Sızıntı Arşivi

Eylül 2001 · s. 366 · 3 dakikalık okuma

Biraz da Gurbet Düştü!

H.Osman Balkanlı · Edebiyat

Hüzün kaderiniz oldu Efendim! Istırap kaderiniz oldu. Her yolcu gibi ağlayarak kadem bastığınız şu fani dünyada hep ağlamak, kaderiniz oldu. Hiç gülmediniz, gülen olmadınız hiç. Gülmek size uzak oldu. Size yakın, ağlamak oldu. Gözyaşları çağlamak oldu.
Hiç küçük olmadınız, çocuk olmadınız hiç. Bahtınıza büyük olmak, büyük kalmak düştü. El açmadınız, minnet etmediniz hayata. Size; el açanlara bakmak, darda kalanların yardımına koşmak düştü. Lugatınızda durmak yoktu. Size koşmak, üveyik olup uçmak düştü.

Dünyaya tebessüm etmediniz hiç. Size hiç gülmedi dünya. Saraylar, yalılar, katlar, yatlar görmediniz. Hep gurur soluklayanlar sığmazlarken aleme, kaderin taksiminde size küçük bir dünya düştü. Onda da cami pencereleri, tahta kulübecikler düştü. Bir de tenezzül buyurmanız için gönül ehlinin sineleri düştü. Çığırtkanlar davullarla cihanı verirken velveleye, size bir kırık mızrap düştü. Tahakkümler, tahkirler, tezyifler, sürgünler gördünüz. Bahtınıza gün yüzü görmemek düştü.

Gönüllerin birliğini, kardeşliği, hoş görmeyi, millet ve insanlık sevgisini belki de hiç telaffuz etmemeliydiniz! Devleti, milleti, insanlığı yüceltmeyi hiç ağzınıza almamalıydınız belki de! Kaderinize insafsızlardan, vicdansızlardan düşmanlık düştü. Her davranışında mürailik soluklayanlardan entrikalar düştü. Anlaşılmamak sizin de kaderinizde varmış her ulu gibi. Dostlara da vefasızlık düştü. Ne var ki biraz da pişmanlık düştü. Şair kim için söylemişti bilemeyeceğim ama, müsaadenizle ben sizin için söyleyeceğim; 'size bir muazzam nehir gibi cuş etmek, fakat çorak yerde akıp gitmek düştü.'

Alnınıza toprak olmak yazılmıştı. Toprak kadar sağlam, onun kadar mütevazı ve vefalı olmak. Sonra nice güllere, nice sümbüllere dayelik yapmak. Bahçıvan olmak, güller yetiştirmek, gözyaşlarıyla güller sulamak, gülleri çalılardan korumak. Size gül olmak, gül olup aleme gül kokusu yaymak, her bahçeyi gülzar yapmak düştü.

Yorulan, kırılan, darılan olmadınız hiç. Eskimek, pörsümek, yaşlanmak semtinize uğramadı. Size küheylan olmak düştü. Ummanlar gibi bir sineniz oldu hep. Hiç kapanmadı gönül pencereleriniz. Size affetmek düştü, hoş görmek düştü. Hiç eskimediniz. Size terütaze ve hep genç kalmak düştü.

Şimdilerde bahtınıza biraz da gurbet düştü. Varsın olsun... Göz yaşlarınızla büyüttüğünüz güllerinizin etrafı aleme güzel kokularını neşretmelerinden duyduğunuz saadeti, hangi söz anlatabilir ve hangi kalem yazabilir? İmanınızla ümidinizle duyduğunuz huzuru, her gün bir başka buudunda pervaz ettiğiniz o rengarenk ve efsun dünyanızı hangi ressam çizebilir? Varsın anlamayanlar, anlamasınlar!.. Size kaderi 'kef'le yazılmışların en mesudu ve en bahtiyarı olmak düştü.*

Sözün özü, hep yokluklarla, düşmanlıklarla, belki en acısı da hep vefasızlıklarla karşılaştınız. Olsun!.. Size sevmek ve sevilmek düştü. Size vefa, tevazu ve mahviyet; size gözyaşı ve ıstırap; size sevgi, aşk ve affetmek düştü. Size Sultan'dan gelen hediyelerin en güzeli düştü. Ağlamasını dindirdiğiniz yavruların dudaklarından semalara yükselen dua cümleleri ve göğe doğru açılmış minnacık ellerinin arasından seccadelerine dökülen gözyaşları düştü. İlahi taksimde size ne güzel şeyler düştü!.. Nadanlar gayzlarından çatlarken zamanın her anında, size iç huzuru, saadet ve ebedi sürur düştü. Çöllerde seraplar görmeye devam etsinler onlar, size yeşeren düşünceler düştü. Gulyabaniler dikenler beslerken, sinelerinde ve intikam pazarlarında satışa arz ederlerken ucuz bir fiyata, size gül olmak, gül dermek, gül almak, gül satmak düştü.

'Size taleb ü devlet ü cah etmek değil, bir Yar için ah etmek düştü.'

Ne acı! Şu vadide birkaç kırık dökük kelam etmek de bir vefasıza düştü. 'Yare çok suzişler eylemek istedi gönül, ne var ki hengamı fırsatta zebana lal olmak düştü.'

Hüzünlü Gurbet

Beynim tıpkı bir sorular harmanı,
Kafamda istifham, cevabı sisli;
Gezer dururum yorgun ve avare..

Sarmış buğulu hüzün dört bir yanı,
Kalbim annemin kalbi gibi hisli;
Her halim garipliğime emare...

Kulaklarımda bir gurbet şiiri,
Nağmelerimde poyraz serinliği..
Düşüncem "veda" diyor bu yerlere.

Yuvadan ayrıldığım günden beri,
Gömdüm sineme sevinci, neş'eyi;
Hasretim şimdi o mavi günlere...

Gurbet yağıyor ufkuma muttasıl..
Ve semada hiçbir şimşek çakmıyor;
Aysbergler gibi sopsoğuk sokaklar..

İnsan, eşya ve varlık fasıl fasıl,
Irmaklar bizdeki gibi akmıyor..
İhtilaç içinde kalabalıklar.

Bu yerde kalbe ilhamlar inmiyor,
adeta kapısız gökler ve yerler..
Bir madde katılığında herbiri...

Burda ruha güzellikler sinmiyor,
Tüter gözümde o bizim bahçeler;
Nerde o yemyeşil bahar günleri?.

Doğ ey ışık, doğ gönlümün içinden!
Tasayla dolaştığım bu yerlerde,
Bana ruhumun sırlarını duyur.!

Bir ses sun o eski bestelerinden,
Şu hüzünlü şafakta perde perde..
Açlıkla kıvranan ruhumu doyur..!

* * *

*Kader kelimesi Arapça "kef" harfiyle yazılınca keder olur.