Mart 1983 · s. 16 · 4 dakikalık okuma
Burnumuz ve Kokular

İnsanoğlunun güzel kokulara karşı fıtrî zaafı olduğu bir gerçektir. Herkes güzel kokan yiyecek ve içecekleri tercih eder. Giyeceklerimize de güzel koku sürmekten ve onların güzel kokmasından hoşlanırız.
Rio de Janeiro da bir ekmekçi, bir lavanta mütehassısına taze ekmek kokusunu, ekmeğin ambalaj kağıdının üstündeki isim ve adresin yazıldığı mürekkebe karıştırınca satışın iki misli arttığını müşahade etmiştir. İtalyada da bir şirket, broşür ve prospektüslerinin kağıdına hafif bir yanık kokusu bulamak suretiyle işlerini çoğaltmasını bilmiştir.
Mutfakta pişen güzel bir yemeğin kokusunun herkesin üzerinde nasıl bir tesir bıraktığını hepimiz biliriz. Hazım cihazıyla ilgili guddeler harekete geçmekte, ağızlar sulanmakta, ve ailede derhal bir huzur havası esmeğe başlamaktadır.

Kullandığımız eşyalar, üzerimizdeki elbiseler, yediğimiz gıdalar, yanından geçtiğimiz insanlar velhasıl etrafımızdaki her-şey kendine has bir koku neşreder. Bebekler doğar doğmaz hatta görmeğe başlamadan evvel, kokulara karşı hassasiyet gösterirler. Hoş kokular hazımlarını kolaylaştırır, kötü kokular ise ağlamalarına sebep olur.
Bir ingiliz psikologu 1952 yılında yaptığı araştırmada, esasında çalışkan olan memurlarda zaman zaman görülen bıkkınlık ve huysuzluğun meydana gelmesinde, dosyalar, kağıtlar, yazıhanelerin asırlık eski mobilyaların neşrettiği bir nevi sıkıntı kokusunun büyük tesiri olduğunu göstermiştir. Hakikaten eski ve çürümüş eşyaların çıkardığı koku bıkkınlık, bezginlik ve üzüntü aşılar.
Yapılan tecrübelerde, koku alma duygularımızın gençlik çağında daha keskin olduğu, kokulara karşı, kadınların erkeklerden daha çok hassasiyet gösterdikleri, ve bilhassa yemek zamanlarında henüz açken çok iyi koku aldıklarını tesbit etmiştir.
Bazı meslekler insanların kokulara karşı hassasiyetini fazlasıyla inkişaf ettirebilir. Bazı kimselerin 5000 tür kokuyu hafızalarında tutabildikleri görülmüştür. Tekstil mütehassısları sırf koklamakla bir yünün Arjantin veya Avusturalya menşeli olup olmadığını anlayabilirler. Bir lavanta mütehassısı çocuklarının odasına girerek, birisinin hafta içinde ateşlendiğini sırf kokudan anlayabilir.

Vaktiyle doktorlar muhtelif kokuların kendilerine has kokularından, o hastalığın teşhisinde yararlanırlardı. Mesela veba; bal, kızıl; sıcak ekmek kokar. Kangrenin kokusu tâ uzaktan duyulabilir. Günümüzde bile doktorlar hastalarının üzerindeki kokudan, içki ve sigara içip içmediğini, temiz olup olmadığını bazan da mesleğini anlayabilir. Çok defa hastanın neler yediğini de anlamaktadırlar. Hayatın ve sıhhatin bile kokusu vardır.
Her insanın kendine has bir kokusu vardır. Bu koku ne kadar hafif de olsa bazı hayvanların sahiplerini bulmaya yeterlidir. Ayrıca insanlar değişik hisler taşıdıklarında değişik koku yayarlar. Kokularımızın ruh halimize göre değiştiği anlaşılmıştır. Heyecanlı ve zevkli anlarda, korkulu anlarda değişik kokular neşrederiz. Ayrıca kıskançlık, intikam, sevinç hislerinin bedenimizde meydana getirdikleri değişiklikler ayrı birer koku yaymamıza sebep olmaktadır.
İnsanların kokulara karşı gösterdiği reaksiyonlarda muhteliftir. Meşhur Alman şairi Goethe çürük elma kokusundan bayılacak derecede rahatsız olurken, meşhur Şiller'in kocası ise çürük elma kokusundan zevk aldığını ve yazı yazmak için bu kokuya ihtiyaç duyduğunu söylemiştir. Bundan dolayı da çekmecesinde daima çürümüş elma bulundururdu.
Dünyamızda 400.000'e yakın fıtrî, 200.000 de sentetik koku olduğu söylenmektedir. Bunlardan misk 800.000 çeşit havada bile kendini gösterir. Kâfur ise 400.000 çeşit havada kendini belli edebilir. 1 mg "scatol" ise en büyük sarayın salonunu saniyede tahammül edilmez hale getirebilir.. Şükür ki dünyamızda böyle kokular hakim değil.
Koku nedir? O güzelim çiçeklerin dalından koparılmasına sebep olan, zevkle burnumuza çektiğimiz koku hakkında neler biliyoruz? Kokular; kokulu cisimlerden çıkan gaz halindeki moleküllerin burun boşluğunun üst yüzündeki sinir uçlarıyla dolu mukozaya temas etmesi sayesinde teşekkül ettiği sadece bir faraziyedir. Cisimlerden kopan minik parçaların burnumuza girmesiyle koku alsaydık zamanla binlerce molekül burnumuzdaki koku alma sinirlerinin uçlarını tıkayabilirdi. Böyle bir durumda kokulu cisimlerin ağırlıklarının azalması gerekirdi. Böyle birşey vaki değildir. Kokunun, burnumuzdaki sinirlere çarpan gayr-i maddi elektromanyetik radyasyonlar olduğu gerçeği akla daha yakın ve tecrübeler de bunu doğrulamıştır.
Buna göre her kokunun bir frekansı (saniyedeki titreşim sayısı) vardır. Gülün ayrı, menekşenin ayrı yaseminin ayrı birer koku frekansları vardır. Kokular, bu frekansları sayesinde, elektronik cihazlarla çok uzaklara nakledilebilirler. Telsiz, radyonun sesi, TV'nin resmi gibi.
Hz. Yakub'un (as) oğlu Yusuf (as) un kokusunu çok uzaklardan duyması Hz. Yakub'un gösterdiği bir mucizedir. Bu mucize Elmalılı Hamdi Yazır'ın tefsirinde beyan ettiği gibi; "Yaratılışta Allah'ın iradesiyle kokunun dahi havada telsizle şimşek gibi nakledilmesi hadisesinin vukuuna ve buna ait gizli kaidelerin varlığını haber vermektedir. Bu hadise her ne kadar mucize ise de çalışmak şartıyla biz insanlar için kokuyu ve ona benzer şeyleri nakletmek mümkündür."
Bunun için günümüzde koku nakletme konusunda yoğun çalışmalar vardır. Her kokunun frekansını ölçebilecek özel bir frekansmetre yapmak konusunda, elektronik uzmanları çalışmaktadır. Bu frekansmetre cihazı sayesinde, her kokunun frekansı ölçülecek ve bu frekansta osilasyon yapan verici osilatörler yapılacaktır. Bu verici osilatörün yaptığı osilasyon sayesinde kokular elektromanyetik dalgalara çevrilip çok uzaklara bir anda nakledilecektir. Bu osilatörlerden her hangi birinin frekans bandına ayarlı özel bir alıcı ile kokuyu evinizin içine alabileceksiniz. Bu alıcı televizyonunuza veya kolunuzdaki elektronik saate yerleştirilmiş bir ufak cihaz da olabilir. Bu konuda aşağıda bir blok resim hazırlanmıştır.
Demek oluyor ki: Her çiçek kendine has bir frekansta osilasyon yapan verici, burnumuzda bu osilasyon frekanslarına ayarlanıp kokuları beyine yollayan mükemmel bir alıcıdır. İnsanoğlunun bu mevzuda yapacağı hiçbir şey burnumuzun yapacağından daha mükemmel olamayacaktır.
Mesut Sıtkı SÜHAN