Ağustos 1983 · s. 9 · 3 dakikalık okuma
Baş Döndürücü Denge
Mustafa Necmigil · Dr. · Tıp

İnsanın ayakta durabilmesi, yürüdüğü anda dengede kalıp düşmemesi, saatte 36 km hızla koşarken dahi mükemmel bir âhenk içerisinde muntazam hareketler yapabilmesi ve vücut yükünün taşınma vazifesi gibi O'nun bütün bu işleri, netice itibariyle mükemmel bir program ister.
İnsan vücudu ve bütün diğer canlı organizmaların hayatlarını en ideal biçimde sürdürebilmeleri için, kendi nev' ve cinslerine göre. vücut uzuvları tam bir "denge" içerisinde yaratılmıştır. Biz buna, biyomekanik balans (= canlının mekanikî dengesi) diyoruz. Bir misalini de adale - bağ ve kemikler arasında gülüyoruz.
Yer çekimi kuvveti, gövdemizi daima öne ve aşağıya çekmektedir. Buna karşı vücut kaslarının tonusu (denge için muhafaza ettikleri daimi gerginliği) yerçekimi kuvvetini dengeler; gövdenin ağırlığını ise omurga taşır ve kalça vasıtasıyla alt kısımlara nakleder. İhtiyarlıkta veya hastalık durumlarında kifoz (kamburluk) veya lordoz (belin aşırı eğriliği) olduğu zaman, insanın dengesini koruyabilmesi için daha fazla kas gücüne ihtiyacı vardır. Böyle kimselerin çabuk yorulmaları da bundandır. Omurganın normalde mevcut olan eğrilikleri tamamen dik ve dengeli durması içindir. Ve omurganın parça parça 33-34 tane ayrı (omur) dan müteşekkil kavisli bir sütun olması da; insan vücudunun her türlü hareketi rahat ve dengeli yapabilmesi içindir. Pasif çatıyı meydana getiren kemiklere aktiftik kazandıran kaslardır. Kemikleri uygun pozisyonlarda tesbit eden ana yapılar ise bağlardır. İskelet sistemi; kemikler, kaslar ve bağlar sayesinde elâstikî bir yapıya bürünmüş olur. Bu elastikiyet sayesinde bütün atletizm hareketleri yapılabilmektedir. Denge durumuna yardımcı olan en büyük faktörlerden biri de. ayak tabanının hususî yapısı ve bu yapıda kuvvetlerin dağılışıdır.
Vücut ağırlığı: kalça kemiklerinin meydana getirdiği halka aracılığı ile iki tarafa bölünür ve kalça eklemi vasıtasıyla uyluk kemiğine iletilir. Uyluktan diz eklemi vasıtasıyla ve bu eklemdeki "meniskus" ların çok şahane bir şekilde, adetâ amortisör görevi yapmasıyla ve bu arada çeşitli bağların ve kasların da dengelemesiyle ağırlık bacak kemiklerine, onlardan da ayak bilek kemiklerine aktarılmış olur. Ayak bileği eklemine gelmiş olan kuvvet, ayakta üç bölgeye ayrılarak yere geçer; biri topuk kemiği, diğer ikisi de birinci ve beşinci ayak tarak kemikleridir. Ayak bileği üst üste iki kemik ve bunlara değişik tiplerde bağlanmış beş küçük kemikten meydana gelmiş olup tarak ve parmak kemikleriyle devam eder. (Şekil 1) Bu kemiklerin yapılan bağlarla hususi bir şekilde düzenlenişi ve kaslarla eklem yapı ve eksenlerine göre hareketlilik kazandırılmış olması karşımıza içten dışa konveks bir ayak kubbesini çıkarıyor. Ayak, bu yapısıyla dik duran bir canlı için en idealdir. Değişik düzlemlere kolaylıkla uyum sağlama, ayağın bu yapısına bağlıdır. Ayak parmaklarının durumu ise gövdenin öne doğru hareketini destekler. Ayak parmaklarını kaybeden insanlar, ayakta dururken bilhassa yürürken büyük zorluk çekerler.

Vücut ağırlığının kâinatta cereyan eden azamî iktisat prensibine uygun olarak kemik, kas, bağ ve eklemlerin dengeli bir şekilde meydana getirdiği ayak kubbesinden yere üç noktada dağılması bu fıtrî nizamın hassasiyetini gösterir. Çok ağır ve mühim mekânik vazifeler gören ayağın, tabii şeklinin değişmesi, insana büyük rahatsızlıklar verir ve çalışma kabiliyetini de sınırlar. Eğer, yüksek topuklu ayakkabı ile topuk kemiğinin yere temas seviyesi bozulacak olursa, vücut ağırlığının dengeli bir şekilde yere intikali güçleşir.

Yüksek topuklu ayakkabıların kullanılmasıyla, yukarıda anlatılan ağırlığın dengelenme mekanizması bozulmaktadır. İşin esas problem olan diğer bir yanı ise; vücudun bu bozulmayı gidermede zorluk çekmesidir. (Şekil 2) de görüldüğü gibi; kuvvetlerin dağılışında, ayaktan gövdeye gelen kuvvetle, ağırlığı yere ileten kuvvet arasında bir "â" açılanması meydana gelmektedir. Bu açılanma, bacak ve uyluk kaslarıyla dengelenmeye çalışılır; fakat kaslarda kısa zamanda yorgunluk hâsıl olur. Kuvvetler dengesindeki bu bozukluk; zamanla, hususiyle uzun süre ayakta kalan, hızlı yürüyen, ayakta ve eğilerek çalışan insanlarda kendisini hissettirdiği halde, sonraları kalçadan başlayıp dize vuran ağrıların husulüne yol açar. Bu iş, ağrılarla da kalmamakta, ileri yaşlarda diz ekleminde, kalça ekleminde ve S - S5 numaralı bel omurlarında (Şekil 3) artrozlara (eklemlerin dejeneratif hastalığı) ve kireçlenmelere yol açmakta, büyük bir güç kaybına ve ekonomik problemlere sebep olmaktadır.

Hayatımız boyunca bizim ağırlığımızı taşıyan ve bizlere hayatımız için en ideal şekilde kurulmuş bir denge halinde bizlere takdim edilen kemik-adale-bağ sistemi hiç de tabiî olmayan müdâhalelelere gelmemekte, yaratılışına uygun şekilde yaşamak istemektedir. Böyle bilerek yaratılan muhteşem mimari bir yapı karşısında insan, Yaratıcısının huzurunda eğilmez mi?
Mustafa Necmigil