Ekim 1996 · s. 414 · 9 dakikalık okuma
Amerikada Başarılı Bir İlim Adamı
Türkiye’de beyin göçünden ve ülkeye getirdiği zararlardan hep şikayet edilir. Genelde de bütün suç, yurt dışına yerleşen insanların üzerine atılmak suretiyle meselenin halledildiği veya en azından mesuliyetten kurtulunduğu zannedilir.
Bu yazıda Amerika’da bilimsel başarının zirvelerine ulaşmış bir Türk bilim adamımıza ve görüşlerine yer vereceğiz. Prof. Dr. Vedat Arpacı makine mühendisliği alanında ilk dört üniversite arasında sayılan Michigan Üniversitesinde öğretim üyesidir. Çalışma alanı olan Isı Transferi konusunda önemli katkılarda bulunmuş, aralarında MIT’nin şu andaki rektörü Prof. Charles M. Vest de olmak üzere birçok doktora öğrencisini yetiştirmiş, milyonlarca dolarlık araştırma projelerini başarı ile yürütmüştür. En az bilimsel yönü kadar önemli diğer bir yönü ise, kimliğini unutmaması, onunla iftihar etmesidir. Kendi kimliğine olan bağlılığı, 41 seneyi aşkın bir süre geçmesine rağmen, Amerikan vatandaşlığına müracaat etmesine engel oldu. Bu yazı Vedat Hoca ile samimi bir havada ve klasik röportaj stilinden uzak olarak yapılmış birkaç sohbetten derlenmiştir. Yazıyı, üniversite öğrencilerimize, bilim adamlarımıza ve diğer kesimlerden birçok kişiye ilginç gelebileceği düşüncesiyle kaleme aldık.
Kısa Hayat Hikayesi
Baba tarafı Erzincanlı, anne tarafı ise Makedonya göçmenidir. İstanbul’un Anadolu yakasında Göztepe ile Erenköy arasında kalan o zamanki göçmen mahallesinde doğdu. Göztepe İlkokulu, Kadıköy Ortaokulu ve Haydarpaşa Lisesini bitirdi. Lisede iken babasını ve dedesini kaybetti. Babasının hastalığı ve ölümünden sonra okulu bırakıp ailesini geçindirmeyi düşündü ise de annesinin ısrarı ile kısa bir aradan sonra okumaya devam etti. İstanbul Teknik Üniversitesi’ne güçlükle girip 1952’de birincilikle bitirdi. Askerlik görevini ifa ettikten sonra, Teknik Üniversiteye dönerek asistan oldu. Orta okul ve lisede yabancı dili Fransızca olduğu için asistanlıkta İngilizce eğitimine ağırlık verdi. Isı Transferi konusunda çalışmak istiyordu ancak o sıralarda Teknik Üniversitede bu konuda bir ders yoktu. Bu konularda yoğun çalışmalar yapılan Amerika’ya giderek kendisini iyi bir şekilde yetiştirmeyi düşündü. Müracaat ettiği Amerikan üniversitelerinden MIT, Harvard ve Caltech Üniversitelerinden kabul aldı. Sonunda MIT’ye gelerek doktoraya başladı.
Bütün gayesi
gece gündüz çalışıp bir an evvel doktorayı alarak yurda dönmekti. Nitekim, 2.5
sene gibi kısa bir süre içerisinde doktorasını bitirip hemen Teknik
Üniversiteye döndü (1958). Devlet kanunlarına göre, 4-5 sene asistanlık yapması
gerekiyordu. 0 dönemlerde asistanlığın ana görevi diğer öğretim üyelerinin
imtihan kağıtlarını okumaktı. Bu şartlar altında ne kendisine ne de memleketine
bir faydası olmayacağını hissederek Üniversiteden ayrılıp Boğaziçi
Üniversitesi’ne (o zamanki ismiyle Robert Koleji) ve Orta Doğu Teknik
Üniversitesi’ne müracaat etti. Bu üniversitelerden olumlu bir cevap alamadı.
MIT’de birlikte çalıştığı grup o sıralarda Michigan üniversitesi’ne geçmişti ve
devamlı mektup yazarak kendilerine katılmasını istiyorlardı. Türkiye’de öğretim
üyesi olarak iş bulamadığı için geçici olması niyetiyle Michigan
Üniversitesi’ne geçti (1959).
Michigan’a geldikten 2 sene sonra 1961’de kesin dönüşe niyet etti. Niyetini öğrenen Mühendislik Fakültesi dekanı kendisini kaybetmemek için doçentliğe yükseltti (Amerika’da doçentliğe yükseltilme süresi ortalama 6 yıldır ve bu sürenin sonunda yükselemeyip işini kaybetme ihtimali de vardır). Ama doçentlik dönüş niyetini etkileyememişti. Türkiye’ye döndüğünde, o dönem devlet kanunlarına göre, 5 sene asistan olarak çalışmadan doçentlik sınavına giremeyeceğini öğrendi. Çaresiz kalıp tekrar Michigana döndü. 3 sene sonra 1964’de 35 yaşında iken (Amerika için çok genç bir yaş) profesör oldu. Ancak geriye dönme niyetinden bir türlü vazgeçememişti. 0 sene Türkiye’ye döndüğünde, Amerika’da profesör olmasına rağmen, o zamanki Türk kanunlarına göre Teknik Üniversitede asistan olması gerekiyordu. Bu şartlar altında kendi ifadesi ile “Hem ağlarım hem giderim’ diyerek Amerika’ya kesin dönüş yaptı.
Vatana
olan manevi borcunu ödeme gayesi ile 1966 ve 1973 yıllarında birer sene Orta
Doğu Teknik
Üniversitesi’nde ziyaretçi profesör olarak çalışmalar yaptı. 1980
yılında tekrar Türkiyeye gelmek istedi ise de üniversitelerdeki anarşi
olaylarından dolayı bu isteğini gerçekleştiremedi.
Rusyadan Türkiye’ye oradan da Amerikaya göç etmiş bir Tatar Türkü ile evli olup iki çocuk sahibidir.
Bilimsel Yönü
Makine mühendisliği alanında Isı Transferi konusunda önemli katkılarda bulundu. Konusunda en iyi dergilerde 64 teknik makalesi ve 59 konferans bildirisi yayınlandı. İki kitabı olup bir üçüncüsü ise basılmak üzeredir. Defalarca üstün eğitim ve araştırma ödülü: ve son yıllarda da NASA, Ford gibi kuruluşlardan 1 milyon doların üzerinde araştırma projeleri aldı. Yine son zamanlarda 22 defa çeşitli Amerikan üniversiteleri ve kuruluşlarında seminerler vermek üzere davet edildi. Isı Transferi ve Termodinamik konularında 14 değişik ders verdi. 41 doktora öğrencisi yetiştirdi. Bu öğrencilerinden Charles M. Vest MIT’nin halihazırdaki rektörüdür. Öğrencilerinden bazıları MIT. Georgia Tech, Ohio State, Carnegie-Mellon, Utah gibi Amerikanın belli başlı üniversitelerinde ve Danimarka, Çin, Kore gibi dünyanın değişik yerlerinde profesör olarak çalışmaktadır.
Diğer Yönleri
Vedat Hoca Amerika’daki bilim adamlarımızda olabileceğini pek tahmin etmediğiniz ilginç özelliklere sahip. Türk kimliğiyle gurur duyuyor. Kökleri ile bağını koparmış bir insan tasavvur edemiyor, Türklük gururu ve kimliği, onun 41 sene süresince Amerikan vatandaşlığına müracaat etmesini engellemiş. Bütün yurt dışı seyahatlerine Türk pasaportu ile çıkıyor. 1960’lı yıllarda hiçbir problemle karşılaşmadan Avrupa’yı baştan aşağı dolaşabildiği halde bilhassa son zamanlarda, yurt dışı konferanslarına giderken büyük zorluklarla karşı karşıya kalıyor. İngiltere, Almanya, Hollanda hatta Venezuela gibi ülkelerin konsolosluklarında umulmadık zorluklar çıkarıldığını ve vize almakta zorlandığını söylüyor. Sırf bu sebepten ötürü şu anda çifte vatandaşlığa müracaat etmeyi düşünüyor.
Vedat Hocanın diğer bir özelliği ise mütevazı oluşu. “Her gün bir bardağa bir damla su eklesen sonunda bardak dolar. Bizim çalışmalarımız da böyle. Amerikada böyle bir üniversitede kimi oturtsalar benzer çalışmalar yapabilir, bunlar önemli şeyler değil” diyor.
Şu anısı ilginç: Oğlu televizyonda Amerikan uçaklarının Kaddafi’nin sarayını nasıl bombaladığını seyrediyor ve heyecanlanıp Amerika lehine tezahürat yapıyor. Babası “Sen bir Türksün. Bu hadise seni çok ilgilendirmez” diye kızıyor. Oğlunun cevabı ise ilginç: “Benim babam Türk olabilir ama ben bir Amerikalıyım.” Bunu Vedat Hoca okulda aldığı eğitime bağlıyor. Okulda hiç kimse ben Polonyalıyım, ben Fransızım” demiyor. Değişik milletlerden insanların Amerikalılık potası içinde eritilmesinden bahsediyor. Benzer bir başarıyı tarihte Osmanlı’nın sergilediğini anlatıyor. Değişik milletlerden insanlar Osmanlılık adı altında bir arada tutuluyorlar.
Vedat Hoca’nın tarihe karşı oldukça merakı var. 1800’lü yıllardaki Osmanlı donanmasının fotoğraflarının bulunduğu bir kitabı gösteriyor. Bu donanma o sıralarda Amerika’daki Kuzey-Güney savaşında kullanılan teknelerden çok daha gelişmişti ve buharla çalışıyorlardı. Ancak türbinlerin icad edilmesi ile donanmada liderliği kaybediyoruz. Viyana kuşatmasının Osmanlı tarihinde ciddiye alınmadığını, bunu Avrupalının abarttığını, ortada bir yenilgi olmayıp sadece şehrin düşürülemediğini söylüyor.
Türk
Bilimi ve Amerikan Üniversiteleri ile ilgili Görüşleri
Vedat Hocanın Türk bilimi ve bilim adamları ile ilgili bazı görüşlerine, kendisinin de arzu etmemesi sebebi ile yer veremeyeceğiz. Ancak dar kapsamda daha yumuşatılmış bazı tavsiyelerini not etmekle yetineceğiz.
Israrla üzerinde durduğu ve en önemli olarak gördüğü konu, yurt dışına yüksek lisans ve doktora için gönderilen öğrencilerle ilgili. Bu öğrencilerin politik gayelerle gönderilmemesi, her kesimden ve düşünceden insanın gönderilmesi ve kriter olarak sadece başarı ve vatanseverliğin alınması gerektiğini söylüyor. Bu öğrencilere ülkeye döndükten sonra bağımsız çalışma ortamı sağlanmalı, her türlü baskıdan uzak tutulmalı, hatta tayin ve terfileri merkezi bir heyet tarafından yürütülmelidir. Yurt dışından gelenlere İngilizce, Almanca vb. dillerde ders verme imkanı da tanınmalıdır.
Rusya, Novosibirsk (Yeni Sibirya)’da bütün zor tabiat şartlarına rağmen önemli bir bilim merkezi kurmuştur. Aynı şey Türkiye’nin doğu kesimi için de yapılabilir. Anadolu üniversitelerinin kalkınabilmeleri için İTU, Boğaziçi, ODTÜ vb. üniversitelerdeki öğretim üyeleri askerliklerini bu üniversitelerde hoca olarak yapabilirler. Merkezi büyük üniversitelerden yeni doktora almış mezunlara iki sene Anadolu üniversitelerinde çalışma mecburiyeti getirilebilir. 80’li yıllarda uygulanan şekli ile rotasyon ise olumsuz. Bizim neslimizi üniversite açmayarak mahvettiler. 0 zamanlar yalnız Teknik Üniversite vardı ve bütün mühendisliklere toplam 120 kişi alınıyordu. Şimdi ise adım başına Mühendislik mektebi açılıyor.
Yabancıların Türkiye’de üniversite açma veya destekleme girişimlerine olumlu bakılmalı. işi öğrendikten sonra bu üniversiteler rahatlıkla devralınabilir. Geçmişte Almanlar Karadeniz’de Almanca eğitim yapan bir üniversite kurma konusunda çok ısrar etmişler ancak Türk hükümeti kabul etmemişti. Bu karar doğru değildir. Keşke o gün açılsaydı. Bugün orada daha kaliteli bir üniversitemiz olurdu.
Türk üniversiteleri ile Amerikan üniversiteleri arasında detaylı bir karşılaştırma yapmak istemiyor. Şu sözleri durumu izah etmeye yeterli: “Amerika’da da boş adamlar var. Ancak burada dönen bir çark da var. İster istemez herkes bu çarka ayak uydurmaya çalışıyor. Türkiye’nin problemi ise çarkın dönmemesi.”
Türk olduğundan dolayı Amerika’da herhangi bir ayırıma tabi tutulup tutulmadığını sorduğumuzda şöyle cevap veriyor: “Vasat biriysen Türklüğün göze batar, işinde sağlamsan Türklük hiç meydana çıkmaz. Bölümde en erken ben profesör oldum. Eğer idari görevlere temayül gösterseydim, o yönde de rahatça yükselebilecektim. Daha 1964’lerde o zamanın bölüm başkanı idari görevlere daha aktif katılmamı istedi. Üniversitelerde kesinlikle ayırım yok. Ancak restorana gittiğinizde Smith, John varken size baş köşeyi göstermiyorlar. 0 problemin de halli kolay. Bahşişi biraz fazla verince ertesi gidişinizde oraya da oturabiliyorsunuz.”
Türkiye’nin bilimde atılım yapıp öne geçebilmesi hakkında oldukça karamsar gördüğümüz Vedat Hoca, bize göre 40-50 yıl olacak bu süreç için 200-300 yıllık bir tahminde bulunuyor. Ancak Türk ve İslam dünyasının sürekli darbe yiye yiye sonunda birleşeceğini ve alternatif bir güç oluşturacağını ümit ediyor.
Araştırma metodu olarak, herkesin üzerinde çalıştığı çok kullanılan yolları değil, üstünde fazla durulmamış, kurcalanmamış konulara yöneldiğini söylüyor. Problemlere değişik ve pratik bir bakış açısı ile yaklaşıyor, emek ve çile mahsulü yoğun düşünceye önem veriyor.
Bu dağınıklıkta nasıl çalışabildiğini sorduğumuzda şöyle cevap veriyor: “Benim evde de beş masam vardır ve hepsinin üzeri ofisimdeki masalar gibi dağınıktır. Ancak hangi masada neyin olduğunu gayet iyi biliyorum. Yalnız kaza ile bir şeyi diğer bir masaya aktarırsam o zaman bulmak zor olabiliyor.”
Buraya kadar aktardığımız görüşler Vedat Hoca’nın bilgisi dahilinde yazılmıştır. Ancak, aşağıdaki kısım derleyenin kendi şahsi fikirleridir Bu kısmı göstermiş olsa idik Vedat Hoca muhtemelen yayınlanmasına onay vermeyecekti.
Vedat Arpacı Hoca önümüzdeki tek örnek değildir. Yine Michigan Üniversitesi’nden bir Türk hoca Türkiye’nin belli başlı üniversitelerinden birinde bir yıllık ziyaretçi profesörlüğü sırasındaki gözlemlerini şöyle anlatıyor: ‘işe alma konusunda son derece gayri ciddi bir anlayış hakimdi. Bölüme yurt dışından birçok müracaat oluyordu ve içlerinde çok iyileri de vardı. Ne müracaatlar için bir komite kuruluyor ne de ciddi bir şekilde inceleme oluyordu. Altı adet boş kadro olmasına rağmen herhangi bir atama yapılmıyordu. Burada ise öğretim üyeleri bir boş kadro için bile birbirlerini yiyorlar’
Görülüyor ki problemin çok büyük bir kısmı içimizdedir. Michigan Üniversitesi’nde profesörlüğe yükseltilmiş birisine asistanlığı layık gören anlayış bu göçün baş müsebbibidir.
Üniversitelerimizde bu kafa yapısında olan, bilmeyen ve bilenlerin önünü açmayan sözde bilim adamları çoktur. Bu tip insanlar kendilerini geliştirmek yerine, gelişme istidadı gösterenler engelleme misyonunu seçmişlerdir. Maalesef, bu tip insanlar birçok yerde üst makamlara yükselmişler, bölümlerin, fakültelerin, üniversitelerin hatta ülkenin bilim politikalarına yön verir hale gelmişlerdir. Bu insanların en bariz özellikleri ayrımcılık yapmaları, kendi fikir yapısına ve sosyal yaşantısına uyanları kayırmaları, diğerlerini de bilim dehası bile olsalar engellemeleridir. Bırakın Amerikan üniversitelerindeki değişik ırk, din, dil ve etnik gruplardan teşekkül eden insanların aynı bilimsel gelişme ve verimlilik etrafında toplanmasını, bu tip insanlar kendi ırk, din, dil, ve kültüründen olan kimseleri bile düşünüşlerindeki ufak tefek farklılıktan dolayı hazmedememekte, kendisi ile aynı çatı altında olmasını kabullenememektedir. “Bölüm bir aile gibidir” diyerek kendi tarif ettikleri aile yapısına uymayanları dışarı atanlar bilerek veya bilmeyerek bu ülkede bilimin gelişmesine darbe vurmaktadırlar. Aile yapısını korumaya çalışanlar ancak bir aile çapında gelişebilirler. Dünyanın değişik yerlerinden büyük bir harmoniyi oluşturanlar ise dünya çapında gelişir ve liderlik tahtına otururlar. Mesele sadece ve sadece doğru bilim politikaları oluşturmakta, iyi bir organizasyonda ve insan unsurunda yatmaktadır. Yoksa bazılarının aşağılık kompleksine kapıldığı gibi bizim insanımız ortalama zeka olarak gelişmiş ülke insanlarından aşağı kalmaz. Verimli ortamı bulduğunda bizim insanımızın onların da önüne geçebileceğinin delili Amerika’daki Vedat Hoca gibi pek çok başarılı Türk bilim adamımızdır.
Son olarak
belirtmeliyiz ki, yukarıdaki menfi vasıfları taşımayan, Türkiye’deki elverişsiz
ortama rağmen Amerika’daki akranlarından geri kalmayan sayıca azınlıkta da olsa
çok değerli bilim adamlarımız vardır.