Sızıntı Arşivi

Şubat 1996 · s. 30 · 2 dakikalık okuma

Burkuntu Ve Hicret

Salih Zafer · Edebiyat

Fatih Zafer

Anıların gözyaşında billurlaşmasını yaşadım. Ayrılıkların binlerce türküde motif oluşunu düşledim, sırrına erdim. Dostluk ve kardeşliğin kemale ermiş misaline şahit oldum. Dostlarımdan ayrıldım ve peşi sıra özlemi tattım, henüz saat bile geçmeden üzerinden. Yaban ellere uğurlarken kardeşlerimi gözyaşlarımı da yüreğime akıttım. Hicretin manası doldu ruhuma ve teselli buldum.

Peygamber mesleğinin değişmeyen mesaisi. Sevda çağlayanlarının istikamet yörüngesi. Destansı davaların sabit kafiyesi. Hak erlerinin ‘ettekrarü ahsen’i (tekrar etmek çok güzeldir). Ve fani hayatın acılarına katılan bir başka hicran sesi. Hicret.

Sen... Ne zaman kalksa ellerim semaya, adın gelir dilime, dudağıma. Başlarım mazi imbiğinden tel tel hayaller çekip çıkarmaya. Hüzünlenirim sonra. Neden geç kaldın sanki? Daha erken olsaydı tanışmamız... Ama hayır, geç kalan sen değildin. Suçun yok bilmelisin. Suçlu benim. Geç kalan benim. Günah dehlizlerinde daha fazla kalmana sebep ben. Seni gurbete saldım, hazır değildin. Ama seni büyük yere emanet ettim. İçi yanan benim. Seni düşünürken şeytan tuzaklarını hatırlayan ve hüzün ipini boynuna geçiren benim. Hicran rüzgarı aldı ve attı seni. Ufka bakan benim. Sen taşıdığın peygamber isminle onun gibi yaşayacaksın; peygamber türküleri dolaşacak dudaklarında. Gül rengi günler tüllenecek hatıralarında. Ağlayacaksın doyasıya. Keşke sana hicret sevabını da anlatabilseydik. Ne kadar geç karşılaştık, ne kadar az şey anlatabildik.Rabbim sana yar olsun.

Ve sen... Dost’un destanlaştırdığı yiğitlerden olmaya namzet. Bataklıkta dört yıl kalıp da solmayan çiçek. Cemal-i pakine baktıkça gül çağının bülbülleri geldi gözlerinin önüne. Zamandan demir almanın günü geldiğinde ikimiz de başkaydık. Seni uğurlarken gönlümün limanından meçhule bir gemi daha kalkmıştı. Ama bu kez mendilimi daha uzun salladım. Endişem rahat olmama maniydi. Dava ocağında yeterince pişmemiştin sen de, diğer kardeşin gibi. Kusur yine bendeydi. Hakkını helal et, azıcık tanıdığın dava aşkına. Ve bu zincirden kopma, Hak aşkına. Bir zaman ellerimizi çiçeklere bezeyip gidelim mezarlarında gül bekleyen ‘Ruh Mimarlarının’ mezarına. “Onlara şöyle denir:“Geçmiş günlerde, peşinen işlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz içiniz. (Hakka, 69/24) “ler çınlasın kulaklarımızda. Rabbim sana da yar olsun.

Ve sen, ey muhabbet fedaisi kardeşim:Sen de benim gibi hüzünlere ağıt yakmak istemiyorsan elini çabuk tut. Geç kalışların hikayesiyle acı acı hayalleri kurma dünyanda. El uzatılacak canlara geç kalma. Yanma yananlar gibi. Kurtarılmayı bekleyen kelebekleri kurtarıver ateşten. Vur kalp kapılarına açtır tomurcukları. Vebal ödeme ötede. Çek kürekleri sevgi okyanusuna doğru. Göğüsle fırtınaları Allah aşkına. Zaten sahil-i selamet görünmedi mi? Beklemeye sebep ne? Takılıp kalmak niye? İşe dört elle sarılmak vaktidir. Hizmet vaktidir.