Kasım 2001 · s. 486 · 4 dakikalık okuma
Çağımızı Nasıl Seslendireceğiz?
Bütün cihan gökleriyle, yerleriyle, fezanın derinlikleriyle, denizlerin dipleri ve arzın dört bir yanıyla, canlı cansız bütün mahlukatın hal lisanıyla ve bizzat insanın diliyle ifade edilen tesbih ve zikirlerle doldurulmuştur. Her varlık yaratılış gayesinin tahakkuku için var gücüyle gayret göstermektedir. Küçük sesler büyük seslerle beraber muazzam ve muntazam bir koro teşkil ettiğinden, muhteşem bir evrad ve ezkar zemzemesi ile kainat her an ihtizaz içindedir. Kalb gözü açık olanlar derecelerine göre bunun farkındadırlar:
'Şu kainat tamamıyla büyük bir delildir. Gaybın dili, bu şehadet aleminin diliyle birlikte O'nu tesbih etmekte, Birliği'ni ilan etmektedir. Evet, büyük bir sesle Rahman'ın Birliği zikredilmektedir: La ilahe illa hu...'
'Bu Kainat'ın bütün zerre ve hücreleri, bütün kısım ve uzuvları zikreden birer lisandır: o büyük sesle beraber derler ki: La ilahe illa hu...'
'O diller çeşit çeşittir, o sesler mertebe mertebedir. Fakat bütün zikir ve sesler bir noktada toplanır: La ilahe illa hu...'
'Bu bir büyük insandır, büyük sesle zikreder; bütün parçalarının, zerrelerinin, küçücük sesleri o yüksek sesle beraber derler ki: La ilahe illa hu...' (Lemaat)
'Dinle, havadaki demdeme, kuşlardaki civcive, yağmurdaki zemzeme, denizdeki gamgama, gök gürültüsündeki rakraka, taşlardaki tıktıka birer okşayıcı mana taşır...'
'Havadaki musikiler, gökgürültüsündeki haykırışlar, dalgalardaki nağmeler, O'nun büyüklüğünü zikreder. Yağmurun çisiltisi, kuşların ötüşü; rahmeti dile getiren birer tesbih, hakikate bir mecazdır.'
'Eşyada olan sesler, kendi vücudlarına işaret eden birer sestir; ‘Ben de varım!’ derler. O sessiz Kainat birden söze başlar: ‘Bizi cansız zannetme, ey boşboğaz insan!’
'Kuşları ya bir nimetin lezzeti söylettirir, ya da bir rahmetin inişi.'
'Ayrı ayrı seslerle, küçük ağızlarıyla rahmeti alkışlar, nimet üstünde iner, şükür ile uçarlar.'
'Onlar işa-reten derler: "Ey kardeşler! Ne güzeldir halimiz: Şefkatle yetiştirilmişiz; halimizden memnunuz." Sivri gagalarıyla fezaya birer nazlı ses saçarlar.'
'Güya bütün kainat ulvi bir musikidir, onun zikir ve tesbihlerini iman nuru işitir. Zira hikmet, tesadüfü reddeder, nizam ise evham veren herşeyi kovar.'(Lemaat)
Bu hususta daha net ve müşahhas olarak bulunduğu alemi kendi zikir ve heyecanları ile seslendiren bülbülü ele alacak olursak, 'Mülkün gerçek Sahibi ve Maliki olan Zülcelali ve’l İkram’ın merhamet dolu huzuruna en latif bir tesbihi, en latif bir sevk içinde, gül gibi en latif bir yüzde takdim etmektedir.' (24. Söz)
Yani kendisini yoktan var edip en güzel şekilde yaratan Allah tarafından hayvanlar namına, bilhassa kuşlar adına bir hatip seçilen bülbül, Cenab–ı Hakk’a karşı teşekkürlerini arzetmek için tesbihatını en ince heyecan ve hissiyatı ile gül gibi en güzel bir yüzde takdimi tercih etmiştir. Bizler nasıl çok büyük iyilikleri dokunmuş bir velinimetimize teşekkürlerimizi arzetmek için, elbette en güzel kağıt ve kalemi seçip, derin hissiyatımızı şevk içinde yazmaya gayret edersek, bülbül de benzer şeyleri yapmıştır. Bu isabetli davranışı bizlere örnek olmalıdır.
Elbette bu hususta bizim için en büyük ve en mühim rehber Muhammed Aleyhisselam’dır ki, o mübarek zat, 'Bütün bülbüllerin en faziletlisi, en şereflisi, en nurlusu, en aşığı, en büyüğü, en kerimi, sesçe en yükseği, vasıfça en parlağı, zikirce en mükemmeli, şükürce en umumisi, mahiyetçe en kamili, suretçe en güzelidir. Kainat bostanında, göklerdeki ve yerdeki bütün varlıkları latif secileriyle, leziz nağmeleriyle, ulvi tesbihatlarıyla vecde ve cezbeye getirmektedir. Evet o, insanlığın şanlı andelibi, Ademoğlunun Kur’an sahibi bir bülbülüdür. Allah’ın salat ve selamı onun ve emsalinin üzerine olsun.' (24. Söz)
Onun peşinden gelen ve çağlayan, misk ve anber kokularına boğan Asr–ı Saadet’in altın nesli de bu gök kubbede hoş bir sada bırakıp gitmişlerdir. Hala onların örnek hayatlarını inceleyip ibret almaya ve kendimize güzel bir yol çizmeye çalısıyoruz.
Peki bizler çağımızı nasıl seslendireceğiz? Hiç kimsenin sahip olmadığı manevi hazinelere sahip olan ve çağın her türlü teknolojik imkanlarından istifade edebilme konumunda bulunan bizlerin insanlığa karşı çok büyük mükellefiyetleri olsa gerektir. Ağaçların, kuşların dillerinde tesbih olan İlahi isimlerin çoğunu hem biliyoruz, hem de tefekkür yoluyla herkese bildirecek ve kainata ilan edecek durumdayız. Bu hususta bizden daha talihli olanları bilmiyorum. İnsanlığın gönül dünyasını ihya edecek ab–ı hayat kaynaklarına sahip olanların, yerlerinde durmaları ve dolap beygirleri gibi yerlerinde saydıkları halde büyuk mesafeler kat etmiş gibi bir havaya girmeleri mümkün olamaz. Cihanı ihtizaza getirecek aşk, şevk ve heyecanın kaynağında bulunanların yorgun, bitkin ve bıkkın bir vaziyette yere çakılıp kalmaları düşünülemez. Mübarek Anadolumuzun güler yüzünu, engin kültürünü cihanın her köşesine taşıyacak olanların bir an önce silkinip kalkmaları gerekir.
Zaten kaderin adil olduğuna da inanıyoruz. Belki de büyük bir gevşeklik ve uyuşukluğun bedeli olarak insanımız şu andaki krizlerin sıkıntısını çekiyor. İşin doğrusu, kendi isteğiyle dünyaya açılmayan insanımızı kader zorla hicret ve seyahate sevk ediyor. Öyleyse daha neyi bekliyoruz?...