Mart 1994 · s. 2 · 5 dakikalık okuma
Bayram

Bayram İslâmî duygu ve düşüncenin sızıp kâsesinden dışarıya çıktığı ve köpürüp her yanı sardığı bir buluşma günüdür. Bayramların içinde âdetâ, bütün geçmişimiz uyuyor, sayıklıyor; uyanıyor ve geriniyor gibidir. Geçmişten bugüne, bize âit husûsiyetler bayramların genel havasına öylesine sinmiştir ki, bu mübârek günleri her idrâk edişimizde, benliğimizin derinliklerinde asıl duyduğumuz şey semâpeymâ olan o şanlı günlerimizdir. Gözlerimizi kapayıp bayramları dinlerken, râyetimizin göklerde dalgalandığı günlerin lezzetini bir kere daha duyar ye koskoca bir târihi; daha doğrusu kendi rûhumuzu, kendi ma'nâmızı, kendi değerlerimizi bir kere daha yaşarız. Bu itibarla da bayram günlerinde âdeta, gönüllerin tasalarıyla zevklerinden meydana gelen bir armoniyi beraber dinler gibi oluruz.
Evet, bayram günlerinde vicdanlarımızda yer yer muvakkat tatlı bir hicran, zaman zaman da zevkli bir dâussıla duyar ve yaşarız. Şimdilerde bazı bayramlar bizim için, sanki hüzün ve zevk berzahında yaşanıyormuş gibi: bir yandan en ulvî hislerle ruhlarımızı coştururken, diğer yandan da gönüllerimize âdetâ keder ve tasa pompalamakta.. evet. hemen hepimiz o günlerde hem sevinmek hem de ağlayabilmek için, rûhumuzun bütün derinlikleriyle açılarak, bir zamanlar kaybettiğimiz cennetlerin burukluğunu duyduğumuz aynı anda. ileride ulaşacağımıza inandığımız firdevslerin hülyâlarıyla da kendimizden geçeriz.. yani gözlerimiz bahar bulutları gibi yaşlar dökerken, ruhlarımızda da sürekli cennet yamaçları tüllenir. Evet, herşeye rağmen bayramların o cıvıl cıvıl hülyâ ve tahassür dolu canlılığı bize. sonbaharda da, kış ortasında da bulunsak, taptâze bir yeni bahar armağan ediyor gibi gelir. Hepimiz o aydınlık günlerde, tatlı bir hüzün, engin bir inşirah veya coşturan bir ümit. içimizi dolduran bir sevinçle yeniden diriliyor gibi oluruz. Oluruz da uğradığımız heryere, bizden evvel Hızır uğramış da seccadesini sermiş gibi, kendimizi bir "ba'sü ba'del-meut" atmosferinde buluruz.
Bayramlardaki nazlı sesler, ruhlardan kopup gelen tebessümler, heryerde genişletilmiş bir kardeşlik yaşanıyor gibi rastgele herkesle kucaklaşmalar, herkesle selamlaşmalar.. heryerde ikramlar, her bucakta ziyafetler ve tıpkı toy-düğün gibi dizi dizi tes'îd merasimleri ve görkemli şehrâyinler hep irâdelerimizin önünde cereyan eder ve bize âlemşümul bir kardeşlik adına neler neler fısıldar.!
Gönüllerimiz her zaman bayramları bir ihtiyaç hissiyle arar, biz de bu mübarek günleri bütün vâridâtıyla duymaya çalışırız.. tekbirlerle, tehlillerle coşar; istiğfarlarla iç âlemimizi yıkar.. her yanda tütüp-duran neş'e ve sevinçle kederlerimizi, tasalarımızı atar.. şifâhî irfânımızın bir buudu sayılan na'tlar, ilâhiler ve münâcâtlarla nefes alır-verir ve bu velûd günlerde daha ne güftesiz besteler dinleriz. Hele duyguları, düşünceleri açısından milletimizin ma'nâ kökleriyle alâkalı olduğu kadar, âile yapısı, yurdu-yuvası itibâriyle de bizim dünyamıza açık bulunanlar bu renkli zaman dilimini bir başka duyar ve bir başka hissederler. Obalarında çadır-çardak köşelerinde minderler üzerinde veya kerevetler üstünde.. mütevazı evlerinde mangal veya sobalarının başında alçak minderler üzerinde.. bahçelerinde ağaçların üfül-üfül dalları altında yeşilin bağrında.. evlerinin geniş bir odasında veya köşklerinin, yalılarının ferahfeza salonlarında, yenilen yemek ve pastalarda, içilen çay, kahve ve şerbetlerde âdetâ hep bayram duyulur, bayram hissedilir, bayram yenir, bayram içilir ve bayram soluklanır gibi olur. Bayramın o sımsıcak ve yumuşaklardan yumuşak ikliminde duyulan sesler, işitilen sözler, îmânla doymuş ve oturaklaşmış gönüllere çarpıp geçerek gidip tâ şanlı geçmişimizin derinliklerine ulaşır ve orada bizi her biri cihan değerinde tedâilerle buluşturur!
Bayramların herkese açık o müsâmahalı saat ve dakikalarında her-şeyde ayrı bir neşe ve sevince ulaşan çocuklar, gece yarılarına kadar bayram duygusuyla oturur-kalkar, bayram müsâmahasıyla güler-oynar; cıvıl-cıvıl seslerini duyurabilme emeliyle daldan dala seken ve her dalda çevresine ayrı bir nağme salan bülbüller gibi yorulup bitkin düşünceye kadar akla-hayâle gelmedik oyunlar sergiler ve bizlere bayram içinde ayrı bir bayram daha yaşatırlar.
Bayramlar, bütün insânî münâsebetlere en pratik bir vesîle, bütün ledünnî zevklere en müsâit bir zemin, kitleler hâlinde sevişip-kaynaşmaya en münâsip bir vasat ve ebediyetleri duyup-yaşamaya da en müsâit bir sahne gibidirler. Hepimiz onun, o masmâvi dakikalarında meşrû, cismânî hazların yanında fikir ve his ziyâfetlerinden de nasîbimizi alır ve rûhumuzun armonisini dinleriz. Hele ibâdet u tâatin duyularak edâ edildiği, tekbirlerin, tehlillerin her yanı sardığı ve bayram o kendine has havası, nazı, tadı ve şivesiyle gelip dalga dalga gönüllerimize aktığı, akıp ruhlarımızı uhrevîliğe garkettiği zaman, sanki artık bizi dünyanın fâni ve zâil yüzüne bağlayan kayıtlar bir bir çözülüyor gibi olur ve kendimizi âdetâ bir başka derinliğin insanları sanırız. Sanırız da, yıllardan beri bayrama susamış gönüllerimize, bayramda neş'eyle köpüren her dakika, sağnak sağnak rahmet gibi üzerimize boşalır; kurumaya yüz tutmuş ruhlarımızın her yanını sular ve sinelerimizin derinliklerinde uyuyan binbir ümit ve teselli çiçeklerine sûr olur hayat üfler.
Biz, hemen her zaman, bayramları, inanmış insanların uhrevî zevkleri, köpük köpük iştiyakları, dinme bilmeyen meraklan ve ölümsüz beklentileriyle karşılar, duyar.. ve kimbilir kaç zevki birden idrâk ederiz. Doğrusu inanan gönüller, bayramları yaşarken, tam olarak neler hissettiklerini, neler duyup neler düşündüklerini anlayıp söylemek mümkün değildir. Zira hayatın, ukbâ tecellileri içinde temiz sinelere boşalttığı hissi, zevki anlamak için en az o sineler kadar bu gizli esintileri duyup yaşamak şarttır.
Bayramlarda mü'minlerin, lâhûtîleşen dengeli hareketlerinde, vakarla tüllenen davranışlarında, ma'nâlı derin bakışlarında, vefalı ve samimiyet tüten sözlerinde hep cennet muhâverelerindeki o büyülü üslup sezilir. Evet, vazife ve sorumluluklarını yerine getirerek bayram zevkine ve bayram duygusuna uyanmış bu insanlar, öyle bir olgunluk ve enginlik sergilerler ki, her zaman bakışlarında lâhûtî bir derinlik, hareketlerinde büyüleyen bir ciddiyet, sükûtlarında ürperten bir verâîlik ve tebessümlerinde de sımsıcak bir letafet tüllenir durur. Hemen herkes derecesine göre bayramın bu sihrinden nasibini almıştır ve her inanmış çehrede bunu görüp duymak da mümkündür. Mümkündür zira çoğu okumamış ve ciddî bir terbiyeden de geçmemiş bu insanlar, tekyenin, zâviyenin, mektebin, medresenin bütün vâridât ve müktesebâtını temsil ediyor gibi her zaman bir zenginlik sergiler ve bir rûhanî derinlikle oturur-kalkarlar. Bunların çoğu o kadar rabıtalı, o kadar îtinâlı ve o kadar yürektendirler ki, sanki bunlar sıradan birer insan değil de. herbiri şanlı bir geçmişimizin bütün değerlerini taşıyan, tartan hassas birer terazi ve asırlar asırlarboyu toplanıp biraraya gelmiş bir dünya hazînesinin billurdan canlı mahfazaları gibidirler. Onların davranış ve tavırlarında, üslup ve edalarında cennet meyvelerinin lezzetini, firdevs yamaçlarının sükûnetini, Allah cemâlini müşahedenin halâvetini duyuyor gibi oluruz. Onların her şeye derin bir alâka ile konup kalkan bakışları, her meselede sağlam düşünce yapılan, ruhlarının derinliklerinde hâlâ hayatiyetini devam ettiren bir ma'nâ kökünün var olduğunu gösterir.. gösterir ve gönüllerimize geçmişin gururunu, geleceğin de ümidini fısıldar. Bu insanların hepsi, tevazu ile onurun, mahviyet ile izzetin, emniyet ile hüznün, neş'eyle temkinin halitası bir ruh haletini paylaşır ve başka milletlerde görülmedik bir mükemmeliyet ortaya korlar. Bunların umûmî görünümlerinde hem ebedî bir millet olmanın gizli renkleri hem de Kur'ân'a uyanmış, Kur'ân dinlemiş olgun ruhların vakar ve ciddiyeti nümâyândır. Bunları bazılarımız hissetmesek bile, bu böyledir ve her zaman onların bakışlarından akıp ruhlarımıza dökülmekte ve sözsüz, bestesiz bir enstrümandan yükselen nağmeler gibi rûhumuzun derinliklerinde yankılanmaktadır.
SIZINTI