Ağustos 1994 · s. 27 · 5 dakikalık okuma
Biyoritm

Ziya Aydın
GİRİŞ
Çevredeki periyodik değişikliklere bağlı olarak canlıların biyolojik hayatlarında ortaya çıkan devirli dalgalanma, biyolojik ritm şeklinde de telaffuz edilir. Bu tür dalgalanmalara yol açan başlıca tabiat hadiseleri, dünyanın güneşe ve aya göre bulunduğu yerdeki devrî değişiklikler ve bunun doğrudan sonucu olarak gündüzün geceyi, kabarmanın alçalmayı izlemesidir. Bunlar belli başlı dış tesirler olmakla beraber iç tesirler de burada rol almaktadır.
Bu gibi ritmik dalgalanmaların oluşmasını ve devrî uyarının, yani dış tesirlerin ortadan kalkması durumunda da sürüp gitmesini sağlayan bir iç mekanizma mevcuttur. Buna "Biyolojik iç saat" denir. Kendi biyolojik saatine göre davranan bir canlı, çevredeki değişim devrinin kendi iç devriyle eş zamanlı olmadığı, yani yeni bir coğrafî bölgeye götürüldüğünde, içindeki biyolojik saat önceki alışılmış çevreye uygun şekilde işlemeyi bir süre daha devam ettirir. Ayın çekim tesirinden kaynaklanan ve yaklaşık 24.8 saatlik bir devirde büyük su kütlelerinin iki defa kabarıp, alçalmasına yol açan ritm, özellikle su kıyılarında yaşayan hayvanlarda ve bitkilerde devirli değişikliklere sebep olur. Kıyı kuşlarının genellikle sadece suların alçaldığı zamanlarda kıyıda yiyecek aramaya çıkmaları bu ritme göre davranmalarından kaynaklanır.
Evet, bu fıtrî hadise ilim adamlarınca "Biyoritm" ve geniş manasıyla "psikolojik fonksiyonların periyodik, devrî, yeniden hasıl edici, zaman halkasına bağlı değişmelerdir" şeklinde tabir ediliyor. En önemli yönü bütün hayatî olayların değişken ve devrî oluşudur. İnsan organizması, öyle, zamanın çarkları peşinde turlar atan bir motor değildir. Eğer rahatsızlık, huzursuzluk zamanı sağlık ve huzur zamanıyla yer değiştiriyorsa, yani rahatsızlığı hemen sağlık ve huzursuzluğu da hemen huzur saatleri takip ediyorsa, o taktirde insan güçlü ve sağlıklı olacaktır. İşte "Biyoritm" zindeliği devam ettirecek bir güç dengesi.
HAYATA YÖN VEREN BİYOLOJİK İÇ SAAT
Pek çok insan için, mesela sabahleyin tamamen dinlenmiş olarak yataktan kalkmak, akşamleyin de yorgun düşmek ve devamla daha zinde çalışabilmek için günün belirli bir vaktinde kısa bir süre uyuklama (kaylule vb.) tabiî davranışlardır. Böylece insanlar hayatlarına tenasüp ve simetrinin hakim olduğuna inanırlar. Bazıları da periyodik olarak değişkenlik arzeden bu biyolojik dalgalanmaların beden ve ruhunu saran ve bütün hayatî faaliyetleri tayin eden hâdiselerin sadece bir bölümü olduğu kanaatindedirler.
Biz, insanların çevresinde hükümferma olan tabiî hâdiselerin değişmez bir ritm ve programa göre cereyan ettiğini görüyoruz. Günün aydınlığı gecenin karanlığını kovalar ve yer değişirler; yazın sıcağını kışın soğuğu izler. Bunlar böyle bir devr-i daim halinde sürer gider. Evet, bu biyoritmlerin canlılar ve özellikle insan hayatı açısından taşıdığı mana ve ehemmiyeti az çok keşfedilebilmişse de, tam olarak anlaşılabildiği söylenemez. Yine de bugüne kadar gerçekleştirilen araştırmalar ve gözlemler kayda değer neticeler vermiştir. Vücuttaki düzensizlik gibi görülse de bu değişiklikler, aslında organizmanın kendini yeniliklere hazırlaması, pencere açması, kapı aralamasıdır. Her an düzenini değiştirmeye alışkın bir sistemin yeni durumlara uyum sağlaması kolay iken, sabit değerlerde kalmış bir sistem ne yazık ki uyumluluk gösterememektedir. Buradan da anlaşılıyor ki hayatın devamlı faaliyet ve değişiklik içinde geçirilmesi vücut sağlığına daha uygun, yeknesaklık, tekdüzenlilik ve tembellik ise sağlığa aykırıdır. Kısaca ifade etmek gerekirse, ilmin bugün ortaya koyduğu biyolojik saat Rahmeti Sonsuz'un lütfettiği ve Efendimizin bizzat tatbik ettiği hayat tarzlarına tam bir uyumluluktur. Bu, Yüce Yaratıcı'nın insana yerleştirdiği fıtratla tamamen paralellik arzetmektedir. Zaten İslâm "fıtrat dini" değil midir?
BİYORİTM BÜTÜN CANLILARDA MEVCUTTUR
Mesela çokça rastlanan basit, tek hücreli deniz yosununu (gonyaulax) ele alalım. Bu canlı, gecenin karanlığı ne kadar artarsa, o derece kuvvetli mavi ışık yayıyor ve düşmanlarından korunuyor. Memeli hayvanlarda da biyoritm hakimdir. Karacaların çiftleşme mevsimi bu ritme uygun olarak Temmuz-Ağustos aylarıdır. Keçi, yavrusunu genelde Mayıs-Haziran aylarında dünyaya getirir, çünkü yeryüzü yemyeşil ve sımsıcaktır. İnsanlarda da belirli fasılalarla tekrarlanan yaklaşık yüz kadar tanınmış muhtelif fonksiyonlar mevcuttur.
Biyoritmik hadiseler periyodik bir düzen içindedir. Öyle periyotlar ki, düzenli olarak vakti zamanı geldiğinde aynı hareket ve davranışı tekrar ettirir. Tabiî bu, Özellikle insanlar üzerinde özel bir anlam taşımaktadır. Bu ritmik hareketlere isterseniz şöyle bir göz atalım:
* Ultraradiyan ritm: Bu biyoritm en az yirmi dakikada bir tekrar eder, kalp atışları ve nefes alışverişlerindeki sayılar için geçerlidir. Hatta belirli hormonların periyodik salgılanma sayıları ile de ilgilidir.
* Circaceptan ritm: Yedi gün süreli ritmdir. Sadece astım gibi belli hastalıkların gelişiminde değil, bilhassa organ naklinden hemen sonra ortaya çıkan kriz nöbetlerinde kendini gösterir ki bu esnada nakli yapılan organın organizmaya uyum sağlayıp sağlayamama problemi bir hayli büyük ve risklidir.
* Circatrigintan ritm: Süresi 30 gündür. Buna misal hanımların her ay geçirdikleri özel halleridir. Ayrıca insanın mükemmel yapılı derisi de bu süre içerisinde yenilenmeye gider.
* Circannual ritm: Bir yıl sürelidir. Ezcümle bu süre zarfında kadınlarda döllenme devresine ve erkeklerde de ürkek üreme hücrelerine (sperm) tesir eder. Ayrıca araba kullanma esnasındaki reaksiyon devresi ve hastalıklara yakalanma istidadına da etki göstermektedir.
* Circadiyan ritm: Günün 24 saati süresince devam eder. İnsan açısından en önemli bir ritm olarak kabul edilen bu ritm, vücudumuzdaki bütün hücreleri kapsamı altında tutar ve hayatımıza bütün kollarıyla yön verir.

BİYOLOJİK RİTM İNSANIN YARATILIŞINDANDIR
İnsan vücudundaki inişler, çıkışlar, dalgalanmalar kat'iyyen güneşin yükselmesine veya bir mevsime tepki olarak doğmaz. Circadiyan günlük ritmi genetik olarak değişmez sabitliktedir. Yani ırsî istidat ile tayin ve tespit edilmiş olup, henüz insan karanlık ve aydınlığı algılamadığı süre müddetince de mevcudiyetini devam ettirir. Gelin bunu Max Planck Enstitüsü Davranış Psikolojisi Bölümünde bu konu ile alâkalı bir araştırma sonucuyla izah etmeye çalışalım: Gönüllü kişi ne bir pencere, ne bir saat, ne bir telefon ve ne de bir radyonun bulunduğu izole edilmiş odaya alınır. Dört hafta süren bu gözlemler neticesinde kişide vücut ısısı dikkate değer bir şekilde düşmüştür. Bu netice çok hayret verici idi. Günün 24 saatinde etkili olan Circadiyan ritmi bu kişide bu şartlar altında 25 saat dolayında sürmüştür. Bu ritm, organizmanın kendi özünde mevcuttur ve hiçbir dış tesir altında değildir. Bu test, kadın ve erkek arasında açıkça görünebilen bir farkı ortaya koymuştur: Kadınlar fıtraten erkeklere nazaran daha zayıftırlar, dolayısıyla daha fazla uyku ihtiyacı hissederler. Bu araştırma esnasında yaklaşık olarak erkeklerden 1,5 saat daha fazla uyuyarak dinlendikleri gözlenmiştir.
HAYAT DEVAM ETTİKÇE BİYORİTMLER DE DEĞİŞİR
İyi bilmeliyiz ki Allah bu biyolojik ritmi insanın doğumundan önce var etmiştir. Enteresandır ki, fetus döneminde bebekteki kalp atış sayısı anneninkiyle aynı paralellikte değişme gösterir. Yani anneninki sabahleyin altmış ise bebeğinki de aynı ve öğleden sonra seksene yakın ise bebeğinki de yine aynı paralelliktedir.
Doğum sancıları genellikle akşam saatlerinde daha sık olması ve aynı ritm istikametinde yavruların da sabahın erken saatlerinde sağlıklı olarak hayata merhaba demeleri tesadüfi hâdiseler değildir. Bu tür tabiî doğumlar tıp literatürüne göre "Usûlüne en uygun gelişimle''vuku bulmaktadır ki doğum sancıları kısa sürmekte ve en önemlisi sezeryanlı doğum bu durum ve zaman diliminde yok denilecek kadar nadir olmaktadır. Yeni doğanlarda Circadiyan ritmi 24 saati geçmez.
İhtiyarlık devresinde biyolojik ritm, henüz tam anlaşılamamış sebeplerle rahatsızlık istidadına sahiptir. Bu devrede bunlar kolay ve sık değişimlerle görülmeye başlar. Yaşlı erkeklerde gençlere nazaran daha çok uyku bozuklukları ve düzensizlikleri ortaya çıkar.