Mayıs 1993 · s. 32 · 4 dakikalık okuma
Can Yoldaşlarıma
CAN YOLDAŞLARIMA
Sizleri ne kadar çok seviyorum ah bir bilseniz... Biriniz uzak gurbetlerde, biriniz yalan uzaklıkta... Öbürünüz iç gurbetimde... Ve diğeriniz... Aynı anda, aynı yerde, aynı havayı soluklarken bile hep ‘aynı’ olamamanın hicranını yaşadım yıllar yılı. Özlemek hafakanım oldu; yanımda olduğunuz zamanlar bile hep gurbet hıçkırıp durdum.
Keşke ‘bir’ olsaydı ruhlarımız aynı mana közünde... Aynı mağmada öz tonunu bulsaydı nakış nakış renk renk..
“Levlaküm lema huliktu” (Siz olmasaydınız ben yaratılmazdım) diyesim geliyor içimden yer yer... Ama ben sadece Allah’ın kuluyum. İsyan, inkar, itham ve ahkâm bana düşmez!
‘Birisi sizi görmek istiyor Kim o?...’‘O!’’O mu?...’ İşte O!... Evet sen O sun... Canım benim... Sizlere kavuşmak, vuslat düğünü. Nasıl çekiyorum yakîn sahnelerini zamanın şeridinden saniye saniye. Cennet’e ulaşma zevki mi. sizlerden esip gelen lezzet-i ruhani mi?.. Acep hangisi? İçim içime sığmıyor sizler geldiniz. Bayram mı geldi acaba?
Size halinizi, etvarınızı sormak dilerdim. Lekelenmesin bayraklarınız. Bulanmasın düşünce deniziniz. Aman düşmeyesiniz dönüşlerde. Birinize binlerce başım feda olsun.
Sizden öğrendim sadakati... Sizlerde gördüm saf edebi, duru hayayı... Sizler yumuşattınız kaskatı kalbimi. Sizler uzattınız vefa elinizi, sürçtüğüm cefa çukurlarında.
Ülkeler ötesinden duyuyorum sımsıcak sesini. Ne kadar yakınsın. Sanki yanı başımdasın. Kollarımı uzatsam nerdeyse boynuna sarılacağım. Ama sen yoksun! Kavuşuruz belki bir gün. Gelir mi o gün? Gelir misin?. Erebilir miyim? Bilmem...
Siz kimsiniz?...
Ben söyleyeyim. ‘Üstünler’siniz; isim isim dualarım bunun için... Son zamanın şefkat bulutlarından süzülen sevgi yağmurlarısınız; kucaklar dolusu alakam bunun için. Şiir şiir, nesir nesir ve rüya rüya ıstırabım kalbimin iz düşümleridir. Özüme işlenmiş çizgiler, sizin ayak izlerinizdir; bunun için...
İçimdekilerini söyler dilim, ruhumun çilesini çizer kalemim. Bense ağlarım sadece. Ağlarım hep sizinle. Sizsiz ben yokum sanki şu varlık dünyasında. Bir gün kaybolursanız -içim burkuluyor- bilin ki ben de yokum. Düştüğünüzü duyarsam bir gün, bilin ki ben de çökmüşüm.
Dayanamam sürçmenize. Hele ağlamanıza... N’olur ağlatmayın bundan öte. Ağlıyorsam, sanmayın ki kırılmışım... Ofluyorsam, zannetmeyin ki bıkmışım bekçilikten. Hüzne gülmüşüm daha baştan ben.
Buket buket güller uzatsaydım. Kâse kâse nur sunsaydım. Kevserleri dökseydim başınızdan. Yırtsaydım şehadet perdesini, görseydiniz ayan beyan manayı. Yarılsaydı kalbim, doldursaydınız içimi; yer kalmamak üzere ağyara. Ellerinizdeki nur ateşiyle yaksaydınız günahlarımı.
Sizler benim şefaatçilerim. Sizler benim dayanağım. Sizler benim Nur kardeşlerim. Sizler benim canlarım.. canlarımsınız benim.
Sizin canlarınızdan can alır benim canım. Birinizin kalbi ölümü, ölümüm demektir. İki can ölür ölümünüzle...
Sakın unutmayın kıtmirinizi dualarınızda. Beni de görün rüyalarınızda zaman zaman da olsa. Hatırınızdan çıkarırsanız hüzünlenirim. Kırılırım sonra.
Bastığım yerleri silinmezcesine kirlettim belki şimdiye dek... Gönül tahtınıza bir kerecik olsun kadem basabilmem için ‘buyur...’ der misiniz? Ayak izlerimden tanırsınız belki beni mahşer izdihamında. Veya hesap yalnızlığında, sırat boşluğunda.
Kimsesiz bir yetimim. Kimim kimsem yok benim. Dostlarım, arkadaşlarım, enis ü yoldaşlarım ve hayırhahlarım sizlersiniz. Ötesinde kan yakınlarım çok uzak gelir bana.
Size bir vasiyetim olsun: şehit olmaktır hasretim. Allahım! Bir kefen nasip etme bana. Ama işlenmemişse alın yazıma... Kimseye bırakmayın beni, ben ölünce; siz yıkayın. Sular temizlemez beni; gözyaşı nurlarınızla yuyup paklayın ve Kur’an bulutuyla kefenleyin. Kucak kucak şefaat çelenkleriyle gelin mezarım m başına. Terketmeden önce beni toprağa, ‘En uzaktaki en yakınım’ yatsın benden evvel o çukura. Alışayım ben de o sayede. Alışayım yapayalnızlığa, hesaba ve ıssızlığa. Peygamber köyünün toprağından serpin üzerime... Hayır, hayır!.. Örtün üstümü o toprakla, yorganım olsun, korktuğum anlarda başıma çektiğim... Dökün, getirebildiğiniz kadar dökün; yorgansız üşürüm ben. Kürek kürek atılan toprak sıkıştırır, boğar, keser nefesimi. Zaten bitiktir nefesim. Nurani avuçlarınızla ısıtıp öyle koyun üzerime toprağı. Ayet ayet, hatim hatim ve damla damla okuyun, sarmalayıp beni Kur’an’la. Acele etmeyin. Birazcık daha beraber kalalım. Sizden ayrılmak bana giran gelir. Hesap melekleriyle mahkemem çetin geçeceğe benzer. Tek başıma bırakmayın, ürkerim sonra. Biriniz başucumda mezar taşım, diğeriniz de ayak ucumda... Ümitsiz değilim ama, bohçam da boş. Müflisim bu zorlu yolda.
İster inanın, ister inanmayın...
Bazen, ölmek istiyorum hemen. Sormayın niçinini?
Görüyorsunuz: tam olmuyor birlikteliğimiz, bu cesetle birlikte, Bir düşünüyorum da sadece ruh kalsaydım, ziyarete gelirdim bir anda hepinizi. Rabbim dilerse. o da olur belki zamanla. Gelirdim çok yakın ötelerden dünyanıza, yanıbaşınıza. Girerdim rüyalarınıza, hasret gidermek için. Orada bile hep ağlarken görürdünüz beni için için. Ya günahlarıma.. veya sizin için. Ama siz ağlamayın n’olur... Dayanamam... Hatırlar mısınız., bir zamanlar, her zaman olduğu gibi ağlaşmıştık yine. Göz damlalarımızı emmişti toprak. Sarmaş dolaş olurken bile gurbet hicranı vardı sinelerde. Ve ayrılmıştık... Binbir ateş, binbir özlemle... Sormayın gerisini! Bir ben bilirim, bir de Rabbim. O mahzun gidişiniz... Ardınızdan, yere eğilmiş, ellerimi ıslak toza toprağa sürmüş. Adeta nemini dahi bırakmamak için yüzüme gözüme sürme yapmıştım.
Ne kadar çok isterdim: her biriniz için apayrı ‘destan’ yakayım. Hanginizi hanginizden kıskanayım bilmiyorum ki, Her birinizi daha çok seviyorum ötekinizden. Sizler birbirinize layıksınız. Ya ben?...
Layık değilim size!.. Biliyorum. Ama büyüklük sizde kalsın yine de. Siz gecelerime vefalı koç yiğitler oldunuz hep. Ahde sadakatinizle sözünüzün eri olduğunuzu ispat ettiniz yıllardan beri. Bense kapısında emekledim durdum vefanızın.
Eğer bir gün.. hainlik beni zincire vurup, cenderesinde parça parça ayırırsa, ayırmayın beni aranızdan. Vefasızlığım bıktırıp usandırmasın sizi. Bir de unutursanız, O’nun da unutmasının delili sayarım bunu... Ve hepten biterim. Ben zaten baştan söylemiştim bir hiç olduğumu. Koparırsam kardeşlik urganlarını, ellerinizle tutun dört bir yanımdan. Beni bana bırakmayın. Çünkü çok çektim ben, şu olmaz olası kendimden.
Nasıl beraberiz, hala şaşıyorum!
Affet Allahım... N’olur affet! Bana bunların hesabını sorma.
Musa HOP