Nisan 1983 · s. 2 · 5 dakikalık okuma
Buhranlarımız


Şu muhteşem kâinat kitabındaki âhenk, eşyânın birbirine destek olması ve birbiriyle baş başa, omuz omuza vererek bir bütün teşkil etmesiyle devam etmekte; her türlü yıkılım ve tahrîb ise, birbirine zıd akımların çarpışmasından meydana gelmektedir. Cereyanlar arasındaki müsâdemenin şiddeti nisbetinde de, tahrîb fazla olmaktadır.
İnsan cemiyetleri de öyledir; duygu, düşünce, tasavvur birliği ile bir araya gelmiş ve aynı terbiye ile ruhta kemâle ermiş bir toplum, fevkalâde bir nizam içinde ve istikbâl va' dedicidir. Farklı düşünce ve mütâlalarla gelişmiş ve iyi bir terbiye görememiş yığınlar ise, içinde ihtirasların, kinlerin, nefretlerin kol gezdiği bir kargaşa ve huzursuzluk topluluğudur. Ve bu topluluğun hayır adına va'dettiği hiçbir şey de yoktur. Böyle bir "telâtüm-ü emvâc" (1) içinde ferdin kararını bulup oturaklaşması, milletin de sükûnet ve istikrara kavuşması ise, zorlardan zor, belki de imkânsızdır. Ve hele, toplumun ana müesseseleri, çalkantının "merkez üssü" durumunda ise... Evet, işte o zaman cemiyyet, bütün bütün nizamsız ve dolayısıyle de bin bir fezaat ve ürpertinin oynaşıp-kaynaştığı bir kaos haline gelmiştir.
Oysaki, kâinattaki ilâhî nizam ve âhenk gibi, insan cemiyetlerinin de düzenli olması, hem tabiattaki "âlem-şumûl" armoniye uyulması bakımından, hem de fıtrat kanunlarıyla çatışılmaması açısından lüzumlu ve zaruridir. Kâinat kitabındaki umûmî âhenge uymayan her hareket bir fiyasko, bu yanlış hareketin kurbanı olan toplum da, bir talihsizler yığınıdır.
Bu itibarla, art arda neticesiz tazyiklerin, misilleme adıyla karşılıklı tecavüzlerin "fâsit-dâire'ler teşkil ettiği bir cemiyette, anlaşmazlıkların, kararsızlıkların ve hele, kalb ve rûh yetersizliklerinin meydana getireceği kargaşa; öyle korkunç bir kasırga halinde etrafı saracaktır ki, onun dehşetinden kimse, ne olup bitenleri, ne de onların gerçek sebeplerini düşünme ve araştırma fırsatını bulamayacaktır. Ve tabiî; bu arada, peşi-peşine cereyan eden müsâdemelerden, millet ağacı tekrar ber tekrar sarsılacak; yer yer yuvalar yıkılıp gidecek; fertler de şaşkına döneceklerdir. Bâri, bu korkunç yıkılım karşısında, inanç ve düşünce plânında toplumun imdadına koşanlar, nizam anlayışına, yenileme inancına, iknâ kabiliyetine, ihlâs ve samimiyete sahib olsalardı! Heyhat, ne gezer!..
Bunların hemen hiçbiri, ne berrak bir dünya görüşü, ne bir ilk plân ve sistem, ne de bir mukadderat endişesiyle bu işin içine girmiş değillerdi. Belki, büyük bir kısmı itibariyle, tehlikeyi, bu ilk sezen ve irkilenler dahi, fevkalâde hissî, fevkalâde kindar ve nefsânîlikleri uğruna her türlü tegallübe, tasalluta, tahakküme (2) "evet" diyebilecek kadar ham ruhlu kimselerdi...
Ne acıdır ki, hiçbir düşünce ve anlayışla izahı kabil olmayan bu kavgada, daha doğrusu bu curcunada; en çok gadre uğrayan ve devamlı sarsıntıya ma'ruz kalan da, ma'sûm halk yığınları oluyordu. Yüzlerce yıllık harsı ve tarihî değerleriyle kaynaşmış, bütünleşmiş bu saf-yığınlar, nereden gelip nereye gittiklerini, kimin hesabına hareket ettiklerini bir türlü kestiremeden dalâletten dalâlete sürükleniyor ve fevkalâde bir şaşkınlık içinde yüzüp gidiyorlardı. Ve hele, kendisinden ışık ve işaret beklediği münevverinin, mâzî ve mefahirini inkâr edişi, nesebsizliğe pey çekişi, o'nu, bütün bütün yolsuzlaştırıyor, soysuzlaştırıyor ve uğursuzlaştırıyordu. Nihayet, bin bir kötü niyetle toprağımızın bağrına serpilen yümünsüz tohumlar boy atıp gelişince, cemiyyet de, her kesimiyle müsademeye hazır "düşman-kamplar" haline geldi.
Bir tarafta, her türlü "ibâhîliği" (3) hoşgören ve bir çırpıda bütün mukaddeslerini silip geçen, bütün millî değerlerini tezyif eden uğursuz ve serâzât bir güruh ki; bunların eline düşen fert, hiçbir kayıt altına girmeyen bir serseri; yuva, "Hollywood" artistlerinin barındığı bir pavyon; toplum da binbir maskaralığın kol gezdiği bir karnaval vaziyeti arz ediyordu. Böylece de, zaten asırlardan beri içtimaî erozyonlarla aşındırılmış millî rûh, bu uğursuz ellerde, tamamen felce uğratılarak yatağa düşürülmüş oldu. Keşke, bu menfî hareketler karşısında, kendi ruhuna sahip çıkmak isteyenlerin davranışları, yürekten, yiğitçe, merhametli ve müsbet olsaydı!.. Heyhat!.. Bunlar da; beklenen dengeyi kuramadılar ve topluma emniyet telkin edemediler;.. Aksine, bunlar da aşırılığa, aşırılıkla mukabele ederek, pek çok güzel, doğru ve yararlı şeylere kıydılar. Bu kör döğüşünde, nice defa (hak), hem de yine hak uğruna katledildi. Kaç defa, yanlışlar doğru, doğrular da yanlış gösterilerek kitleler aldatıldı ve yığınlar birbirine düşürüldü. Yer yer hasım kamplar arasında patlak veren kavgalar, her iki zümreyi de eritip tükettikten başka, millî bünyede de, kapanması güç rahneler açtı.
Evet, bu umûmî curcunada, her an yüzünü ekşitip dişlerini gıcırdatan ve karşısındakinin gırtlağına sarılmak için bahaneler arayan gözü dönmüş "mülhit-ruh" ne kadar zararlı ve tahribkâr olmuş ise, müdafaasını ma'kûl bir sisteme bağlayamamış ve kine, "kin'le, öfke'ye "öfke"yle mukabele eden saf-derûn toy ruhlar da, o kadar zararlı olmuşlardır. Ve, işte böyle, bir tarafta bütün millî değerlerini red, mâzî ve mefâhirini inkâr eden ve yabancılaşa yabancılaşa tamamen mâhiyet değiştirmiş; hürmetsiz, sevgisiz, tarihsiz, inançsız ve iştihalarının esiri sefil varlıklar; beri tarafta da bu hilkat garîbelerine karşı, sadece, öfkeyle, tecavüzle, kaba kuvvetle mukabele eden, mücadele rûh ve düşüncesinden mahrum beyinsizler... Millet, yıllar yılı, bu zıd akımlardan meydana gelen dalgalarla pençeleşti; girdapları göğüsledi;tekrar tekrar hırpalandı ve defalarca ümitsizliğe terkedildi...
Şimdi, bütün milletçe, bu zararlı akımları "nötr" edecek; hakikata saygılı; Hakk'ın hatırını herşeyden üstün tutan; akıl, iz'an ve insaf sahibi; dimağı aydın, gönlü nurlu, rûh'u çok yukarılarda pervâz eden ve atalarımızdan tevarüs (4) ettiğimiz bütün millî değerlerimize, örf ve âdetlerimize, sanat ve kültürümüze, ahlâk ve terbiyemize saygılı ve hürmetkâr bir hasbîler kadrosu beklenmektedir. Bu kadro, asırlardan beri bizi ayakta tutan milletin rûh-kökünü ve tarihî değerlerini devirici olmayacak; bilakis onlara, gelişen dünya şartları karşısında canlılık kazandıracak ve onları millî-bünyenin birer parçası sayarak sahip çıkacaktır. Millet benliğinin, böyle kahrolup gitmekle yüz yüze bulunduğu bir dönemde, o'nun kurtarılma vazifesini üzerine alan, "mukaddes-çile"nin sahibi bu kudsîler ordusu, yıllardan beri, içten içe toplumu kemiren dâhilî kokuşma ve sürtüşmeleri bertaraf ederek, yığınlar arasında bir "sulh-çizgisi" te'miniyle, bugüne kadar her kullanılışında cemiyetimizi dâğidar eden, her iki zümrenin köhne metodlarını, zararlı taassublarını, inhisarcı düşüncelerini ortadan kaldırıp, en olgun insanlara yaraşır şekilde, her hayrı alkışlayacak, her kötülüğü de tesirsiz hâle getirecektir.
Cemiyyetin baş ağrılarının had safhaya vardığı; gerçek düşmanlık ve düşmanlarımızın apaçık ortaya çıktığı; bağlı bulunduğumuz dünya ile aramızdaki diyaloğun hergün biraz daha kuvvet kazandığı bu günlerde, milletçe fevkalâde ümitli ve dirileceğimiz inancını taşımaktayız.
SIZINTI
(1) Dalgaların birbiriyle çarpışması.
(2) Zorla hükmetmek.
(3) Her şeyi mubah sayan.
4) Mirasa konma.