra toprağın tabii özelliklerinden çoğunu değiştirir. İçine suyun kolayca sızmasını sağlar. Sonra suyun içinde uzun süre saklanmasını temin eder. Böylece artezyen kuyuları için uygun zemin meydana gelir. Yani canlılarla cansızlar arasında da bir denge vardır.

Çok hücreli iki hayvan arasındaki karşılıklı yardımlaşmaya dayanan müşterek hayata diğer bir misal pagurus (bir yengeç türü) ile denizgülü (Actinia) arasındaki durumdur. Pagurus yumuşak denli asimetrik gerisini bir boş salyangoz kabuğunun içerisine sokar. Ve salyangoz kabuğunun üzerine de bir denizgülü yerleştirir. Denizgülleri kendilerine yaklaşan hayvanlara yakıcı kapsüllerini fırlattıkları halde pagurusun kendilerini tutmalarına engel olmazlar. Denizgülleri yakıcı kapsülleri ile pagurusu düşman hücumlarından muhafaza ederler ve buna mukabil de Pagurus’un besinlerinden faydalanırlar. Paguruslar, gittikleri yerlere bu denizgüllerini de beraber götürürler.

İki bitki arasındaki ortak yaşamaya bitkiler âleminde bir hayli zengin bir grup teşkil eden likenler meşhur bir misal teşkil ederler. Likenler ortaklaşa yaşayan mantarlardan meydana gelmiş özel bir bitki tipidirler. Likenler ekseriya yeşil, bazen mavi alglerle bir arada ortaklaşa yaşayan mantarlardan meydana gelmiş özel bir bitki tipidirler. Likenin mantarı bulunduğu ortamdan su ve suda erimiş maddeleri temin eder. Buna mukabil alg, yeşil renginden 1ydalanarak mantarın yapmağa muktedir olamadığı fotosentez olayını yapar ve bu sayede organik maddeleri temin etmiş olur. Bu tarzda da mantarla alg arasında ortaklaşa bir hayat devam eder gider. Bu ortak yaşama sayesinde en kötü şartlar altındaki hayatı devam ettirmek mümkün olabildiğinden en fakir ortamlarda bile bu nevi ortaklaşa yaşayan canlıları bulmak mümkündür. Baklagillerin kökünde havanın serbest azotunu tutan özel bir bakteri ile baklagil arasında azot bakımından mevcut işbirliği de ortak yaşamaya bir misaldir.

Bitkilerle hayvanlar arasındaki ortak yaşamaya bir misal de çeşitli bakterilerin insan ve hayvan midelerinde yer alarak hazmı kolaylaştırmalarına karşılık, insan ve hayvanların sindirim sisteminde kendileri için iyi bir sığınak ve yaşama ortamı bulmuş olmaları gösterilebilir. Ayrıca birçok yeşil algler de iptidai hayvanlarla ortak yaşama halindedirler. Bu hallerde alg kendisi için hayvanda barınacak bir yer bulur ve kendisi de hayvana çeşitli yönlerde faydalar sağlar.

Şu ana kadar anlatılanlardan da anlaşılıyor ki; Kâinat topyekun bir muvazeneler manzumesidir.

Dr. Polat HAS