Ağustos 1989 · s. 23 · 8 dakikalık okuma
Batı ve İslam Astronomisi

Eski Yunan dan Rönesans'a Astronomi biliminin gelişme çizgisini takip eden tarihçiler 8-14 yüzyıllar arasını "İslâm Astronomisi Dönemi" olarak anarlar. Bu süre zarfında astronomi çalışmalarının büyük kısmı Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Endülüs İslâm Devleti'nde yapılmıştı. Avrupa Ortaçağ karanlığını yaşarken, bilimin Grekler'den gelen meşalesi bu devirde müslümanların eliyle taşınıyordu.
Astronominin müslümanlar tarafından geliştirilmesinde iki önemli faktörün rol oynadığı bilinmektedir. Birincisi, coğrafik olarak İslâm ülkelerinin Grek topraklarına yakın olması ve İslâm'ın diğer dinlere mensup bilim adamlarına, kendi ilim anlayışının bir gereği olarak hoşgörü göstermesiydi. 9. yy.da, aralarında Batlamyus (Ptolemy)'un o güne kadar astronominin zirvesi sayılan "Syntaxis" adlı eserinin de bulunduğu birçok Grek bilim metinleri arapçaya çevrilmişti. Ortaçağ Avrupası, Grek bilim metinlerinden işte bu arapça tercümelerin daha sonra latinceye çevrilmesiyle haberdâr olmuştu (gerçekten de Syntaxis Avrupa'da hâlen arapça tercümesindeki ismi "Almagest" (en büyük) ile bilinmektedir).
İslâm astronomisinin gelişmesinde rol oynayan ikinci unsur, namaz, oruç ve diğer bazı ibadetlerin yerine getirilmesiyle ilgili, astronomik gözlem ve hesaplamaları gerektiren, zamanın ölçülmesi ve yön tayini gibi çalışmalardı. Müslüman ilim adamları bu konular üzerindeki araştırmalarıyla Grek metodlarını bir hayli aşmışlardı. Bilhassa trigonometri alanındaki gelişmeler, Batı Rönesans astronomisi İçin ilham kaynağı oldu.
İslâm astronomisinin izleri bugün bile göze çarpmaktadır. Günümüz astronomisi Zenith, Azimuth, Algebra veya Yaz üçgeni (Vega, Altair, Deneb)'den bahsederken arapça orijinli kelimeler kullanmaktadır. Grek astronomisinin müslümanlara nasıl geçtiğini biliyorsak da, bunun müslüman âlimlerin çalışma ve eserleri aracılığıyla daha sonra Latin dünyasına geçişinin hikâyesi ancak şimdilerde anlaşılabiliyor. Henüz incelenmemiş olan binlerce el yazması eser araştırmacıları beklerken, eldeki mevcut bilgilerle bile İslâm astronomisinin Latin dünyasına geçişini genel hatlarıyla sunmak mümkün görünüyor.

DÂRU'L-HİKME (THE HOUSE OF WISDOM)
Genel olarak İslâm ilminin , hususen astronominin temelleri Hicret'ten iki asır sonrasına dayanmaktadır. İslâm'ın ilk yüzyılları dalga dalga bir genişleme karakteri taşıyordu. Hicri 3. asrın başlarına kadar devam eden hızlı fetih hareketleri sebebiyle, bilimin genişlemesi için gereken medeni ve entellektüel bir çevre henüz tam anlamıyla oluşmamıştı. Bu asrın başlarında halifeliği alan ve Bağdat'ı başkent olacak şekilde imar eden Abbasi hanedanı Grek metinlerinin tercüme edilmesini teşvik etmeye başladı. Bu faaliyetlerin neticesi olarak, aralarında Galen, Aristotle, Euclid ve Batlamyus'un da bulunduğu, Grekler'e ait birçok bilim metni sadece çeyrek yüzyılda arapçaya çevrilmişti. Tercüme çalışmaları müslümanlar kadar hristiyanlar ve diğer dinlere mensup kişiler tarafından da yapılmaktaydı. Sözkonusu çalışmaların en hararetli teşvikçisi miladi 813'de halife olan el-Memun'du. El-Memun, Daru'l-Hikme adıyla bir akademi kurdu ve başına Nasturi bir hristiyan olan Huneyn bin İshak el—İbadi isimli ilim adamını getirdi. Eski Yunanca'ya mükemmel derecede hâkim olan Huneyn, Grek tıbbının üç önemli ismi olan Hippocrates, Galen ve Dioscoridesin eserlerini arapçaya çevirmişti.

Akademide matematik ve astronomi metinlerini çevirenlerin en önde geleni Sabit İbn-i Kurra idi. Sabit de müslüman değildi; aslen eski Asur medeniyetinin başkenti olan Harran'dandı. Ataları olan Asurlular'ın yeryüzünde ilk olarak toprağı işlediklerini, şehirler, limanlar kurduklarını ve bilimin temelini attıklarını açıkça iddia etmesine rağmen, İslâm başkentinde toleransla karşılanmıştı. Sabit, Bağdat'ta, aralarında Almagest'in bir şerhinin de bulunduğu 100'e yakın ilmi makale yazmıştı.
Akademideki bir başka matematik ve astronomi âlimi de el—Harizmi idi. Yazdığı Algebra (el—Cebir) adlı eseri halife el—Memun'a ithaf etmişti. Bu kitap arapçadaki ilk orijinal ilmi eser olarak kabul edilmektedir. Hint ve Grek matematik metodlarının İslâm dünyasına girmesinde rol oynayan eser 1100 yıllarında , İspanya'ya matematik öğrenmeye gelen Robert of Chester isimli bir İngiliz tarafından latinceye "Dicit Algoritmi" (günümüz ingilizcesinde Algorithm) adıyla çevrildi. Ortaçağ Avrupa cebirine, hatta günümüzdeki matematik bilimine büyük tesirleri bulunan kitap, Avrupa'ya, hâlen kullanılan arap rakamlarının ve daha da önemlisi, mutlak sıfır rakamının girmesini sağlamıştır.
9.yüzyılda Bağdat'ta bulunan bir diğer astronomi âlimi de Ahmed el—Fergâni idi. Fergâni'nin en önemli çalışması, Batlamyus'un Dünya merkezli astronomisinin daha temel esaslarını ihtiva eden ve matematiki olmayan "Jawami (Elementler)" adlı eseridir. Sferik (küresel) astronominin bugün için de geçerli hesaplarını ihtiva eden "Sphere of Sacrobosca" isimli çalışmaya da kaynaklık yapan eser, bu sonuncusunun Batı üniversitelerinde uzun süre okunmasını da sağlamıştır.
Bağdat'taki bu İslâm akademisinde, sadece Grek eserlerinin tercümeleri değil, aynı zamanda bu eserler üzerine yorumlar ve orijinal makaleler de yayınlanmaya başlamış oluyordu. Milâdi 900 yıllarında dil olarak arapçanın kullanıldığı beynelmilel bir ilmin yeşerdiğini söyleyebiliriz.
DİNİ TESİRLER
İslâm âleminde astronominin gelişmesi için en büyük teşvik, ibadetlerin yerine getirilme zamanlarının tayini ile ilgili matematik, astronomi ve özellikle küresel geometriye olan ihtiyacın bir neticesiydi.
Ramazan ayının ve bayramın başlangıcında, ayrıca diğer bazı zamanlar için, Hilâl'i görme çalışmaları, müslüman matematikçi ve astronomların en Önemli işlerinden biri olmuştu. Ayrıca bu tür özel problemleri çözmek için çok daha kompleks bir küresel geometrinin kurulması, bu arada, ibadetlerle ilgili iki problemin halli için bu geometrinin tatbiki gerekiyordu. Bunlardan biri, Dünya'nın herhangi bir yerinden Mekke'nin —kıble tayini İçin— yönünün belirlenmesi, diğeri ise, günde beş defa kılınan namazın vakitlerinin Güneş'in hareketine göre tesbit edilmesiydi.
Bu konularda kesin hesaplamalar yapabilmek için, gökküre üzerindeki üçgenlerin bilinen açı ve kenarlarından hareketle bilinmeyenlerini bulmak gerekiyordu. Batlamyus'un metodunun kullanışlı olmaması sebebiyle, müslüman matematikçi ve astronomlar daha basit trigonometrik metodlara ihtiyaç duyuyorlardı. Bunun bir neticesi olarak 9. asırda, bugün de kullanılan altı trigonometrik fonksiyon tanımlanmıştı. Bunlar sinüs, kosinüs, tanjant, kotanjant, sekant ve kosekant fonksiyonlarıydı. Batlamyus zamanında bunlardan hiçbiri bilinmiyordu. Altı fonksiyondan beşi kesinlikle İslâm kökenli olup, sinüs fonksiyonunun Hintliler'den alındığı söylenebilir.
YILDIZLAR VE USTURLABLAR
İslâm astronomisinin modern astronomi üzerindeki tesirini çok açık bir şekilde gösteren hususlardan biri de yıldız isimleridir. Betelgeuse, Rigel, Vega, Aldaberan ve Fomalhavt gibi yıldız isimleri arapça kökenli veya Batlamyus'un kitabındaki isimlerin arapçaya çevrilmiş şekilleridir. Aslında yıldız isimlerinin Batı'ya geçmesi usturlab (astrolabe)' lar aracılığıyla olmuştur. Gökkubenin iki boyutlu bir modeli olan usturlab, ilk defa Grekler tarafından icad edilmişti.
Bugün bilinen en eski usturlablar müslüman astronomlardan kalmadır. Bunlardan biri 10. yüzyıla ait olup, şu anda Kuveyt Milli Müzesi'nin en değerli parçalarından birisidir. Ayrıca, bir kısmı İspanya'da yapılmış olan, 11. ve 12. yüzyıldan kalma 40 kadar usturlab dünyanın çeşitli yerlerinde bulunmaktadır.
Usturlab hakkındaki ilk arapça makale Bağdat'ta halife el—Memun'un astronomlarından Ali bin İsa tarafından yazılmıştı. Bağdat okulunun diğer üyelerinin, meselâ el—Fergâni'nin makalesi matematiği astroloji, astronomi ve zaman ölçümü konularında kullanma şekilleri ile bizi hayran bırakmaktadır. Bunların birçoğu İspanyaya ulaşmış, 12. ve 13. yüzyıllarda latinceye çevrilmiştir.

İngiltere'nin 13. ve 14. yüzyıllarda İslâm astronomisinin İspanya'dan Batı hristiyanlığına giriş kapısı olduğunu görüyoruz. Oksford Üniversitesi'nin Merton ve Oriel kolejlerinin 14. yüzyıla ait kendi usturlabları günümüze kadar korunmuştur. Bu usturlabı arda, arapça yıldız İsimlerinin Gotik latin harfleriyle yazılmış olduğu görülmektedir. Daha sonra, meselâ Merton kolejinin usturlabında yeralan arapça kökten türemiş yıldız isimleri, günümüze doğru gelirken modern telaffuz şekillerini aldılar:Wega, Altahir, Algeuze, Rigil, Elfeta, Aiferaz ve Mirac* gibi. Usturlabların Endülüs müslümanlarından İngiltere'ye geçmesinden sonra, denizcilerin yön bulurken faydalandığı birçok yıldız hâlen arapça asıllı isimleriyle anılmaktadır.
BATLAMYUS ve SONRASI
Batlamyus'un M.S. 2. yüzyılda geliştirdiği model, merkezde Dünya ile, etrafında dönen Ay, Güneş ve o zaman için bilinen beş gezegenden oluşuyordu. Fakat bu model ve yaptığı ölçümler yeteri kadar sıhhatli değildi.
Batlamyus astronomisini geliştirmeye çalışan müslüman astronomlardan birisi de, Sabit bin Kurra'nın çağdaşı olan Muhammed el—Battani'dir. Battani'nin hazırladığı Zij (astronomi cetveli), Batlamyus'dan Kopernik'e kadar geçen süre içerisinde yapılan en önemli astronomi çalışmalarından birisidir. Battani bu çalışmalarında, Güneş'in yörüngesini Batlamyus'dan daha sıhhatli olarak ölçebiliyordu. Zij ilkönce İspanya'ya ulaştı. 12. yüzyılda İspanyolca'ya ve Latince'ye çevrildi. Bugün eserin arapça tek kopyası Madrit' de bir müzede bulunmaktadır. Matbaanın icadıyla birlikte bu eser, kaybolmadan Kopernik ve çağdaşlarına kadar gelmiştir.
Ortaçağ İslâm dünyasında astronomların Dünya merkezli (Geocentric) modele bağlı kalmaları pek fazla kınanmamalı. Zira Galile'nin 1610'da Venüs'ün hareketlerini izlemesine kadar jeosantrik modele karşı, gözleme dayalı hiçbir itiraz getirilemezdi. Bununla birlikte, müslüman astronomlar bu modeli felsefî bakımdan tenkit etmekten de geri kalmadılar.
Batlamyus'un modeli, gezegenlerin pozisyonlarını matematiki olarak tayin etmeye yarıyordu. Batlamyus bu modeli geliştirirken Aristo'nun Kozmolojisine uygun olmasına dikkat etmişti. Yani, gezegenlerin hareketleri ne olursa olsun, Dünya merkezde idi ve her gezegen birbirlerinin yörüngelerini kesmeden Dünya çevresindeki kabaca dairevî hareketler yapmaktaydı.
Fakat böyle bir gezegenler sistemi ve kozmoloji akla yakın görülmedi ve pekçok müslüman astronom ve düşünür tarafından tenkit edildi.

İlk olarak İbn el—Heysem (Elhazen) "Batlamyus Hakkında Şüpheler" isimli eserinde, bu tam dairevî olduğu ileri sürülen yörünge hareketinin açıklanamadığını ve, Batlamyus'un Almagest adlı çalışmasında ortaya konulan Kâinat modelinin tamamen yanlış olduğunu iddia etti. "Dünya'nın Yeri Hakkında" isimli bu eser Batlamyus'a yönetilen tenkitleri ilk olarak Latin dünyasına tanıtıyordu.

İbn-i Rüşd (Averroes) ise, 12. yüzyılda daha kuvvetli ve kökten felsefi tenkitlerle Batlamyus modelini ele alıyordu.
Diğer yandan Doğu'da Meraga'da (bugün İran topraklarında yeralan Meraghe şehri) yaşayan, müslüman astronomların en ünlülerinden Nasıruddin Tusi, "Tezkire" adlı eserinde yeni bir gezegenler modeli geliştirmişti. Bir yerine iki yardımcı dairevi yörünge sistemiyle gezegenlerin hareketlerinin açıklanmaya çalışıldığı bu model de felsefe bakımından akla pek yatkın bulunmadı.
Nihayet 14. yüzyılda, Dünya'nın tam merkezde yeraldığı ve gezegenlerin içiçe (konsantrik) yörüngelerde hareket ettiği bir sistem İbn el—Şâtir tarafından geliştirildi. Böylece gezegenlerin tam dairevi hareketleri ve açısal hızları açıklanabiliyordu. Bu modelin ve Tusi'nin çalışmalarının latinceye çevrilip çevrilmediğini bilmiyoruz.
KOPERNİK ÜZERİNDEKİ TESİRLER
İbn el—Şâtirin unutulmuş olan modeli, Beyrut Amerikan Üniversitesi'nden E. S. Kennedy ve talebeleri tarafından 1950'de keşfedildi. Bu gelişme akla şu soruyu getiriyor: Modern astronominin kurucusu sayılan Kopernik'in müslüman astronomların eserlerinden etkilenme derecesi nedir? Acaba Kopernik buluşlarını, tamamen müslümanların çalışmalarından mı çıkarmıştır? 1950'den çok kısa bir zaman sonra anlaşıldı ki, Kopernik'in ortaya koyduğu buluşlar ve Batlamyus astronomisindeki hataları düzeltmek için kullandığı teknikler İbn-i Şâtir ve Meragalı astronomlarınkiyle aynıydı. Kopernik bu arada, Dünya merkezli sistemden Güneş merkezli sisteme hesaplamaları adapte etmişti. Fakat gezegenlerin düzensiz hareketlerini yeni teorilerle açıklama metodu müslümanlarınkiyle aynı kalmıştı. Kopernik bunu yaparken müslüman astronomlarla aynı felsefi temellerden hareket etmişti.
Kopernik, İbn-i Şâtir ve Meragalılar'dan etkilenmiş olabilir mi? Onlardan veya çalışmalarından bahseden başka bir eserin latinceye çevrildiğini bilmiyoruz. Kopernik'in 1496-1503 yılları arasında İtalya'da çalışmalarını yaparken bu çalışmalarla ilgili arapça el yazma eserleri görmüş ve kendisi için latinceye çevirmiş olabileceği düşünülebilir. Tusi'nin eserlerinin grekçe çevirilerinin 15. yüzyılda Roma'ya ulaştığını biliyoruz. (Fakat birçok grekçe eser, İstanbul'un fethinden sonra Batı'ya kaçırılmıştı)
Şu anda araştırmacılar. Kopernik'in Batlamyus astronomisinin problemlerini çözerken kullandığı metoriları, bilinmeyen bir yolla İslâm dünyasından mı aldığı, veya kendisinin mi keşfettiği sorusuna sıhhatli bir cevap getirememektedirler. Bu sorunun cevabı ne olursa olsun, Kopernik kullandığı metodları İslâm dünyasından alsın veya kendisi keşfetsin; ortada kesin bir sonuç var: Batlamyus astronomisinin tenkidi ve müslüman astronomların kendi inanç ve düşünce yapıları ile eşya ve hâdiselere bakış açılarının neticesi olan İslâm astronomisi tabiatıyla İslâm ilimlerinin bütünlük arzeden ikliminde gelişmiş ve olgunlaşmıştır. Daha sonra da Batı dünyasına tamamen veya kısmen geçmiş ve yol gösterici olmuştur.
(*) Bu yıldızların arapça orjinal isimleri şunlardır: Vega, et—Tahir, el—Cevza Ricl, el—Feta, el—Ferad ve Mirac.