Mart 1980 · s. 10 · 5 dakikalık okuma
Canlılar Arası Muvazene

Dünyada canlılar dolaylı yolla ilişkili olarak bir ahenk içerisinde ortak yaşarlar (sembiyozis). Bu ortak çalışmaya dışarıdan bir el karışsa karıştırır. Bazı canlılar bazı canlıları yok ederek bunların belli sayıda olmasını sağlarlar ve gerek insana gerek kâinatın ahengine uygun bir zemin oluştururlar. Bu uygun zemine kimi canlılar da artıkları ve pislikleri temizlemek suretiyle hizmet ederler.
İngilizler Mısır’ı işgal ettiklerinde Nil nehrindeki yengeçleri gördüler ve bundan istifade etmeyi düşündüler. Normalde yengeç suya az miktarda zehir katıyordu. Fakat nehirdeki timsahlar yengeçleri yiyerek muvazeneyi sağlıyordu. İngilizler yengeçlerden istifade edelim diye timsahları öldürünce ortaya bir salgın hastalık çıktı.
Timsahlar yengeçler1 ağzına aldıktan sonra kıyıya çıkıyor, ağızlarını açıyor ve civardaki et (yiyen timsah kuşları timsaha hazmında yardımcı oluyor ve böylece timsah kuşları da nasibini almış oluyordu.
Aynı zamanda avcılar geldiğinde timsah kuşları, timsahları uyararak kaçmalarını sağlıyordu. İngilizler timsahları öldürünce bu kuşlar da yiyecek bulamadıkları için kuşlarla alakalı muvazeneler de bozulmuş oluyordu.
Avrupa’da Ladin ağacıyla beraber yaşayan bir ağaç cinsi vardır. Köylüler Ladin ağacı kıymetli olduğu için, yanındaki bu değersiz ağaçları keserler. Böylece yaratıcı tarafından bu ağaçlar arasında kurulan ortaklaşa düzen bozulduğundan, Ladin ağaçları da çürümeye terkedilmiş olur.
Çok obur olan alakargalar, meşe palamutlarını hem yerler, hem de daha sonra yemek için orman dışına çıkarak toprağa gömerler. Fakat sonradan sakladıkları bu yerleri unuttukları için bulamazlar. Böylece palamutlar geniş bir satha hem dağıtılmış, hem de ekilmiş olur.
Çam kozalağı içindeki çiçek tozlarını almak için bir böcek kozalağa girer. Kozalakta bir manivelaya basınca çiçek tozu hayvanın sırtına bulaşır. İşin garibi hayvanın sırtı da çiçek tozunu taşımaya müsait bir yapıda olduğundan çiçek tozunu yüklenen böcek bunu başka bir yere taşımış olur. Çiçek tozlarının başka yerlere iletilmesi, manivela tertibatının konması, konan hayvanın sırtının bu işe müsait olması, şuursuz bir böceğe verilebilir mi?
Bir zamanlar İtalya’da fareler öldürülünce, farelerle beslenen yılanlar Roma’yı istila etti. Kâinattaki muvazeneleri karıştıran Romalılar yılanlarla karşı karşıya kaldılar.
Mantar yosunu soğuktan korur. Topraktan aldığı su ve madeni tuzların bir kısmını yosuna verir, kendisi oksijen çıkarır. Yosun, karbondioksiti fotosentez yoluyla su ve ışıkla birleştirir, şeker yapar; bir kısmını da mantara verir. Bu da diğer bir ortak yaşama (sembiyozis) numunesi.
Yılanyastığının erkek ve dişi çiçeklerini örten kıvrılmış bir yaprak vardır. Bu yaprağın yalnız yukarı kısmında ufak bir giriş yeri mevcuttur. Bu bitkiler, küçük böcekleri çekmeye yarayan bir koku neşrederler. Bundan başka kıvrılmış yaprak içindeki ısı derecesi, dışarıdakinden 16°C kadar fazla olduğundan böcekler, soğuk gecelerde buraya sığınırlar. Bu böcekler yaprağın üst kısmındaki delikten erkek ve dişi organların bulunduğu yere girerek en dipte bulunan dişi çiçeklere kadar giderler. Burada dişi çiçekleri getirdikleri polen tozları ile döllerler. Erkek, çiçek ise, henüz olgunlaşıp polen verecek duruma gelmemiştir. Böcekler dışarı çıkmak istediklerinde, erkek çiçeklerin, üzerinde bulunan küçük kılların aşağıya doğru kıvrılması yüzünden bu arzularına muvaffak olamazlar. Yani erkek çiçekler, bu böcekleri dışarıya bırakmazlar; bu arada erkek Çiçeklerin olgunlaşması tamamlanır. Ve polen tozları böceklerin üzerlerine dökülür. Artık, böceklerin hapsedilmelerine ihtiyaç kalmadığı için, erkek çiçekler açarlar. Böylece böcekler de tekrar dışarıya çıkarak diğer yılanyastığını döllemek için yola koyulurlar.
Aslanlar aylarını yakaladıklarında onları devamlı takip eden çakal, sırtlan ortaya çıkar. Bazen de bunun aksine büyük hayvanlar daha küçük hayvanların davranışlarıyla bir besin kaynağından haberdar olabilirler. Mesela, büyük bir hayvan leşi üzerinde bulunan kargalar bu leşi parçalayamadıklarından, çeşitli davranışlarıyla akbabaları davet ederler. Böylece, hem ortaklaşa besinlerini temin, hem de kâinatın temizliğine hizmet ederler.
Amerika’nın Alaska yarımadası ile Asya arasındaki Bering Boğazında Pribilof takımadalarından St Paul adasına halkın gıda ihtiyacını karşılamak üzere, Amerika hükümeti 1911 yılında ren geyikleri koymuştu. Bunlar zamanla çoğalarak 21 yıl sonra, yani 1932’de 523’e, 27 yıl sonra, yani 1938’de de 2000’e ulaştılar. Adada yırtıcı hayvan hemen hemen yoktu. Bu yüzden de başlangıçtaki 4 erkek, 21 dişi geyik 2000 geyik olmuştu. Fakat 1950 yılında geyik sayısının birden 8’e düştüğü görüldü. Yırtıcı hayvanlar geyiklerin kabiliyetlerinin gelişmesine dolaylı yolla hizmet ettiklerinden, yırtıcı hayvanlar olmayınca zayıf ve nakıs yetişen geyikler de yaşayamadılar.
Kuzey Amerika’da yaşayan bir çeşit tavşan grubu da kendine has bir usulle artış hızını frenler. Öyle bir an gelir ki, binlercesi birden ölür. Bu hal her on yılda bir tekerrür eder. Hayvanlar üzerinde yapılan otopsiler hiçbirinin açlıktan veya salgın bir hastalıktan ölmediğini göstermektedir. Neticede bunların, kalabalık olma sebebiyle sinir sistemlerinin bozulduğu ve bunun da bünye üzerinde tesir gösterdiği anlaşılmış oldu.
Bu duruma göre hayvan sayısını, kâinatın umumi gidişatına göre bir ayarlayanı var ki, nizam devam ediyor.
Balıklar milyonlarca yumurta yapar. Bu yumurta, neslin devamı için mühim olduğu gibi diğer hayvanları da, yardım nevinden bir gıda kaynağı olur. Balık bu fazla yumurtayı hayat mücadelesi için yapmaz; ilham ile veya ilahi sevk ile başka hayvanlara yardım için fazla yumurta yumurtlar.
Seneler evvel Avustralya’da bir yere koruyucu bir çit vazifesi görmek üzere bir cins kaktüs dikilmişti. Avustralya’da kendine düşman bulunmadığı için kaktüs alabildiğine yayılmağa başladı. Büyük bir tehlike arz eden bu durum karşısında araştırmacılar kaktüsle geçinen bir böcek çeşidi buldular. Çoğaltılan böcekler galip gelerek kaktüsler normal sayıya indi. Böylece böceklerle kaktüsler arasında yeniden muvazene tesis edilmiş oldu.
Akça ağacın köklerine sucillis radicicola denilen bakteriler girerek havanın azotunu alır, bitkiye faydalı hale getirir. Bitki azottan faydalanırken bakteri de bitkiden karbonhidrat alır. Bu, kâinattaki karşılıklı yardımlaşmanın bir misalidir.
Ziraatçılar böcekler arasındaki muvazeneyi görünce çeşitli böceklerin yaptığı zararı azaltmak için bunlara düşman böcekleri kullanmışlardır. Calosoma sycophanta adlı, iri yapılı Kınkanatlı faydalı böceği toplayıp kır tırtılının kavaklardaki zararına da böylece mani olmuşlardır.
Yeni Zelanda’da lahanalarda zarar yapan yaprak bitine karşı kullanılmak üzere, Avrupa menşeli avcı bir gelin böceği İngiltere’den gönderilmiştir.
Kaliforniya’da turunçgillere çok zarar veren torbalı koşnil’e Avustralya’dan bunun düşmanı olan Rodolia sadece 28 adet olmak üzere getirtilmiş olup, birkaç yıl içersinde Torbalı koşnil salgını önlenmiştir.
Kum böcekleri, gelin böcekleri v.s, çoğu, gerek ergin halde ve gerekse larva döneminde iken yaprak bitleri, kabuklu bitle, unlu bitler, beyazsinekler ve kırmızı böcekler ile beslenirler.
Sebze ve pamuklarda zararlı pek çok gece kelebeğinin bağlı bulunduğu Noctuidae familyasından bazı tırtıllar, kabuklu bitlerin düşmanı olarak tanınmıştır; bu türler böcek yumurtası yerler.
lchneunonidae familyası türleri, konukçuya da aylarını arayıp bulma bakımından hususi hassalara sahiptir. Mesela ağaçların odun kısımları içinde yaşayan larvaların yerlerini keşfeder, burasını uzun yumurta koyma boruları ile delerek yumurtalarını koyar.
Türkiye’de, canlılar arasında bu karşılıklı muvazeneden istifade edilerek çeşitli zirai çalışmalar yapılmıştır,
Pros paltella, san, jose kabuklu bitine karşı ilk defa Fransa’dan Türkiye’ye getiriliyor.
Scutellista, Adana’da, Ege’de, zeytin kara koşnili ile kanlı balsırayı etkisi altında bırakır,
Leptomastix, Antalya’da turunçgil unlu bitine karşı kullanılmak üzere Leticiye dağıtılmıştır.
Aphytis, Aspiditiophagus, Ege bölgesinde Diuspidae familyası kabuklu bitlerine karşı kullanılmıştır.
Aphytis, Akdeniz bölgesinde de Amonidiella’la arız olur.
Dr. Polat HAS