Sızıntı Arşivi

Nisan 2003 · s. 140 · 4 dakikalık okuma

Batan Şeyler

Servet Ekinci · Edebiyat

Ben batan şeyleri sevmem. Beni bir gün bırakır gider onlar. Muhabbetin kalıcı olanı muteberdir. Diğerlerinin arkadaşlıkları kabir kapısına kadardır. Onlar her zeval vakti saklanırlar perdelere. İşte ben, bu yüzden batan, kaybolan şeylerden uzak kalmaya çalışırım.
Benimle kabirden geçip, mahşere kadar beraber olup, oradan da öbür aleme gidenleredir muhabbetim. Ondan başkasını istemem, arzulamam, dayanamam ayrılığa. Ayrılık yakar, yandırır beni ve başkalarını. Ayrılıklardan çok çeker ve çekinir insanlar. Kendimizi bilip bulmadığımız dönemlerde biz de aynı çileyi yaşar, yalancı ve geçici şeyleri bırakınca yaşadığımızı anlarız. Bugüne kadar kaç yalancı muma kapıldık, kaç yalancı sevdanın peşine düştük. Bundan sonra asla!

Bazen zihnimin bulandığı, gönlümün kaydığı da olur böyle geçici sevdalarla. Çabuk geçerim onlardan ve derim ki: "Sevmiyorum sizleri, batıp gittiğiniz için. Batıp gitmeseniz veya batmayana, yok olmayana, ezeli ve ebedi olana ayna olsanız, belki de ebedi olanın namına sevebilirim sizleri; yoksa terk edin sahilimi, bırakın beni." Kırılan aynalara bakmam, buz gibi bin parçaya bölünmem böylece; kalbimi vahdette bütünlemeye çalışırım. Bin parçaya ayrılan gönül kasemi onların çeşmesine sunmam; çünkü onlar dolduramaz benim ebede aşık gönlümü. "Samed aynası kalble, sanem misal mahbublar sevilemez, sevilmemeli." Sevildiği zaman birer put olur onlar, kendini seversen kendini putlaştırır, nefsinin yolunda gider, Huda'yı unutursun. Unutunca da kaybolur bütün sır. Asilerden inkarcılardan olursun maazallah. Gayr-i meşru bir muhabbetin cezasını, pahalı ıztırablarla ödersin.

Onlar beni terk etmeden onların simalarındaki faniliğin yalan ve çirkin damgasını görerek bırakırım onları. Kayıtlı, kelepçeli sevk edilmezden önce ben terk ederim, zafer benim olsun diye. Onları terk etmekle hürriyete düşkünlüğümü bir daha ispatlamış olurum cihana. Ben öyle birinin esiri olurum ki, beni bırakıp gitmez ve her zaman yadımdadır ve yanımdadır. O zaman. "Andım yine seni her şey yadımdan silindi. / Hayalin gönlümün tepelerinde gezindi." (F.Gülen) derim ve hafakanlarım diner. Hafakanlı hayatta yaşamak insanı yorar. Bundandır ki, rıhlet yolunun şartındandır vahdet.

Fanilik damgasını yemiş cesedin paletleri ezer önce beni; sonra bütün faniler ve batıp giden güzellikler... Onların kırılan parçalarında çizilirim, kırılırım, bir buz gibi dağılırım; toparlarım kendimi İbrahim (as)'in Yüce Kitab diliyle söylediklerini, püskürtürüm üzerlerine. Parçalar bütünlük, faniler ebediyet kazanır bu sayede. İşte İlahi Beyan'la bize talim edilen yüce ifadeler:

"İbrahim, babası Azer'e demişti ki: "Sen putları tanrı mı ediniyorsun?" Doğrusu ben, seni ve kavmini açık bir sapıklık içinde görüyorum. Böylece biz İbrahim'e göklerin ve yerin melekutunu gösteriyorduk ki kesin inananlardan olsun. Üzerine gece bastırınca bir yıldız gördü. "Rabbim budur." dedi. Yıldız batınca da: "Ben batanları sevmem." dedi. Ay'ı doğarken gördü: "Rabbim budur." dedi. O da batınca "Yemin ederim ki, Rabbim bana doğru yolu göstermeseydi, elbette sapıklığa düşen topluluktan olurdum." dedi. Güneş'i doğarken görünce "Rabbim budur, bu hepsinden büyük." dedi. O da batınca: "Ey kavmim! Ben sizin Allah'a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım." dedi. Ben yüzümü gökleri ve yeri yoktan var edene tamamen çevirdim ve artık Allah'a ortak koşanlardan değilim." (En'am 74-79)

Sevmek fıtratta var, lakin peygamber talim ve terbiyesini unutmamalı severken. Bir nebinin lisanıyla anlayacağımız şekilde izah ediliyor bu. Gece gündüz deveranında kaybolup gidenlerin Rab olamayacağıyla anlatılıyor ve sonunda hüküm veriliyor: Batanlar sevilmeye layık değildir, onlar; mahbub, matlub ve mabut değildir, olamazlar da.

Onlar, birer put da olabilir; birer delil de... Bu durum insanın gönül aynasının elinde. Kalbine Samed'in rengi nakşedilmişse, orada sanemlerden eser kalmaz. Tapduk'un dergahına eğri odun girmediği gibi, bazılarının kalbinin seması da yalancı yıldızlara ayna olmaz. Bunlardır ki nuruyla cehennemin narını söndürür. Cehennem, sıratta üstünden onların çabuk geçmelerini ister. "Çabuk geçin, zira nurunuz narımı söndürecek." der.

Ağyara açılmamış gönülleri, hep bir buhurdanlık gibi tüter onların. Batan şeylere muhabbetleri olmadığındandır, kirlenmediğindendir gönülleri fanilerle. Sevmezler batanları, bir görünüp bir batan yıldız böceklerini. Yıldızların yanında yıldız böceğinin lafı hiç olur mu? Batan Güneş de olsa, Ay da olsa hüküm değişmez. Bütün batanların çirkinliği üstünde. Batmayan bir Güneş vardır ki; bütün bu güzellikleri O'dur yaratan. Sevilecekse bu yalancı güneşler ancak O'nun adına sevilir. Onlar kendi zatında bir değer taşımaz aslında. Böyle bir sevgi, fanide, Baki'yı sevmektir.

Batmayana açık olanlar ve onu bütün batanlara bedel sevenler, batanları da bakileştirmiş sayılırlar. Çevrelerinde oluşan hale de onlar sayesinde onlarla sonsuzluğa akacaktır. Fani ceset ruh gibi baki olup, onun bekadan hissesini artıracaktır. Batma ve batan şey diye bir şey kalmayacak, O'nun isimlerinin cilvesi olacaktır.

Batan şeyleri sevmemekle başlayan serüven, batan ve yok olan şeyleri, Baki namına ve hesabına sevmek gibi bir anlayışa dönüşecek, ondan dolayı da zeval ve fenanın zinciri onları bağlamayacaktır. İkilik aradan çıkacak, varlıklara muhabbet günahlı ve elemli olmayacaktır. Dost'a beraberce gidilecek, O'nun eşiğine baş konulacaktır. Eşya ve hadiselerde Baki olanın izi ve yüzü görülecektir. Bu aşkla ser-mest olanlar, zamanın fena ve zeval rüzgarlarının öldürücülüğünü yaşamayacaklardır. Fırtınalar içinde bahar havasını hissedecekler, O'nunla ser-mest olacaklardır.