Sızıntı Arşivi

Şubat 1994 · s. 32 · 3 dakikalık okuma

Biyoteknoloji

Abdullah Mert · Biyoteknoloji

sub94

Abdullah Mert

Oniki yaşındaki Katie, arkadaşları gibi koşup oynayamıyordu. Çok çabuk yoruluyor ve müthiş bir öksürük nöbetine tutuluyordu. Durumu ciddileşince hemen cebinden teneffüse yardımcı olan bir alet çıkararak düzenli nefes almaya çalışıyordu.

Katie'nin rahatsızlığı, "sistik fibrosis" denilen ve akciğerlerin balgamla tıkanması şeklinde görülen irsî bir hastalıktı. Balgamdaki bakteriler bazen onu yatağa düşürüyordu. Sonunda bu masumeyi tedavi etmeyi kısmen de olsa başardılar. Yaratıcı'nın Şâfî ismi, bu kez biyo-teknoloji vasıtasıyla tecelli etmişti. Boston'daki bir hastahanede hekimler, gen teknolojisi yardımıyla ürettikleri bir enzimi hastaya verdiler. "DNase" ismindeki enzim, aldığı gaybî emirle balgamı parçaladı ve tekrar oluşmasına, geçici bir süre için de olsa, mani oldu. Artık küçük Katie, koşarken hemen yorulmuyordu.

Biyoteknoloji'nin insanlara yaptığı hizmet sadece tıpla sınırlı değildir. Tarımda, hayvancılıkta ve mühendislikte de kullanım sahaları her geçen gün artmaktadır. Günümüzde, biyoteknolojideki gelişmeler yardımıyla birçok hastalığın kısmen tedavisi, ürünlerin zararlı böceklerden korunması ve ıslahı, hayvanlardan daha bol gıda maddelerinin temin edilmesi mümkündür.

Biyoteknoloji çok yeni bir saha değildir. Bitki ve hayvanların ıslahı, daha kaliteli ürünlerin elde edilmesi için yapılan çalışmalar eskiden beri devam etmektedir. Fakat biyoteknoloji, biyolojinin daha iyi mal ve hizmet üretmek İçin en gelişmiş ilmî metot ve tekniklerle kullanılmasına zemin hazırlamıştır. Ondaki bu ekonomik gayeler, insanlığın yararına değil de hırs ve zulüm adına çalışmalar yapmaya sebep olursa, biyoteknoloji de insanlara verilen her nimet gibi, suistimal edilme sonucu nimetlikten çıkıp azap verici bir nikmet olacaktır. Bunun için herşeyden önce, bu teknolojinin kimler tarafından. nerelerde ve hangi gayelerle kullanılacağını tespit ve tahdit etmek, unutulmaması gereken bir mecburiyettir.

sub94

Günümüzde biyoteknolojiyle alâkalı çalışmaların üç sahada yoğunlaştığı görülmektedir: "Hastalıkların teşhis ve tedavisi", "ziraat ve "eczacılık." Gen teknolojisi yardımıyla yapılan bu çalışmaların tarihçesi DNA'nın yapısının 1953'de keşfiyle başlar. 1974'de Stanley Cohen, E. coli bakterisini kullanarak ilk kez DNA üzerinde yer alan genleri sunî bir ortamda üretmeyi başarmıştır (Onun bu "klon makineleri" artık bütün biyoteknoloji laboratuarlarında mevcuttur). Araştırmacılar 1982'de insandaki büyüme hormonu genini, farelere enjekte ederek ilk "transgenik" hayvanların ortaya çıkmasına sebep oldular. Böyle farklı canlıların genlerini taşıyan transgenik hayvanlar üzerinde halen araştırmalar devam etmektedir. 1985"de ise Kary Mullis, polimeraz zincir reaksiyonunu buldu. Bu metot sayesinde bilim adamları, birkaç saat içinde istenilen bir genin belirli bir kısmının milyarlarca kopyasını üretebilmektedirler. Bir cerrah olan W. French Anderson ve meslektaşları, çok nadir görülen bir muafiyet sistemi hastalığı taşıyan dört yaşındaki bir kız çocuğuna gerekli genleri aktararak gen terapisinde yeni bir çığır açtılar. Zira, laboratuarda hücre kültürlerinde çoğaltılan belirli bir gene ait proteinleri hastaya enjekte etmek yerine, gerekli genleri vererek, hastanın kendi vücut hücrelerinde ihtiyaç duyulan proteinlerin sentez edilmesi mümkün kılınmıştır. (Bu metotla hastalar tamamen tedavi edilmese de geçici bir iyileşme görülmektedir).

Şimdiye kadar gen teknolojisi kullanılarak yaklaşık 20 farklı ilaç hazırlanmıştır. Birkaç sene içinde bu sayının 50'yi bulacağı tahmin edilmektedir. Bilhassa şeker hastalığı, kansızlık gibi rahatsızlıklar için birebir olan bu tür ilaçların milyonlarca dolarlık bir pazar oluşturması, bu sahadaki yatırımların artmasına, böylelikle araştırma-geliştirme çalışmalarının hızlanmasına sebep olmuştur.

İnsan genlerinin mahiyeti hakkında da yapılan çalışmalar halen sürmektedir. Bilhassa irsî hastalıkların önlenmesi yanında insan neslinin daha sağlıklı ve daha kabiliyetli olmasını da plânlayan bu çalışmaların sınırlarının çok iyi çizilmesi gerekmektedir. Yoksa modern frankeştaynların ortalığı kaplaması da her an muhtemeldir. Şu ana kadar tespit edilebilen insan genlerinin miktarı ancak devede kulak kalmaktadır (Bir insandaki yüzbin gen içinden ancak 2500 kadar çözülebilmiştir). Yani, biyoteknolojide daha alınacak çok yol vardır.

sub94

Kısacası insanlar, biyo-teknolojinin nimetlerini takdirle karşılarken bu çalışmaların geleceği hakkında, haklı bir endişe duymaktadırlar. Yakın bir gelecekte biyoteknoloji yardımıyla balkonumuzda, ailemizin bir yıllık sebze ihtiyacını karşılamamız mümkün olacaktır belki de. Ancak kirli ellerin, bu nimeti kirletmesi ihtimaline karşı da ilim ve teknolojiye yön verecek ve ıslah edecek bir neslin, mütehassıs bir kadronun yetiştirilmesi de elzemdir.

KAYNAKLAR

- Çaldıranlı, S., "Biyoteknoloji Üzerine", Sızıntı, C. 9, Sayı. 106, ss. 372-4

- Fischetli, M., "The Blossoming of Biotechnology", Omni. November 1992; "Biyoteknoloji", İnsan ve Kainat, Sayı: 96 Ağustos 1993