Sızıntı Arşivi

Eylül 2003 · s. 393 · 10 dakikalık okuma

Bir Evrim İdeolojisi: Sosyal Darvinizm

Ömer Said Gönüllü · Dr. · Bilim Felsefesi

Tecrübi bilimlere uygulandığı şekliyle teori kavramı, tabiatta gözlenen bazı nesne ve hadiseleri deney yoluyla izah etme çabası olarak tarif edilebilir. Bu itibarla, evrimin bir vakıa mı (olgu), bir teori mi veya her ikisinden de farklı olarak, ideolojik bir temenni mi (daha doğrusu bir hüküm mü) olduğu, test edilmeyi gerektiren bir sorudur.
Zaman içinde bazı teorilerin vakıa, bazı vakıaların da kanun haline geldiği şeklinde yaygın bir yanlış anlayış vardır. Aslında tabiattaki tek bir fenomenin aynı anda hem teori, hem vakıa, hem de kanun olarak tarif edilmesi sıkça karşılaşılan bir durumdur.
İyi bilinen bir fenomen olarak yerçekimini ele alalım. Öncelikle bir yerçekimi vakıası vardır. Bizzat yerçekimi kuvvetini göremesek de, bu kuvvetin sonuçlarını her zaman müşahede ederiz. İkinci olarak, bizim yerçekimi şeklinde isimlendirdiğimiz bu kuvvetin nasıl çalıştığı sorusuna cevap getirme iddiasında olan bir yerçekimi teorisi vardır. Yerçekiminin nasıl gerçekleştiğini bilmesek de, bunu izah etmeye çalışan teoriler vardır (yerçekimi kuvvetinin iletilmesinde rol oynadığı düşünülen muhtemel graviton tanecikleri üzerindeki araştırmalar devam etmektedir). Sonuç olarak, iyi bilinen yerçekimi kanunu vardır. Isaac Newton tarafından formüle edilen bu kanun, kütle, mesafe ve yerçekimi kuvveti arasındaki münasebeti gösteren bir matematik denklemiyle ifade edilir. Buradan da anlaşılır ki, bilimsel bir vakıa gözlenebilen bir tabiat hadisesidir; bilimsel bir teori, tabii bir hadisenin nasıl olduğunu açıklama çabasıdır; bilimsel bir kanun ise, tabii bir hadisenin matematik yoluyla ifade veya tarifidir.
Bilim, tabiattaki bazı vakıaları dikkatli şekilde gözleme, bunları açıklamaya çalışan teorileri inşa ve test etme sürecinin bütünüdür. Bu teorileri test etme teşebbüsleri "deney" olarak nitelendirilir. Ampirik veya "tecrübi" bilim, insanın fiziki çevresini kendisi için daha elverişli hale getirmesini sağlayan ve maddi hayatını kolaylaştıran bir çabadır. Sadece, anestezi olmaksızın cerrahi müdahalelerin bugünkü kadar gelişemeyeceğini, veya ileri teknoloji ürünü ısıtma ve soğutma sistemleri olmasaydı, mevsimlerin insan sağlığı üzerinde olumsuz tesirde bulunmasının önüne bugünkü ölçüde geçilemeyeceğini düşündüğümüzde tecrübi bilimlerin önemi kendini açıkça hissettirir.
Tecrübi bilimlerin metod itibariyle en önemli hususiyetlerinden birisi, incelemek istediğimiz herhangi bir nesne veya hadisenin herşeyden önce gözlenebilir olmasını gerektirmesidir. İkinci olarak, araştırılan nesne veya hadise (zaman ve diğer ölçülerin miktarı itibariyle) tekrarlanabilir olmalıdır. Tarihteki herhangi bir hadise (mesela bir göç, bir barış süreci, bir devlet olma), yani bütün unsur ve şartlarıyla tek ve tekrarlanamaz nitelikteki bir fenomen tarihin konusudur, tecrübi bilimlerin değil. Son olarak, gözlenebilir ve tekrarlanabilir bir hadise için izah sadedinde teklif ettiğimiz herhangi bir teori test edilebilir olmalıdır; teorimiz eğer yanlış ise, bunun deneyle çürütülebilir de olması gerekir. Eğer birilerinin belli bir hadiseye getirdiği izah başkaları tarafından herhangi bir şekilde doğrudan denenip test edilemiyorsa, bu, teoriden ziyade, sadece inanç konusu bir husus olabilir. Tecrübi bilimlerin metodlarıyla incelenmeye uygun olmayan, olması da gerekmeyen inançlar, bu yüzden bağlıları tarafından tartışılmaz, ve tartışmaya açık kabul edilmez.

Bir inanç meselesi (veya temenni) olarak "evrim"
Peki bu durumda evrim hakkında ne denebilir? Öncelikle evrimciler, evrim adı altındaki değişikliklerin insanın hayat süresinde gözlenemeyecek kadar yavaş ve seyrek olarak meydana geldiğini, birçok canlı türün onbinlerce hatta milyonlarca yıl boyunca büyük ölçüde değişmeksizin kaldığını söylerler. İkinci olarak, evrim değişiklikleri meydana geldiğinde, bunların "tek, tekrar edilmez ve geriye dönüşsüz" olduğunu ileri sürerler. Bunun fikir babalarından evrimci Theodosius Dobzhansky, tecrübi metodun tek bir defa meydana gelen tarihi süreçlere uygulanmasının imkansız denecek ölçüde zor olduğu sonucuna varır. Bir başka evrimci, Paul Ehrlich ise, evrim teorisinin, "herhangi bir gözlemle reddedilemeyeceği"ni, bu yüzden de "tecrübi bilimlerin dışında" olduğunu kabul eder. Burada bozuk ve bulanık bir bakış kendini ele verir; evrim teorisinin gözlemsiz ve deneysiz nasıl kabul edileceğinden sözedilmez.
Bilim camiası tarafından evrimin bir "vakıa" olduğuna hala büyük ölçüde inanılmakta, ve şüphe duymaya cüret edenler bu duruma uzun süre dayanamamaktadırlar. Encyclopedia Britannica "evrim vakıası" karşısında en küçük bir şüphe içinde bile bulunmadığımıza bizi temin eder. Evolution isimli ders kitabında Joe Savage, "sıradağların mevcudiyetini ispat etmek nasıl gerekmiyorsa, evrim vakıasını göstermek için de deliller listesi yapmak gerekmiyor" der. Genel Zoolojinin Esasları isimli ders kitabında, H. Newman, varlığın menşeini izahda, cahil, dogmatik ve peşin hükümlü şekilde elde tutulan eskimiş ve tamamen reddedilmiş "özel yaratılış" düşüncesi dışında evrimin rakibi bulunmadığını ileri sürer.
Peki, "gözlenebilir evrim vakıası" nedir? Evrimciler iki tip evrim tanır: gözlenebilen mikroevrim, ve gözlenemeyen makroevrim. Mikroevrim, belli bir türün fertleri arasında (mesela köpekler arasında) bir çeşit varyete meydana getiren sınırlı bir değişim prosesidir. Makroevrim ise, evrimcilere göre, canlı bir organizma türünü tamamen farklı bir türe dönüştüren hipotetik bir sınırsız değişim prosesidir (mesela, sürüngenlerin kuşlara, maymunların insanlara dönüşmesi). Fakat, hiçkimse böyle bir dönüşümü bugüne dek gözlememiştir.
"Mikroevrim" terimiyle, makroevrimi meydana getirmek üzere biriken değişiklikler kastedilmektedir (her ne kadar, artan sayıda evrimci bunu destekleyecek delillerin mevcut olmadığını kabul etse de). Burada, şahid olunan bir hadise, hakkında hiçbir delilin olmadığı gözlenemeyen bir hadiseye ötelenmekte ve bu sonuncusu da bir "vakıa" olarak ortaya konmaktadır. İşte, evrimle ilgili delil olarak ileri sürülenler böyle sınırsız bir ötelemeden başka birşey değildir.
Sonuçta, makroevrim gözlenebilir, tekrar edilebilir, doğrulanabilir veya reddedilebilir değildir, ve bu yüzden de, ne bilimsel bir vakıa, ne de bir teori olarak nitelendirilebilir. Evrim, büyük bir kısmı, Yaratıcı'nın varlığını veya en azından gücünü kabul edemeyen müntesipleri tarafından bir "inanç" olarak kabul edilebilir ancak.
Benzer şekilde, insanın, diğer bütün canlılar gibi, müstakil ve hususi yaratıldığına, ve Kur'an'ın bir Yaratıcı'nın vahyi olduğuna da, inananlar bir "inanç" olarak inanır. Fakat, insana verilmiş olan beş duyu, akıl, şuur, sezgiler ve kalb, inanan insanı orada bırakmaz; evrim ve yaratılış, tabiattaki gözlemlere uygunlukları itibariyle de ister istemez mukayese edilir ve Yaratılış, bütün Kainat'ta, Güneş Sistemi’nde, Dünya'da, ve bilhassa canlılarda görülen kompleks yapı ve fonksiyonlara, tamamen tesadüf gözlüğüyle bakan evrime nazaran tabii ki çok daha makul, akıl ve kalbleri tam tatmin eden izahlar getirir.

Sosyal Darvinizm
Canlılar aleminde insanın maymun-benzeri yaratıklardan evrimleştiği şeklindeki evrimci görüş, iddiasına, büyük ölçüde maymunla insan arasındaki bazı anatomik ve fizyolojik benzerlikleri dayanak yapar. Bu benzerliklerin bir evrim münasebeti ortaya koyduğu konusunda ikna olmuş gözüken bazı paleoantropologlar, bazı fosil maymunların "insan-benzeri", dolayısıyla insanın atası olduğunu, benzer şekilde, maymunlarla insanlar arasındaki boşluğu doldurma çabasıyla, bazı insan fosillerinin de "maymun-benzeri", en azından "modern" insanın atası olduğunu iddia ederler.
İnsan fosilleri bugüne kadar nadiren bulunmuştur. Bu, kısmen insanın yaşadığı ortamın ona mahsus olmasıyla, kısmen de fosilleşme için çok hususi şartların, mesela, ölen insanın, kemikleri çürümeden, sertleşen tortullar içine aniden gömülmesinin gerekmesiyle açıklanabilir.
Evrimci Stephen Jay Gould, Darvin'in Türlerin Menşei kitabının 1859'daki ilk neşrini takiben, kölelik, sömürgecilik, ırk farklılıkları, sınıf yapıları gibi konulara bilim kalkanı altında haklılık kazandırma çabalarının ön plana geçtiğini söylüyor (Gould, 1981). Bizzat Darvin, evrimci fikirlerinin ahlaki ve sosyal konulara uygulanmasını tasvip eder gözüküyor. H. Thiel'e yazdığı 1896 tarihli bir mektupta Darvin şunları yazıyor: "Türlerin değişimi konusunda başvurduğum görüşlere benzer düşünceleri ahlaki ve toplumsal meselelere uyguladığınızı görmek ne kadar ilgimi çekti, bir bilseniz! Görüşlerimin bu kadar farklı ve önemli konulara böylesine geniş ölçüde teşmil edilebileceği daha önce asla aklıma gelmezdi." (Darvin, 1896).
Sosyal düşüncelerini "bilim" üzerinden haklı gösterme çabasında olanların sıkça atıf yaptığı Darvinizm, "en uygun olanın hayatta kalması" kavramını öne çıkarır. Bu, Darvinci dogmanın insan toplumlarına ve davranışlarına uygulanması anlamındaki Sosyal Darvinizm olarak bilinir.
Darvinci evrim spekülasyonunun en sinsi taraflarından birisi, insan ile hayvan arasındaki temel farklılıkları silme çabası içerisinde olmasıdır. Bu durum, insan ile maymun arasında bir mukayeseye davetiye çıkarmakla kalmamış, insanlar arasında da "bilimsel" etiketli "en yüksek" ve "en düşük" tabirleriyle tarif edilen ayırımları gündeme getirmiştir. Siyahlar ve Kızılderililer, beyazlardan "daha düşük" olarak ayrılan ilk gruplar arasındadır. The Mismeasure of Man kitabında Gould, bazı antropologların beyaz ırkın "üstünlüğü"nü ispatlamak için verilerini tahrif ettiklerini belirtir. Mesela, beyin hacminin zeka ile ilgili olduğunu varsayan (aslında ilgili değil) birçok antropolog beyazların kafatası hacmini kasıtlı olarak abartmış, buna karşılık Siyahların ve kızılderililerin kafataslarını gerçek boyutlarının altında göstermiştir. Böylece Sosyal Darvinizm, ırkçılığı "bilim" yaftasıyla haklı göstermeye hizmet etmiştir (Menton, 1997).
Darvin ise, teorisinin bu şekilde kullanılmasına göz yummakla kalmamış, bizzat yazılarında ırkçı düşünceler ima etmiştir. İnsanın Türemesi adlı kitabının altıncı bölümünde Darvin, Goriller ve Siyahlar gibi "ara formlar"ın ortadan kalkmasıyla, insanlarla alt sınıf maymunlar arasındaki boşluğun artacağını ileri sürmüştür: "Bu kırılma giderek genişleyecek, ve uygarlaşmış Beyazlar ile Babunlar gibi alt sınıf maymunlar arasında cereyan edecektir." (Darvin, 1871).
Yüksek (!) insan formlarının evrimini kabul ettirme çabasındaki Darvin'in kuzeni Francis Galton ise Öjenik Hareketin temellerini atmıştır. Öjenizm insan türü içinde seçici üretim yoluyla güçlü fertler inşa etmeyi hedefleyen bir anlayıştır. Galton, evliliği ve ailenin büyüklüğünü ebeveynin genetik niteliğine göre düzenlemeyi savunmuştur. Kontrollü üretimin, çiftlik hayvanlarında olduğu gibi, insanlara uygulanması durumunda mükemmel bir insan tipinin gelişebileceği tezini esas alan bu "ana ırk" kavramı, yahudileri ve çingeneleri ortadan kaldırıp, "saf ari ırkı" oluşturma çabaları şeklinde Hitler tarafından Almanya'da tatbik edilmiştir. Dolayısıyla, Darvinizmin öncesi ve sonrasıyla sosyal etkileşim aktörü olduğu görülmektedir.
Sosyal Darvinizmi ilk defa Alman siyaset ve bilim adamları yirminci yüzyılın başında, Almanya'nın artan saldırgan militarizmini haklı çıkarmak için kullandılar. Alman ordusundan Friederich von Bernhardi, Almanya ve Önümüzdeki Savaş adlı kitabında evrim terimlerini kullanarak savaşın faziletlerinden bahsetti. Bernhardi, savaşın, Darvinci anlamda en uygun ferdin hayatta kalması gibi, biyolojik bir gereklilik olduğunu ileri sürdü. Ona göre, bitki ve hayvan alemleri üzerinde yapılacak bir inceleme, savaşın evrensel bir tabiat kanunu olduğunu göstermeye yeterdi. Bernhardi'nin 1911'de yayınlanan kitabı, Almanya'nın resmi görüşü haline geldi ve üç yıl sonra, Almanya Birinci Dünya Savaşı'na girdi.
İkinci Dünya Savaşı sırasında da, Sosyal Darvinizm Almanya'yı Faşizm şeklinde tesiri altına aldı. Hitler'in Faşizmi evrim teorisine dayandırdığı, gerek konuşmalarından gerekse Kavgam adlı kitabından anlaşılmaktadır. Faşizmi İtalya'ya getiren Benito Mussolini de Darvinizmden önemli ölçüde etkilenmişti. Şiddet uygulamanın yararlı bir sosyal dönüşüm için esas olduğunu düşünüyordu. Konuşmalarında Darvin'in sloganlarına yerveriyor, tabiattaki evrim süreciyle çeliştiğini düşündüğü barış çabalarını gülünç buluyordu.
Sosyal Darvinizm, Marksizm ve Komünizm üzerinde güçlü bir tesirde bulunmasaydı, toplumlar üzerinde bu kadar yıkıcı sonuçlar doğurmazdı. Engels ve Marks, Darvin'in Türlerin Menşei kitabını büyük bir coşkuyla karşılamışlardı. Marks Aralık 1860'da Engels'e yazdığı mektupta, "Bu kitap bizim görüşlerimizin tabiat tarihindeki karşılığıdır" diyordu. Ocak 1861'deki mektubunda ise şunları yazıyordu: "Darvin'in kitabı çok önemli, ve bana tarihteki mücadelenin anlaşılması açısından bir temel sağlıyor...Teleolojinin tabiat bilimlerindeki rasyonel anlamı da ilk defa açık şekilde izah ediliyor." (Zirkle, 1959).
Marks şu üç noktada Darvinizme çok şey borçludur: 1) alem'in menşeine dair ateistik izah; 2) Varolmak için mücadeleyi esas alma; ve 3) İnsanların tedrici gelişimi (marksizm insanın refahının sınıf mücadeleleri ve devrim sürecinde kaçınılmaz ve tedrici şekilde geldiği üzerinde ısrar eder.) Aslında Marks Darvin'e öyle medyundur ki, Das Capital'i ona ithaf etmek istemiştir, fakat Darvin bunu reddetmiştir (Menton, 1997).
Marksizm ve Darvinizm arasındaki yakınlık 1970'lerin başında ortaya atılan "sıçramalı evrim" teorisiyle bir kere daha görülmüştür. (Tabiatta gözlenmesi mümkün olmayan ve bir spekülasyon olarak kalan bu görüşe göre, evrim, değişimin olmadığı uzun periyodları kesen ani sıçramalarla olmuştur.) Teoriyi ortaya atan Stephen Jay Gould ve Niles Eldredge şunları ileri sürmüştür: "Sıçramalı evrim, insan toplumlarına uygun düşen devrimci teoride olduğu gibi açık şekilde kesiklidir. Sıçramalı türleşme teorisinin birçok Rus paleontologu tarafından destek bulmasında şaşılacak bir yan yoktur. Aynı şekilde, bu bizim şahsi tercihlerimize de ters düşmemektedir; bizlerden biri (S.J. Gould) Marksizmi babasının dizleri dibinde harfi harfine öğrenmiştir." (Niles & Gould, 1977).
Jeremy Rifkin de, evrim teorisinin sosyal önyargılar içerdiğini, tarım ekonomisinden kapitalist Endüstri Çağı'na geçişin gerçekleştiği bir dönemde yaşayan Darvin'in kendi devrinin bir mahsulu olduğunu, Victorya Devri'ne rengini veren kanaat ve düşünceleri yansıttığını belirtir. Bunlar: sürekli gelişme, rekabet, güçlü ve uyumlu olanın ayakta kalmasıdır. Otto Rank, evrim teorisinin, tabiat aynasına bakan ve burada kendi tavırlarının yansımasını gören zenginleşme yolundaki İngiliz toplumunun anlayışını temsil ettiğini söyler. Connecticut Üniversitesi'nden John Greene, "Her bilim adamı gibi Darvin'in de tabiata, insana ve topluma kendi kültüründen kaynaklanan fikirler eşliğinde yaklaştığı şüphe götürmez bir gerçektir" der. (Rifkin, 1984).
Netice itibariyle, dünden bugüne evrim lehinde ortaya konan düşünceler göstermektedir ki, Darvinizm daha başlangıçta, canlılar alemine, delillerini tabiatta bulan bir izah getirme teşebbüsü olmaktan ziyade, belli bir tarihi dönemdeki büyük toplumsal değişikliklerin tesiriyle getirilen bir yorum hüviyeti taşımıştır. Fakat zaman içinde bu noktada kalmamış, bir yandan uluhiyyetin inkarında pozitivizm ve marksizme tabiat perdesi üzerinde payanda olmuş, diğer yandan da ırkçı mülahazalara bilimsel kılıf görevi görmüştür. Dolayısıyla meselenin, sözkonusu yanları ihmal edilmeden ele alınması, geniş kitlelerde görülen kafa karışıklığının giderilmesi açısından hayati önem arzetmektedir.


Kaynaklar
- Darvin, F., (1896) - The Life and Letters of Charles Darvin. Francis Darvin editor, D. Appleton and Co., p.294.
- Darvin, C., (1871) - The Descent of Man. p. 201.
- Gould, S.J., (1981) - The Mismeasure of Man. W.W. Norton and Company, New York, p.72.
- Menton, D.N., (1997) - The Religion of Nature: Social Darvinism. Missouri Association for Creation, Inc.
- Niles, E. & Gould, S.J., (1977) - -Paleobiology, Spring, Vol 3, p.145-146.
- Rifkin, J., (1984) - Algeny: A New Word, A New World. Penguin (Türkçe Terc.:Ali Köse, Darvinin Çöküşü. Ufuk Kitapları, İstanbul).
- Zirkle, C., (1959) - Evolution, Marxian Biology, and the Social Scene. Univers.ty of Pennsylvania Press, p.86.