Nisan 1982 · s. 13 · 4 dakikalık okuma
Beynimizin Yapısı
M. Ramazanoğlu · Doç. Dr. · Anatomi

"İnsan nedir?" Sualine Sadi "Bir kat-re kandır" diyerek cevap verir. Başlangıçta bu kadar basit gibi görünen İnsan, insan olarak dünyaya geldiği zaman bin-bir muammalarla dolu mükemmel bir mekanizma olarak geliyor. İşte en harika tulumba olan kalbimiz başlı başına bir muammalar âlemi.. İşte en harika filitre olan böbreklerimiz başlı başına bir muammalar âlemi.. İşte en harika depo olan karaciğerimiz başlı başına bir muammalar âlemi.. Amma bu muammalar âleminden de daha çok esrarı bilinmiyen muammalar âlemi vardır ki, bu en harika "Sibob" vazifesini görmekle vazifelendirlimiş beynimizdir.
Bu -kâinattaki en esrarengiz yapıları geride bırakan- esrarengiz yapıya sahip olanların ekserisi ne olduğunu, nasıl işlediğini merak etmemiştir. Az bir kısmı ise bu yapının şeklini ortaya çıkarmış, hakkında bilinmesi gereken pekçok şeyden bazılarını öğrenmişler; sonrada ona "beyin" demekle yetinmişlerdir. Ama bunun vazifelerini düşünürken "vazifelendiren!" düşünmeyi İhmal etmişlerdir. Halbuki Süleymaniye düşünülür de Mimar Sinan hiç düşünülmez mi?..
Evet, insan vücudunun merkez kumanda organı olan, insanın bütün hareketlerini, duyularını, hatıralarını, duygu ve konuşmalarını düzenlemekle vazifelendirilen esrarengiz yapının, yapısı nasıldır diye pek çoğumuz merak etmişizdir.
Beyin, birbirinin üstüne konmuş beş kattan yapılmış bir bütünün en üst parçasıdır. Ansefal adı verilen bu apartmanı gezip dolaşmak için en iyi çare önce beşinci kata kadar çıkıp sonra aşağılara doğru inmektir.
Beyin kafatası İçinde öne eğilmiş,gri renkli bir takke biçimindedir. Kafatasının onda dokuzunu doldurur. 2000 cm2 yi bulan yüzölçümü kendi üstünde birçok kıvrıntılar meydana getirecek şekilde, akıllara durgunluk verir bir surette yaratılmıştır. Yüzeyine dünyanınkine verilen adla "KABUK" denilmiştir. Duyuları almak, düşünceleri İdare etmekle memur olan yer, burasıdır. Bunun altındaki tabaka ise heyecanların, duyguların barınağıdır. Şahsiyeti meydana getiren bu İkisinin birliğidir.
Dördüncü kata inilince burada geniş bir hole rastlanır. Holün cidarları, görme tabakalarıdır; tavanında da koni biçiminde epifİz adı verilen bir bez vardır. Bu katın döşemesi İse kemikten yapılmış olup, içinde hipofiz bezi bulunmaktadır. Hipofizin büyüklüğü iri bir bezelye tanesini geçmez ama mekanizmanın en hayret verici yerlerinden birisidir. Son zamanlardaki araştırmalar İse bu bezin ölüme sebebiyet verdiğini ortaya çıkarmıştır.. Yani insanın çocukluktan gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, İhtiyarlıktan kabre yolculuğu esnasında geçirdiği büyüme devreleri bu bez tarafından yapılmaktadır. Ancak bütün bunlar hipofizin hüneri değildir. Belki sadece bir memur vazifesini görmektedir.
Hipofiz bezinin ölüme sebebiyet verdiği anlaşıldıktan sonra, ölümsüzlüğe ulaşma (!) düşüncesinden olan devletler bilhassa her yıl 2500 uzmanın senede 15 milyar TL harcayarak sırf bu konuda çalışmasına
İmkan sağlayan Amerika gibi devletlerin ümitleri sönmüştür. Halbuki bunlar senelerce evvelinden asrın beyin yapıcısının "madem ölüm öldürülmüyor, madem kabir kapısı kapanmıyor o halde sus... Beni dinle.." sadalarına kulak verselerdi o zaman bu lüzumsuz zaman ve para kaybı olmayacaktı...
Bir gün muhal farz ana karnında iken çocuğun hipofizini alırlarsa o zaman ölümsüzlük olacağı söyleniyor. Böyle birşey olamaz.. Fakat olursa o zaman hipofiz bezinin yaptığı vazifeler yapılamayacağından çocuk hep çocuk kalacak yeme ihtiyacını bilemiyecek, bin-bir acı elem çekecek fakat kurtulamayacak, üreme olmayacak, akıl olmayacak... Böyle bir hayatı ise hiç kimse istemeyecektir. Binaenaleyh bu dünya bir misafirhane, bir bekleme salonu vazifesini devam ettirecektir.
Dördüncü katta gezimize devam edelim. Hipofizin bulunduğu salondan çıkınca dört ikizler adı verilen tomurcuklara rastlanır. Bunlar gözün hareketlerini sağlamakla vazifelilerdir. Sanki iyi bir fotoğrafçı gibi ışığın gelişine göre göz bebeğinin durumunu ayarlamaktadır.
Üçüncü kata inince beyincikle karşılaşırız. Beyincik dışarıdan gelen etkileri alıp, emirleri İleten karmaşık bir telefon merkezi gibidir. Beyincikten ayrıldıktan sonra karşımıza tersine çevrilmiş bir koni biçiminde, bir parmak kalınlığında 2,5 cm uzunluğunda soğancık çıkar. Soğancıkta beyinden gelen bütün sinirler birbirine kavuşup vücudun her iki yanına dağılırlar. Soğancığın görevleri saymakla bitmez. Köz kapaklarının kırpılmasını idare etmek, dilin hareketlerini düzenleyerek konuşmaya yol açmak, tükürük salgısını salgılamak gibi vazifeleri çoktur. Ayrıca mide usaresinin azalıp çoğalmasını, kalbin hareketlerini düzenleyen sinirler soğancıktan çıkar.
Soğancığın alt tarafındaki 45 santim uzunluğunda, 1 santim kalınlığındaki vücudun otomatik hareketlerini düzenlemekle vazifeli omurlik adında bir boru vardır.
Beyin "nöron" adı verilen 10-16 milyar sinir hücresinden meydana gelmiştir. Bu hücreler adeta bir telefon şebekesi halinde birbirlerine ince, mikroskopik ama birkaç santim uzunluğunda liflerle bağlıdır. Beyin hücrelerindeki bu bağların görevleri hücrenin başı tarafından meydana getirilen elektriği yaymaktır. Bu elektriğin voltajı 1/10 mikron volt kadardır. Buna göre bir cep lambasının ampülünü yakmak için 30 milyon tane hücre lazımdır.
İlim adına ilimsizlik yapan zavallılarımızdan birisi mantıksızlığını izhar etmek için "mantığın merkezi olan beynin mantıksızca bir hali varsa o da elektriğin kanunlarına uymayışıdır" diyor ve devam ediyor: Elektriğin hızı 300.000 km/sn dir ama beyin İçinde bu 5 ile 100 m/sn dir. Bunu aklı almıyor.. Acaba elektriğin hızı beyinde de 300.000 km/sn olsa idi ne olurdu?.
Nöronlar iyi işleyemezdi.
Nöronlar iyi işlemediği, yahut bunları birbirine bağlıyan telefon hatlarında kısa devre olduğu zaman insan normal davranışını kaybeder.
İnsanın varlığında bu kadar ehemmiyetli olan yaptığı vazifeler bir yana yapısı hakkında kitaplar yazılabilen beynimizi korumak ve ona bakmak lazımdır. Bu ise asrın mütefekkiri olan büyük zatın "meşru daire keyfe kafidir" sözüne kulak verip içki İçmemekle, kahvehane gibi zararlı ve pis yerlerden çekinmekle ve "uykuyu size bir nimet olarak verdik" ilahî fermanına binaen normal uyumakla beynimizin dinlenmesini sağlamak, sonra da bu nimetin şükrünü eda etmekle sağlanabilir.
M. Ramazanoğlu