Sızıntı Arşivi

Eylül 1985 · s. 23 · 4 dakikalık okuma

Boğazımız

Emin Manisalı · Anatomi

ey85-27.jpg

Herhangi bir sözü söyleyebilmemiz ve bunun gerektirdiği kompleks kontrolun sağlanması için vücudumuzda cereyan eden hadiselerin yanında, feza vasıtalarının çalışmaları sönük kalır. Bir kaşık yemeği yutarken, çok ince hesaplanmış ve zamanı çok ince ayarlanmış bir seri hadise meydana gelir. Boğazımız basit bir hortum değildir. Aksine besinler ile havanın gerektiği yerlere gönderilmesini temin eden mekanizmalara sahip, çok kompleks bir ulaştırma sistemidir.

Boğazımıza, daha doğmadan emme ve yutma hususunda herşey çok önceden öğretilmiş gibidir. Eğer öyle olmasaydı biz daha ilk sütümüzü emerken boğulurduk. Boğazımızın zamanlamasını bir şey bozacak olsa, biz öldürücü bir tehlike ile karşı karşıya kalırız. Çiğnediğimiz bir lokmayı yutarken gülmek istediğimizi farz edelim. Bu sırada lokma midemize gideceğine, hava borusuna gidebilir ve nefes yolu tıkanır. Bu durumda sanki kalp sektesi geçiriyormuş gibi yere yıkılırız. Eğer bir kimse çıkıp da bu lokmayı hemen nefes borumuzdan çıkarmazsa, hava almama sebebiyle ölebiliriz.

Boğazımızın ilk kısmı yutaktır. 12 cm. uzunluğundadır. Geniş kısmı üstte olan bir koni şeklindedir. Burunun ve gırtlak çıkıntısının arkasından başlar. Bundan sonra asıl yol verme mekanizmasını teşkil eden 4 cm. uzunluğundaki gırtlak gelir. Burası trafiği doğru yönlere çevirir ve aynı zamanda konuşma mekanizmasının esas parçasını teşkil eder. Karışık bir şekilde 9 parça kıkırdaktan meydana gelmiştir. Mukoza zarı ile kaplıdır ve Ligament denilen bağlarla birbirine bağlıdır. Bunun bir kısmı boğazımızda Adem Elması veya gırtlak çıkıntısı adını alan bir tümseklik meydana getirir.

ey85-28.jpg

Şimdi bir lokmanın nasıl yutulduğunu görelim. Yiyeceği çiğnedikten sonra, dilimizin yaptığı bir manevra ile bu yiyecek ağzımızın geri kısmına gelir. Ağız boşluğunun gerisinden sarkan ve kırmızı renkli, parmak ucuna benzer küçük dil yükselir ve burun deliğine giden geçidi kapar. Aksi halde bir kaşık çorbanın bir kısmı da burnumuzdan gelirdi. Sonra dil yukarı doğru kamburlaşır, lokmayı geriye doğru iter ve yemek de aşağı doğru yola koyulur.

Yiyecekleri her yutmamızda, nefes borusuna gitmemesi için boğaza hususi bir mekanizme yerleştirilmiştir. Yutma esnasında gırtlak yükselirken aynı zamanda gırtlak kapağı gırtlağı kapatır. Gırtlağın yükseldiğini yutma esnasında gırtlak çıkıntısına dokunarak anlayabiliriz. Bu durumda ağız dolusu yemek emniyetle 25 cm. uzunluğundaki yemek borusuna sevkedilir. Birçok kasları ihtiva eden yemek borusu, dalgalanma hareketleri ile yiyeceği mideye doğru sürüp götürür.

Yiyecek doğruca midemize düşmez. Eğer öyle olsaydı ciddi bir hazımsızlığa uğrardık. Yemek yediğimiz zaman yemek borusunu mideye bağlayan kısımda bulunan bir kapı, açılır ve kapanır.

Peki boğazımız konuşma işini nasıl yürütmektedir? Ciğerlerimizden gelen havaya ses telleri ile titreşim vasfı kazandırılır. Ses telleri kompleks bir kas sisteminin kontrolü altındadır. Bunlar geniş olarak açılarak kalın sesleri ve daralarak bir ince çizgi halini almak suretiyle tiz sesleri meydana getirirler. Birşey yuttuğumuz zaman bunlar sımsıkı kapanır bunun içindir ki birşey yutarken konuşamayız ve nefes alamayız.

Gırtlağımızdan dudaklara kadar uzayan 18 cm.'lik ses mekanizması minyatür bir org gibi çalışır. Akciğerlerden gelen hava ses tellerinin arasından geçerken bu tellerin açıklık derecesine telleri birbirine bağlayan ve titreşim yapan sert ve lifli şeritlerin uzunluğuna göre değişik sesler meydana gelir. Çıkan hava artık ses karakterinde olup, dudaklar, dil, burun delikleri boşluğu ve damağın gerekli rötuşu yapması ile konuşma şeklini alır.

Bademciklerimizin boğazımızda önemli bir fonksiyonu vardır. Bu küçük lenf bezlerinden boğazımızda 4 tane bulunmaktadır. Ayrıca burun deliği borusu içindeki lenf düğümünden de bahsetmek lazımdır. Boğaz veya geniz bademciği adını alan bir çift bademcik boğazın giriş kısmında gözle görünür.

Bugün sünnet ameliyesine yakın bir sıklıkta bademcik ameliyatı yapılmaktadır. Bir kısım ilim adamları bir zamanlar, bademciklerin insanların gelişiminden arta kalmış şeyler olduklarını ve bunların alınmasında hiçbir mahsur olmadığını zannederlerdi. Fakat bugün bademcikler alındıktan sonra, üst solunum yollarında bazı sıkıntıların meydana geldiğine dair kafi miktarda deliller vardır ve doktorlar artık basit bademcik şişmelerinde bir ameliyat gerekmediğini kabul etmektedirler.

Bütün bu açıklamalar gösteriyor ki, bademcikler boğazımızın düşmanı değil dostudur. Bademciklerin üzerindeki küçük çukurlar boğazımıza hücum eden bakteriler için birer kapan teşkil ederler. Örümcek ağına düşen sineğin, örümcek tarafından yenmesi gibi, kan içindeki fagositler de* bu bakterileri yerler.

Boğazımıza musallat olan kötülükler bir hayli çoktur. Bundan ötürü doktor muayenehanelerine yapılan ziyaretlerin bir kısmının sebebini boğaz sıkıntıları teşkil eder. Boğazımız devamlı olarak, hava ve yiyecekler yoluyla bakterilerle virüslerin saldırılarına açık bulunur. Bademcikler bunları tahrip etmeye ve nefes borusu ile yutağın içini kaplayan mukoza da bunları yakalayarak, sürükleyip dışarı atmaya çalışır. Bu hayatımız boyunca sürecek olan bir mücadeledir.

İlim tarafından bir zamanlar işe yaramaz diye hüküm giydirilen bademcikler; yine aynı ilim tarafından yıllar sonra vücudumuzun kapı muhafızlığı gibi önemli bir mevkiye getirilmiştir. Hem de öyle bir muhafız ki bize hissettirmeden, bir ömür boyu, yorulmadan, usanmadan bu vazifesini sürdürmektedir. Yaratıcımızın hikmetleri ne kadar sınırsız ve bu hikmetleri anlamamızı sağlayan ilim ne güzel bir vasıta!..

Boğazımızın ikinci kısmı olan gırtlak da bu gibi saldırıların hedeflerindendir. Sağlığa zararlı otomobil egsoz gazları, baca dumanları, sigara dumanı gibi bir çok şeyler boğazımızı tahriş eder. Bunlar çoğunlukla gırtlak iltihabına yol açarlar. Bu hallerde sesimiz kısılır, bazen bu ses fısıltı halini alır.

Öksürme hayati ehemmiyeti olan reflekslerimizden biridir. Öksürüğe "boğazın bekçi köpeği" diyenler de vardır. Tükrük, yiyecek gibi yanlış yolu takip edip aşağıya inen birşeye karşı başlıca koruyucu mekanizma ökrüsüktür. Öksürükle bu cisimler akciğerlerden gelen hava basıncı ile saatte 320 km'lik bir hızla dışarı fırlatılmaya çalışılır.

Vücudumuzun giriş kapısı olan; kulak, ağız, burun, mide ve akciğerler gibi birçok yere açılan boğazımızdaki hassas nizam, konuşma, yutma ve nefes alma gibi hayati hadiselerin, birbiri ardınca karışmadan bizim irademiz haricinde husule gelmesi bütün bu işleri idare eden Kudreti ve Rahmeti Sonsuz'u göstermez mi?

Emin Manisalı

* Fagosit: Mikropları sindirerek vücudu Hastalıktan koruyan hücreler.