Eylül 1990 · s. 347 · 5 dakikalık okuma
Anne Baba Münasebetlerinde Rahmet Buudu

Sindirim sistemimizin mide ve barsaklardan oluşan kısmı, bize uzun ve labirenti andıran basit bir teşekkül gibi gelebilir. Fakat gastrointestinal sistem, sindirilen besinlerin, emiliminin tamamlanıp, dolaşıma (kana) geçirildiği yerdir. Bunun da ötesinde mide-barsak sistemi, vücudun en büyük endoktrin bezidir. Buralardan ifraz edilen hormonlar tesirlerini sadece sindirim ameliyesinde değil, sindirilen besinlerin metabolizmaları üstünde de gösterirler. Bu kadarla da kalmayarak davranış ve hissiyatı da etkilerler.
Bu fizyolojik tesirler, hayatın hiçbir devresinde büyüme-gel isme ve üreme dönemlerinde olduğu kadar kritik bir ehemmiyete haiz değildir. Hamileliğin başlangıç safhalarında anne adayı fetüsün ihtiyacını karşılayabilmek için yağ şeklinde enerji depolamaya başlar. Enerji ayrıca, ileride laktasyon (süt üretimi) ve emzirmede de lâzım olacaktır. Görülüyor ki, enerji alınımı ve depolanması üreme ile yakından alakalıdır. Eğer bir kadın, meselâ bir kıtlıktan veya fazla egzersizden dolayı çok zayıf düşürse, hamile kalabilmesinin ilk basamağı olan yumurtlama bile söz konusu olmayabilir.
Sağlıklı bir büyüme-gelişme ve üremenin olabilmesi için beslenme lüzumlu olduğundan, mide ve barsaklar bu işlemler esnasında en müsait şartlarda çalışmalıdırlar. Bu bir grup gastrointestinal hormonun birlikte aktiviteleri neticesi başarılır: Gastrointestinal hormonlar, barsaktan boşluğa doğru fırça gibi uzanan mikrovillüslerin ihtisaslaşmış en-doktrin hücrelerinde sentezlenir ve buralardan ifraz edilirler.
Midenin alt kısımlarından ifraz edilen gastrin gastrit asid salgısını artırarak ve ince barsağın üst kısımlarından ifraz edilen Kolesistekinin, yiyeceklerin midede uzun süre kalmasına sebebiyet vererek emilimin rahat yapılmasına yardımcı olur. Kolesistekinin ayrıca safranın ve pankreas enzimlerinin salgılanmasını sağlar. Aynı bölgeden ifraz edilen sekretin hormonu ise, midedeki gastrit asidi nötralize eden bikarbonat'ı pankreastan ifraz ettirir. Bir diğer hormon olan somatostatin İse farklı bir hususiyet göstererek sindirimi engeller. Mide-barsak hareketlerini ve emilimi, mide asidi ve safra ifrazatını gastrin ve kolesistokininin salınımını azaltır.
Emilimi tamamlanan besinler 2 yolla metabolize olurlar:
1) Anabolizma: Büyüme gelişme için veya ileride kullanılmak üzere depo amacıyla, küçük moleküllerden büyüklerinin teşekkül etmesidir.
2) Katabolizma: Enerji sağlamak için çok küçük moleküllere kadar olan yıkım ameliyesidir. Enerjiye ihtiyaç fazla olduğunda, meselâ egzersiz ve psikolojik stres esnasında karaciğer, kas ve yağ dokularında katabolizma ile enerji sağlanır.
Yemek sonrasında anabolizma baskın gelir. İleride kullanılmak üzere karaciğer ve yağ dokularında enerji depolanır. Depolama bir pankreas hormonu olan ve yemeklerden sonra artan glukoza cevap olarak ifraz edilen insulin hormonu yardımıyla başarılır. Gastrin, kolesistokinin, sekretin ve insulin anabolizmayı, somatostatin ise katabolizmayı teşvik eder.
Aç kalınca uyuyamama, yemek sonrası uykuya meyil sindirim sistemi hormonlarının psikolojik tesirlerine örnektir.
Mide ve barsakların normal aktiviteleri hamilelikle birlikte değişime uğrar, karakteristik olarak kilo alma devri başlar (yaklaşık 12-15 kg) Bunun bir kısmı fetüse, diğer bir kısmı da uterus (rahim) büyümesine ve artan kan hacmine (yaklaşık 1 litre) bağlıyken, en azından 4 kg. da depo haline geçen yağa bağlıdır.
Hamilelikte artan kilo alımının en basit açıklaması, daha fazla yemek yenmesidir. Aslında fazla yemek, alınan kiloların hepsinden sorumlu değildir. Hatta hamileliğin ilk 3 ayında, iştahsızlık daha belirgindir. Demek ki, bazı diğer mekanizmalar mevzu bahistir. Araştırmalar, sindirim sistemi hormonlarının, bu durumun birinci derecede sorumlusu olduğunu ispatlamaktadır.
Değişen hormon seviyelerinin birçok neticeleri vardır. Meselâ, kotesistokinin artması ve engelleyici hormon somatöstatinin azalması, sindirim ameliyesi için en müsait şartları oluşturur. Bu durumda anabolik metabolizma ve kilo alma hız kazanır. Hamileliğin erken devrelerinde görülen uykusuzluk ve özellikle yemeklerden sonra meydana gelen yorgunluk hali, aslında annenin fiziki aktivitesini düşürerek, enerjinin korunması ve depolanmasını sağlayan artan kolesistokinin tesirleridir. Hal böyleyken, gelişmiş endüstri ülkelerinde kadınların hamileliklerinde dahî çalıştırılmalarının fizyolojik açıdan gayrı-fıtri olduğu meydandadır.

Yeni doğan bir bebek 6 ay içinde kendi doğum ağırlığının iki katına ulaşır. 4 kg. ağırlığındaki 6 haftalık bir bebek günde 650 ml. süt emer. Bunun 65 kg.lık bir erişkinde karşılığı günde 10 lit. süttür. Bir yeni doğanın kg. ağırlığı başına kalori cinsinden enerji ihtiyacı, bir yetişkinin 4 katıdır. Bununla başedilmesi için bebeğin sindirim sisteminin nisbi olarak büyük olması ve hormon sisteminin de aktif olarak çalışması gerekir. Bu faraziye araştırmalarla ispatlanmıştır. Bir yenidoğandaki gastrin seviyesi bir yetişkine göre 5-10 kat fazladır. Bu, bebeğin fazlaca süt emmesi yüzünden olamaz. Çünkü bebek hayatının ilk günlerinde emdiği sütün sadece az bir kısmını sindirebilir. Gastrin seviyesi de, bebek fazlaca beslenmeye geçmeden yükselir.
Bu durum, yeni doğan bebeğin sindirim sisteminin henüz daha ana karnındayken bir ön-stimulasyona uğradığı gerçeğini ortaya çıkarıyor. Yiyeceklerin göbek kordonu vasıtasıyla fetüse pasif olarak taşınmasına rağmen, ana karnındaki bebeğin sindirim sistemine ilerideki vazifelerini öğrenmek üzere talim yaptırılır. Bunun yanında, zaman zaman fetüsun içinde yüzdüğü amniyotik mayiyi-mayiden de yuttuğu müşahade edilir. Amniyotik mayide birçok faydalı maddeyle birlikte epidermal büyüme faktörü ve gastrin gibi mide ve barsakların olgunlaşmasını sağlayan faktörler de mevcuttur. Doğumlarından hemen sonra yenidoğanların mide muhteviyatını araştıran bir çalışmada, amniyon mayisinin yutulmasından sonra fetal gastrin, somatostatin ve gastrik asidin ifraz edildiği, yani normal bir erişkin için geçerli olan durumun, anne karnındaki hayatta da aynen tezahür ettiği anlaşılmış oldu.
Fizyolojik açıdan emzirme hamileliğin devamıdır. Annenin sindirim ve hormon sistemleri çocuğa besin sunmaya devam ediyor gibidir. Anne enerjiyi bu kez rahmet musluklarına depolamıştır ve bebek, besinini fetal hayatta aldığı göbek kordonu yerine artık buralardan süt olarak almaktadır.
Bir kadının emzirme sırasındaki kalori ihtiyacı, hamileliği esnasındakinden daha fazla olur. Emzirmekte olan bir annenin, normalin %25'si kadar bir kalori fazlasına ihtiyaç duyduğu hesaplanmıştır. Anne bunu nasıl elde etmelidir? En basit yol, artan iştahının bir gereği olarak fazla yemek yemelidir. Farelerde yapılan bir araştırmada, fare yavrularının annelerini emmeleriyle, annenin yemek yemesi arasında belirgin bir alâka bulunmuştur.
Hamilelikte olduğu gibi, emzirmedeki artan enerji ihtiyacını karşılamada en önemli faktör sindirim sisteminin artan hormon aktivitesidir. Bu aktivite artan yemek ihtiyacıyla olduğu gibi, annesini emen bebek yüzünden de husule gelmektedir.
Bebeğin annesini emmesi, annenin hareketlerine de tesir eder. Emziren anneler kendilerini uykulu hissederler. Emmeyle meydana gelen bu sedasyonun (sakinleşme, yatışma hissi) birçok faydası vardır. En basiti enerji korunumudur. Ayrıca, annenin bebeğiyle birlikte olma süresi artar.
Bebeğin annesini emmesiyle, annede salgılanan hormonlar bebekte de salgılanır. Aslında emzirmenin sıklığı, hem annede hem de bebekte sindirim sistemi fonksiyonunu düzenler. İkisinin metabolizmaları da eşzamanlı hâle gelir. Başka bir deyişle, anne ve bebek sadece psikolojik olarak değil, fizyolojik olarak da birbirlerinin ayrılmaz parçalarıdırlar.