Ocak 1988 · s. 35 · 2 dakikalık okuma
Boşanmanın Çocuklar Üzerinde Tesiri

Boşanma dünyanın birçok ülkesinde, özellikle ABD'de ve Avrupa ülkelerinde giderek artış gösteren ailevî ve içtimaî bünyeyi yıkan ve bozan sosyal hadiselerdendir. ABD'de yılda 1 milyondan fazla çift boşanmaktadır. Fransa'da 4 evliden birisi boşanıyor. Boşanmaların çoğu eşlerle beraber çocukları da ilgilendirmektedir. 1955-de doğan çocukların % 15'i boşanmanın tesirlerine maruz kalmıştır. Bugün bu oran ikiye katlanmıştır. 1980'li yıllarda doğan çocukların, üçte birinin daha 18 yaşına girmeden, anne—babalarının boşanmalarına şahit olacakları tahmin edilmektedir. Araştırmacılar, boşanmanın, çocuklar üzerindeki tesirlerini incelemeye başladılar. Anne— babası boşanmış olan bir çocuğun, ileriki yıllarda, içine kapanık olma ihtimali çok yüksektir.
Rubenstein ve Shaver (1982)'nin yaptığı geniş araştırmalar bu ihtimali doğrular mahiyettedir, hele boşanmanın olduğu dönemde çocuk 6 yaşından küçükse bu ihtimal (yalnızlık) iyice artmaktadır. Bu arada karşımıza enteresan bir netice çıkıyor. Kişilerin yalnızlığı, içine kapanıklığı ile anne—babanın daha çocuk yaştayken Ölmesi arasında bir alâka bulunamamıştır. Bu sonuçları açıklamak için, Shaver ve Rubenstein ebeveyn ve çocuk arasındaki münasebet üzerinde çalışmaya başladılar. Boşanma yoluyla, bu alâkanın kaybolması iki ana yolla olmaktadır.
Birinci olarak, çocuklar boşanmadan dolayı kendilerini suçlarlar. Bu gerçek dışı bir durum olmasına rağmen, pekçok çocuk, ebeveynlerinin evliliklerinin sona ermesine sebeb olan şeylerin kendilerinden kaynaklandığına inanır. Kendini suçlama eğilimi, bilhassa okul öncesi çağı çocuklarda daha çok görülmektedir. Boşanma vaktinde, çocuklar küçük yaşta değillerse, kendilerinin bu duruma sebeb olmadığını daha iyi anlayabilirler. Kendini suçlama sonucunda daimi bir güvensizlik, aşağılık kompleksi oluşabilir. Böyle bir durumda, kişi kendisinin sevilmediği ve kendisine değer verilmediği zannına kapılabilir.
Rubenstein ve Shaver'in araştırmalarına göre boşanmış kişilerin çocukları, diğer insanları hiçbirşeyi kabul etmeyen, güvenilmez olarak görürler. Çocuk, anne—babasını ihtiyaçlarına cevap vermeyen, hayal kırıcı kişiler olarak algılarsa, buradan bir genellemeye giderek diğer insanların da güvenilmez, kalıcı münasebetler kurulamaz olduğu yönünde bir görüş geliştirir. Bu gibi daha çocukluk yıllarında kurulan modeller veya davranış görüntüleri yetişkinlik döneminde de devam edebilir. Bu fikirlere uygun olarak, elde edilen veriler, boşanmış kişilerin çocuklarının diğer insanlara karşı olumsuz gözle baktığını göstermiştir. Bu probleme boşanmış kişilerin çocuklarında, anne—babası Ölmüş çocuklara nisbetle çok daha fazla rastlanmaktadır.
İlim dünyası, bir sonraki nesli meydana getirecek masum çocuklar üzerine boşanmalar sebebiyle yıkılan yuvaların dramatik tesirlerini araştırıyor. Annenin sanayi toplumuna katılarak çalışmasından babanın aile üzerindeki kontrolsuzluğuna kadar sebepler ileri sürülerek boşanma üzerindeki tesirler gündeme getirilmektedir. Ne var ki bundan en çok zarar gören boşanan ailelerin çocukları olmaktadır. Anne veya babadan biriyle onlarsız büyüyen ve yetişen bu çocuklar, gelecekte toplum için zararlı birer unsur olmaya namzettirler.
Gelecek neslin mimarları olacak çocukların bütün perişaniye tine son vermede, onların terbiye ve yetişmelerinde, toplumlara sağlam ve güçlü aileler kurma ve idame ettirme vazifesi düşmektedir. Aileler de merhamet, alçak gönüllülük, sevinç, sevgi, eşitlik, adalet, nasihat ve yol göstermede yumuşak davranışları çocuklardan esirgememelidir.
İsmail Sarı