Temmuz 1985 · s. 7 · 5 dakikalık okuma
Canlılarda Anlaşma Vasıtaları

Canlı varlıklara Yaratıcı'nın bahsettiği nimetlerin en değerlisi hiç şüphesiz haberleşme kabiliyetidir.
Görüyoruz ki, yekdiğerine hitap etmesini ve her sınıfın anlaşmasını temin gayesiyle, Yaratıcı canlılara haberleşme kabiliyeti ilham etmeseydi, hayat nasıl deveran edecekti?
İnsanların hayvanlarla konuşup anlaşması mümkündür. Moriton Thomson, Amerika'da çıkan "The American Mercury" mecmuasında bu mevzuyla alakalı şunları anlatıyor:
Uçuş mektebinde talebe olan kardeşi Louis, atlarla konuşup anlaşıyordu. Louis, San Diago'daki bir okulda iken bunu yapmaya başlamıştı. Orada vaktinin çoğunu terbiye edilmemiş atlarla oynamak ve onları eğitmekle değerlendirirken tatil ve izinlerini de at sırtında geçiriyordu.
Louis, bindiği her atın sırtında arkadaşlarına karşı yarışı kazanıyordu. Bu durumun aksi hiç vaki olmamıştır.
Kardeşi ona bu işin sırrını sorunca, koşularda atların ona kendi durumlarını, binicileri hakkındaki fikirlerini haber verdiklerini söyledi. Bunu çoğu zaman tecrübe ve imtihana da mevzu yapıyorlardı.
Louis, her at gurubunun arasına girer, ona kendine has bir nazarla bakar ve hususi bir şekilde hitab ederdi. Bundan sonra hangi numaralı atın yarışı kazanacağını bildirirdi.
Birgün, kardeşine söyle dedi:
"Bir numaralı at kazanmak istiyor. Fakat binicisini sevmiyor. İki numaralı atın ise durumu bugün kötüdür. Dolayisiyle kazanamaz. Üç numaralı at, samimi olarak bugün kazanmaya azimlidir. Halbuki, dört numaralı at bugün yansa hiç önem vermemektedir. Beş numaralı atın sırtı arızalıdır. Altı numaralı at ise, üç numaralı atın kazanacağını biliyor."
Kardeşi kendisiyle münakaşa etti. Çünkü beşinci atın durumu iyi görünüyordu. Louis, infial gösterdi ve bunun muhakkak hasta olduğunu söyledi.
Yarışma sonunda üç numaralı atın yarısı kazandığı, beş numaralı atın tökezlediği ve hastalığının şiddetle tezahür ettiği ilân edilince herkes hayret içinde kaldı.
Lois okulu terkedince, bütün atlar ve bilhassa kendi hususi atı bir saat kadar ağladılar.
Lois atının yanına vedalaşmaya gittiğinde, herkes, atın yanık bir şekilde inlediğini görmekteydi
Arıların uçarken kovanlarını nasıl buldukları, birbirlerine bal alınacak çiçeği nasıl tarif ettikleri yakın zamana kadar merak konusuydu. Uzun süren müşahedeler sonunda arıların kovanlarını, bulunduğu yerin güneşle yaptığı açıyı gözönünde tutarak buldukları anlaşılmıştır. Öte yandan çiçektozu yüklenip kovanına dönen bir an, havada halkalar çizerek, arkadaşlarına gördüklerini aktarır. Bunu da, kovan, güneş ve çiçeğin bulunduğu yerler arasındaki açıları uçuşuyla belirterek yapar.
Lord Febri, uzun zaman, karıncaların aralarındaki anlaşmalarına vakıf olmak için çalışmıştır. Bir gün yalnız basına deliğinden çıkan bir karınca görür. Karınca bir sinek yakalar, onu kendisine has bir metotla hareketsiz hale getirir. Bu tek karınca, ağzı ve ayaklarıyla yirmi dakikayı askın bir süre onu taşımaya çalışır. Sonunda başaramayacağını anlayınca yuvasına döner. Kısa bir süre sonra arkadaşlarından on iki ferdlik bir grup onu takip ederek sineğin bulunduğu yere giderler. Sineği parçalarlar. Her biri bir kısmını alarak deliğe taşır.
Böylece; ilk karınca, beraberinde herhangi bir şey getirmediğine göre; onun, arkadaşlarına bol miktarda yiyecek veya lezzetli bir av gördüğünü, kendisine has bir lisanla belirtmiş olduğu ortaya çıkıyor.
Karıncaların birbirleriyle haberleşmede antenlerini kullandıkları sanılıyor. Çünkü, karşılaşan iki karıncanın bir an durup, antenlerini birbirlerine dokundurdukları, sonra yola devam ettikleri sık sık görülen bir hâdisedir.
Ekvator bölgelerinde bulunan ağaç karıncası, çok enteresan bir lisan kullanır.
Ağaca tırmanan karınca mors alfabesine benzeyen ve uzaktaki karıncalar tarafından rahatça duyulan bir takım vuruşlar yapar.
Dere ve göl kenarlarında, bataklık ve nemli yerlerde yaşayan su kurbağalan, sıcak gecelerde enterasan sesler çıkarır. Kurbağalarda bir çeşit haberleşme işareti olan bu sesler, uzaklaşan dişilerini çağırmakta kullanılır. Çünkü erkek kurbağanın sesi çok kuvvetli olmasına karşılık dişinin sesi çok zayıftır. Erkek kurbağa ağzının içindeki iki hava kesesini sıkıp gevşetmekle "vrak! vrak!" diye sesler çıkarır.
Fil sürüleri, garip gürültüler çıkarır. Filler çoğu zaman guruplar halinde dolaşırlar. Fakat sürüleri dağılıp her fil hiddet içinde başka bir tarafa ayrılınca bu gürültüler tamamen kesilir.
Fillerin bu sinir bozucu gürültülerinin sebebinin suç isleyen bir filin muhakeme edilmesi olduğu tesbit edilmiştir. Böyle durumlarda aniden sesler kesilmekte ve mahkûm edilen fil yalnız yaşamak ve gezmek üzere sürüden tardedilmektedir. Bu, filler için en büyük cezadır. Zira filler toplu halde yasamaya alıştıkları için, sürüden ayrılan filler müthiş öfkeli olurlar. Her önüne gelene, hatta insanlara bile saldırırlar.
Kargaların sesleri, duruma göre değişme göstermektedir. Aslında kargalar, bu sesleri kendi hemcinslerini herhangi bir tehlikeden sakındırmak için çıkarmaktadırlar. Neşeli ve sevinçli zamanlarında ise kahkahaya yakın sesler çıkarırlar.
Karga sürülerinin araştırılmasında tesbit edildiğine göre, kargaların hayatlarında enteresan durumlar mevcuttur. Ekland şöyle diyor:" Karga kendisinden daha büyük ve daha kuvvetli kuşlara da kendisine has hileleri sayesinde galip gelmektedir. Hırsız, alçak ve hasis olduğu gibi, tetkik edildiğinde azgın ve zararlı olduğu da görülür.
Meselâ; uyurken bir kısım kargaların komşularıyla uzun kavga ve gürültüden sonra bir başka yere gittiklerini, burada bir dala çıkıp uyuklamaya çalışan yaşlı bir karganın etrafında dönüp durduklarını, hatta dengesini bozup düşürdüklerini, bu saygısızca eğlence dolayısıyle kahkahaya benzer gürültü çıkardıklarını görmüştüm."
Kargaların hayatlarından öğrenildiğine göre, onlar güneşte parlayan her şeyi severler. Her karganın da bir ağaç kovuğunda veya bir kayanın altında kendisine has gizli depolan vardır. Bunların birisinde yapılan bir incelemede, kırık bir ayna, bir fincan sapı, saç parçası, madeni parçalar bulunmuştur ki, bunların hepsi de güneşte parlayan cinsten şeylerdir.
Bazı hayvanlar, insanların da sözlerini anlar ve karşılık verirler. Meselâ, insanlar, tavukları hepimizin bildiği şekilde yeme davet etmektedir. Kaz ve ördekleri ise bir başka şekilde çağırıyorlar. Köylerde çocuklar balıkları avlamak için özel bir ses çıkararak onların toplanmalarını temin ederler.
Hepimiz biliriz ki, köpekler ev sahiplerinin emirlerini anlarlar ve tatbik ederler.
Köpeğin, seslerle hareketler arasındaki alakayı çabuk kavraması onun insanlar nazarında olduğundan daha da zeki tanınmasını sağlamıştır. Meselâ, bir köpeği sokağa çıkarmadan önce "haydi, gezmeye gidelim" denirse, birkaç defa sonra hayvan bu cümle ile sokağa çıkma arasındaki bağı anlar. Çoban köpekleri de bu ses ve hareket kabiliyeti sayesinde sürüleri beklemekte, onları intizama sokmakta büyük basarı gösterirler.
Öte yandan sirklerde çalıştırılan bazı köpekler aritmetik problemleri halleder. Bu köpekler toplama, ya da çıkarma gibi sorulara gerekli sayı kadar havlayarak cevap verirler. Bunlar kaç defa havlıyacaklarını terbiyecilerinin parmak, ya da dudak hareketlerine bakarak anlar. İnsan gözünün farkedemeyeceği kadar hafif bir kıpırdamayı farkeden köpekler parmak, ya da dudağın her kıpırdayışından bir defa havlayarak istenen cevabı vermiş olur.
Diğer yandan bitkilerin de konuştukları anlaşılmıştır. Bitkilerin konuşmasını öğrenebilmek için özel olarak yapılmış bir cihazın giriş elektrotları bitki yaprağının altına ve üstüne sıkıştırılarak cihazın çıkışına bağlandığında hoparlörden sesler işitilir. Bu sesler bir teybe kaydedildiği gibi doğru akım kayıd cihazına bağlanarak kağıt üzerine grafik olarak da çizilebilmektedir.
Bitkiler üzerinde elektronik cihazlarla yapılan tetkik neticesi bitkilerin, köpekler, balıklar ve kuşlar gibi haberleşen canlı varlıklar olduğu tesbit edilmiş ve diğer canlılar nasıl ı/yarılıyorsa bunların da öylece uyarıldıkları öğrenilmiştir. Uyarılma sonucu titreşimlerin artık azaldığı ve bu hislerin hayvandaki iç üzüntü hissi benzeri olduğu tahmin edilmektedir.
Yahut diğer bir tabirle pisikogalvanik karekterin mevcudiyeti ve değiştiği görülmüştür.
Verilen misallerde de görüldüğü gibi gerek bitkiler ve gerekse hayvanlar kendi aralarında anlaşabilmekte ve haberleşebilmektedir. Bu durum Yüce Beyan'ın bahsettiği, canlı cansız bütün varlıkların, Yaratıcı'yı, bizim anlıyamadığımız şekilde tesbih ettiği hususu ile bir "Hak Dostu"nun kuş dilini bildiği ve onları hizmetinde kullandığı hususlarına ışık tutmaktadır.
Halil Kayhan