Sızıntı Arşivi

Temmuz 1991 · s. 242 · 5 dakikalık okuma

Bir Millet Dirilirken

M. Fethullah Gülen · BAŞYAZI

Yıllardan beri, bizim de bağlı bulunduğumuz Îslâm dünyasına göz açtırmayan ve milletimize kan kusturan düşmanlarımız, bilmeyerek Müslümanları uyardı ve İslâmî dirilişi hızlandırdılar. Yakın tarihe kadar batının, sehhâr fakat felç edici, şatafatlı ama aldatıcı güzellikleri karşısında özünü ve târihî değerlerini tezyîf ve inkâr eden pek çok Müslüman ülke, bugün daha objektif daha şuurlu; hiç olmazsa daha titiz ve daha dikkatli davranmaktadır.

Evet, daha düne kadar bir kısım illüzyonlarla, "dışı süs içi pis; sureti me'nûs, sîreti ma'kûs" bir şeytan ağına düşürülen yığınlar, bugün, bir yandan içinde bulundukları bu ağ iplerinin çok zayıf ve mukavemetsiz olduğunu, diğer yandan da bu ağların düşünceye benzeyen kuruntular halinde onların hayâl dünyalarında üreyip geliştiği, örülüp bütün benliklerini sardığını anlamış durumdalar.

Artık bu mazlumlar ülkesinde bugün hemen her millet asırlardan beri basar ve basiretini kapayan simsiyah bir perdenin, şurasından burasından açılan delikler ve sızan ışıklar sayesinde, dünya ve kendi çevresindeki hâdiseleri daha bir başka görmekte ve daha bir başka değerlendirmekte. Bu yeni bakış zaviyesi ve değerlendirme, onlara, özlerini keşfetme yollarını açacağı gibi, dînî duygu, dînî düşünce ve tarih şuurundaki potansiyel gücü kavramalarına da yardım edecektir. Bu sayede, yıllardan beri onları yıldıran haricî güç ve kuvvetlerin, haricî hâkimiyet ve satvetlerin büyük ölçüde kendi gafletlerine, kendi yanlışlıklarına hatta kendi imkân ve kendi iktidarlarına dayandığını yer yer üzülerek -heder olup gitmiş onca yıldan ötürü- zaman zaman da sevinerek -şu anda olsun gerçeklere uyandıklarından dolayı-görüp-hissedenler çıkacak ve bunca yıldır gözlerinin içine baka baka yer-altı, yer-üstü zenginliklerini yağmalayan kırk haramilere karşı, ihtimâl, bundan sonra olsun, tavır belirleyecek ve bir daha da aynı oyunlara gelmemeye çalışacak.

Biz, kendi dünyamızda, her-gün daha da artan bir tempo ile gelişen, çoğalan böyle bir düşünce ve böyle bir şuuru müşahede ettikçe, kendi kendimize: Muhtemel çok yakın bir gelecekte, her-gün daha da coşan, pekişen bu heyecan ve şuur, öylesine ciddî bir feveranla kendisini hissettirecektir ki; o gün yüzü gülmedik bir mazlum ve mağdur, ettiklerine nâdîm olup ağlamadık da bir zâlim kalmayacaktır.

Acaba bu umûmî "ba's-ü ba'del-mevt" de bugüne kadar batı âlemi karşısında İslâm dünyasının aşılmaz şeddi, koruyan müstahkem kalesi olma vazifesini yüklenmiş ve asırlarca bu mükellefiyetini şanla-şerefle ifâ etmiş soylu milletimizin vaziyet ve istikbâli nasıl olacak diye düşünülebilir? Hiç şüphe yok ki, şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da, Peygamber (s.a.v) tebcîliyle göklere çıkarılan konstantiniyye fatihlerinin çocukları, yine İslâm dünyasının önünde yürüyecek.. yine mukaddes davanın temsilciliğini yapacak.. ve koskoca zalim bir dünyanın İslâm'ı imhaya yönelik bütün komplolarını tersyüz edecek, bütün plânlarını parçalayacak ve onlara karşı bir kere daha en mükemmel şekilde vasîlik sorumluluğunu yerine getirecektir. Bunlar birer beklenti ve kuruntu değil; öyle de görülmemeli! İslâm dünyası, ülke ve insanımızı, düne nisbeten bugün daha iyi tanımakta, daha sıcak bakmakta ve onu bu yeni dünyanın başı olarak selâmlamaktadır.. Milletimize gösterilen bu yürekten alâka, onun gelecekte edâ edeceği vazife adına bir avans ve bir ilk mukabele sayılabilir. Zira o, bağlı bulunduğu bu dünya için herşeydir. O'nun ölümü, onunla irtibatlı bu âlemin de ölümü olmuştu; ümîd ediyoruz ki dirilişi de İslâm dünyasının dirilişine vesîle olur.

Bu itibarladır ki, bugün ülkemizde sürdürülen hizmetlerin münhasıran bizi alâkadar ediyor gibi görülüp-gösterilmesi kat'iyyen doğru değildir.. bizim nefes alıp verişimiz, İslâm dünyasının nefes borularının çalışması, bizim dirilişimiz de topyekûn mazlumlar dünyasının derlenip toparlanması demektir. Bu durumu, ebedî hasımlarımız da çok iyi bildiklerindendir ki, baskılarını hiçbir zaman üzerlerimizden eksik etmemekte; yumruklarının birini başımızdan kaldırırken öbürünü indirmekte.. bir kere soluk aldır-salar on defa ellerini gırtlaklarımıza götürmekte.. bir saat güldürse günlerce ağlatma yollarını araştırmakta.. hasılı bize hiç mi hiç rahat vermeyi düşünmemektedirler. Evet, dünya nasıl değişirse değişsin, içtimâi, iktisâdı sistemler ne hâl alırsa alsın, cihanlar ne şekle girerse girsin, Hıristiyanlık dünyası haçlı zihniyetinden kurtulamayacak ve batı her fırsatta, o derin kindarlığı, o eski fakat eskimeyen müsamahasızlığıyla sürekli Müslümanların karşısına çıkacak ve onlara kan kusturmaya devam edecektir.

Bundan dolayıdır ki, bilhassa bizim insanımız, tarihin bize tahmîl ettiği en şanlı vazifeleri, en şerefli bir surette ifâ edebilmek için dâima zirveleri kollama, kendi dünyasında bayraktarlığı kimseye bırakmama, devletler arası muvâzene ve dünya dengesinde, tarihî yerimizi istirdat edecek seviyede ve sorumluluk şuuruyla hareket etme mecburiyetindedir. Bu çok önemli ve âlemşümul hedefi yakalamak için de, milletçe; ilmî, içtimaî, iktisadı ve sınaî bir güzergâhın takip edilmesi, millî yapının kendi hususiyetleriyle bir kere daha gözden geçirilerek sağlamlaştırılması, sağlam esaslara bağlanması; millet ve idareci münasebetlerinin şanlı geçmişimiz çizgisinde yeniden ele alınması, halkın rehberlerini saygıyla selâmlayıp onlara temenna durması, rehberlerin de arkalarındaki kitleleri samimiyetle kucaklaması; güç ve kuvveti temsil edenlerin, millete, milletin de onlara güvenip itimat etmesi şarttır.

Geleceğin Büyük Türkiye'sini kurmak isteyenler, herşeyden evvel, millet fertleri arasındaki bu güven ve itimadın tesisine çalışmalılar ve mevcut olan durumun korunmasına da fevkalâde itinâ göstermelidirler ki, millet fertleri birbirinin hafiyesi olmasın ve vahdet-i ruhiye sarsılmasın...

Millet ruhunun sarsılmaması kadar, geleceğin dünyası adına, nelerin atılıp nelerin muhafaza edilmesi lâzım geldiğini tayin de çok önemlidir. Evet, bu yenidünya hangi esaslar üzerine kurulmalıdır? Dünden bugüne milletçe yaşadığımız şeylerin hangileri atılmalı ve hangileri korunmalıdır? Bütün bunlar çok iyi araştırılmadan, aceleden karar verildiği takdirde millî ruh, millî seciye, tarihî değerler, ahlâk ve fazilet adına çok şey kaybedeceğimiz kaviyyen muhtemeldir.

Bir millet için istiklâl ve hürriyet mücâdelesi ne denli önemli ise, istiklâl ve hürriyetini elde ettikten sonra, Özünü koruması, millî benliğini muhafaza etmesi, kendi olarak kalması da o ölçüde önemli ve hayatîdir. Bizim istiklâl ve hürriyet mücâdelemiz, milletin ruhuna, onun ma'nâ köklerine, hissiyatına ve canına can katan tarihî değerlerine sığınılarak gerçekleştirilmişti.. ne acıdır ki, milletçe varlık ve bekamızın esasları olan bu hayatî dinamiklere, daha sonra aynı ölçüde saygılı kalamadık. Saygılı kalmak bir yana, onları öldürdük, tahrib ettik ve gelecek nesilleri köksüz, mesnedsiz hattâ bütün bütün tarihsiz bıraktık.

Keşke batı değerlerine saygılı olduğumuz kadar, kendi ruhumuza, tarihimize, gelecek nesillere, ülke ve insanımıza da saygılı olabilseydik..!

SIZINTI