Kasım 1991 · s. 436 · 4 dakikalık okuma
Bir Başka Açıdan Bulutlar

Tabiatta öyle varlıklar, öyle olaylar ve oluşumlar vardır ki, gözler önünde sergiledikleri faaliyetleri karşısında insanoğlu, bir ünsiyet duyarsızlığıyla bunlara karşı hissiz, muhakemesiz hatta idraksizdir; ancak düşünenler, düşüncelerini tefekkür tiryakı ile yoğuranlar müstesna. Onlar gözle dahi zorlukla görülen bir böceğin kıpırdanışı, ağzında yiyeceği ile biryerlere koşusu karşısında düşüncelere dalarken, başlarının üzerinde ve semanın derinliklerinde dev cüsseli milyarlarca kürenin sessiz ve intizamla seyr-ü sefer etmesi karşısında adeta diz çökerler ve bu hayretengiz gerçeğe eş bir tefekkürle doyarlar.
Havada, bize birkaç yüz metre
mesafede yoğunlaşan, sonra dağılan başka yerlere hareket eden bulutlarla kaçımız inceden inceye ilgilendik. Güneşin kavurucu tayflarından bazen onlarla korunduk; yağmur getirdiklerinde onları sevdik; elektrik yüklerini yıldırımlar şeklinde yerküremize boşalttıklarında ise irkildik. Bu alışkanlıklarımızla, belki de, bulutların fonksiyonlarını yalnızca bunlardan ibaret sandık ve uzun yıllar esrar perdesini aralamadık. Ancak, son yıllarda bulutlar üzerinde yapılan yoğun araştırmalar gösterdi ki, güneşin ışınları ile dahi yakın işbirliği içerisindeler. New York State Üniversitesi'nden Robert D. Cess'in altı ülkeye ait 12 global iklim modeli üzerinde yaptığı karşılaştırmalar ve bulut tesirleri dikkate alınarak simüle edilen denklemler "Sera etkisi"nde {*) bile bulutların rolü olduğu gerçeğini ortaya koydu. Değişik isimler altında gruplandırılan bulutlarda bu özelliklerin farklı olduğu konusunda ise şunlar söylenmiştir: "Kesafeti fazla olan ve nisbeten yere yakın stratus bulutları daha fazla yansıtıcı güce sahiptir; dolayısıyla serinletme etkisi diğerlerinden daha fazladır. Kesafeti daha az olan ve yükseklerden uçan cirrus bulutları ise yerküresine doğru gelen güneş ışınları için yarı-geçirgen, buna karşılık yerküresinden yayılan kızılötesi radyasyonları bloke eden bir özelliğe sahiptir; dolayısıyla, karbondioksit gibi gazların sebep olduğu sera tesirine benzer bir ısınma olayına sebep olurlar."
Konunun henüz tam açıklığa kavuşmadığını da itiraf eden Randlall, "cirrus bulutlarının stratus bulutları üzerinde yer alması hangi etkiyi yapar, onu da düşünmek gerekir" derken, belki de kâinatta mevcut bütün varlıkların birbirleri ile, hallerine uygun bir diyalog içerisinde, hassas bir denge oluşturduğunu söylemek istemektedir. Bir program dahilinde, halden hale geçerek durumlarını değiştiren bu şuursuz kâinat bireylerinin aralarında kurulu denge ve diyaloğun farkına varılsa bile hangi maksatlara hizmet ettirildiğinin, zaman içinde ancak kısmen farkına varılabilmektedir. Gerçekten de, bu durumu Oregon State Üniversitesinden Michael E. Schlesinger'in şu ifadesinde görmekteyiz: "Su buharı yoğunluklu mikroskobik bulut çekirdeğinin binlerce kilometre ötesinde bulut dalgaları mevcuttur; dolayısıyla her büyüklükteki bulutu modelleyerek incelenmesini sağlayacak güçte bir bilgisayara insanoğlu hiçbir zaman ulaşamayacaktır."
Bulutlar hakkında henüz bütünleştirici bir mahiyet kazanmış olmasa da, mevcut bilgilerin hemen çoğu meteorolojistlerin çalışmalarına aittir. Mesela ilgi çekici bir iklime vasıta olan towering cümülüs bulutlarının iklim değişikliği üzerinde tek müessir olduğu henüz kimse tarafından savunulamamaktadır. Yine, okyanusların üzerini serin dalgalar halinde kaplayan, yeknesak görünüşlü marine stratus bulutlarının yağmur, kar ve şimşek oluşumunda hiçbir rolü olmadığı halde, yeryüzünün beyaz örtüsü (kar-buzul) üzerinde birinci derecede tesirli olduğu ileri sürülmektedir. "Milletlerarası Uydu Bulut İklim Bilimi Projesi" (ISCCP) ve Nasa Projesi kapsamında yerden, uçaklarla ve uydular aracılığıyla bulutların altından ve üzerinden yapılan "yerküresi radyasyon demeti" deneyleri sonunda elde edilen ilgi çekici sonuç, yerküresi yüzeyinin yaklaşık yarısını kaplayan global bulutun net serinletmeye olan tesirinin çok büyük olduğudur. Yine, global iklim modelleri üzerinde çalışanlar, sera tesiriyle yüksek irtifalı cirrus bulutlarının oluşumunun hızlandığı, bunun İise ısınmanın boyutlarını daha da arttırdığını ileri sürmektedir.
Tarih öncesi iklim modellerini de dikkate alan ve ayrıca fosillerden (buz çekirdekleri, okyanus sedimetleri ve ağaç kabukları) elde edilen neticeleri bilim adamları tamamen bulutlara dayandırmaktan da çekinmektedirler. Mesela, iki sene önce, Charlson'ın başı çektiği bir araştırma grubu planktonların sülfür türü ifrazatlarının bulut teşekkülü ve dolayısıyla da iklim üzerinde önemli bir tesire sahip olduğunu ileri sürerken bu teze National Laboratuvarından E. Schwartz karşı çıkmış ve aynen şöyle demiştir: "Kuzey yarımkürede insanoğlunun faaliyetleri sonucu ortaya planktonlarınkinden iki kat fazla kükürt çıkmaktadır; şayet Charlson haklı ise o zaman bu bölgede hissedilebilir bir iklim değişikliğine maruz kalmamız gerekirdi."
Atmosferik Araştırmalar Merkezi'nden Tony Slingo, gelişmeleri yakından izleyen bir bilim adamı olarak, bu konuda belki de en gerçekçi yorumu getirmektedir: "Kâinatta hiçbir şeyin birbirinden bağımsız hareket ettiği söylenemez; aralarında kurulmuş öyle ince bir nizam ve ölçülü bir işbirliği mevcuttur ki, neticesi yaşadığımız dünyaya yani bizlere hizmettir. Birbiri içerisinde meczolan bu denge ve işbirliğini ise, en ince hatları ile anlamaya imkân yoktur. Bu bakımdan, tahminlerden ziyâde, atmosferde oluşan olayların, yani atmosferin zaman içinde bize gerçek cevabı vereceğine inanıyorum; biz ise ancak ondan gelen delillere dayanarak o olayın nasıl vuku bulduğunu ve hangi konularda bize hizmet ettirildiğini anlayabiliriz."

"Battaniye misali atmosfere yayılan bulutlar güneş ışınlarını tekrar uzaya yansıtmak suretiyle yeryüzünün serinlemesine yardımcı olurken, yeryüzünde biriken ısının ise uzaya kaçmasına perde oluşturarak yeryüzü ısısının artmasına sebep olmaktadır. "