Aralık 1980 · s. 9 · 4 dakikalık okuma
Alp Dağlarının Akrobatları
Bahtiyar Uşaklı · Dr. · Zooloji
ALP DAĞLARININ AKROBATLARI
Alplerin takriben 2300 metre ve daha yüksek bölgelerinde yaşayan ‘Chamois”, tırnaklı hayvanlardan biri olup bir çeşit dağ keçisidir. Muhitine tam bir şekilde intibak edebilmiştir. Her ne kadar ‘Chamois’ çok sık olarak Alp Dağlarında görülürse de, Güney Fransa’daki Pirene Dağlarından İtalya’daki Apenin Dağlarına kadar Avrupa’nın baştan başa hemen her dağında görülebilir ve hatta buna Yeni Zellanda dahi dahil edilebilir.
Bir
ehli keçi gibi umumiyetle kırmızı- kahverengi postuyla, geniş bir çayır alanını
görmesini temin eden büyük ve dışarıya fırlamış gözleriyle, küçük zarif başı
ile sevimli bir mahluktur. İnce eğri boynuzları tos vurmak için değil, bu
familyanın bir çoğunda olduğu gibi hasımlarının vücutlarını boydan boya kesip,
yarmak, yırtmak ve koparmak için yaratılmıştır. Koyu renkli fon üzerine,
benekleri çeşitli renklerden müteşekkil olan postiarı, onları yalçın kayalıklar
ve fırça gibi sert, bodur, çelimsiz çalılıklar arasında rahatlıkla gizler Bu
yüzden onları görmek hemen hemen imkânsızdır. Ayrıca onun çok ürkek, çok çevik
atik, uyanık ve zeki oluşu da ilave olunca ona yaklaşmak, çok zor olur ve bu
yüzden aşağıda görülen resimleri ancak uzaktan hususi kameralarla
çekilebilmiştir.
Dağ keçisi, doğuştan dağcıdır ve baş döndürücü yükseklikler onun vatanıdır. Sarp kayalıklarda sekmesi bulutlar arasında bir kartalın süzülüşü gibidir. Yarım metre enlemesine sıçrar ve önünü kesen üç katlı bina yüksekliğindeki kaya çıkıntısını rahatlıkla atlayıp geçebilir. Başına göre 60 derece aşağı ve yukarı olan meyilli bayırlarda bir insanın bir caddeyi karşıdan karşıya geçmesindeki rahatlıkla ve dikkat sarfetmeden kolaylıkla geçer. Kar yağdığında bile dik, sarp bir yokuşun başından kaygısızca arka ayaklarında bulunan bir dişli-çarklı, demiryolunun dişli-çarklı mandal sistemi gibi bir sistemle rahatlıkla aşağıya inebilir. Düz kayalıklarda emme vantuzları gibi çift tırnaklarını yapıştırarak dağ sıralarının dibinde otlayabilir. Yokuş yukarı tepelerin uç noktalarına çıkarken tırnakları ile zaruri çekişi temin eder.Kar1a karşılaştığı zaman tırnaklarım ayrı ayrı yere sererek, tabii bir kar ayakkabısı meydana getirir. Bir İsveçli natüralist ve sanatçı olan Robert Hainhard: Dağ keçisi kara, âşıktır. Bir keresinde sürü halinde bir grup dağ keçisinin dağ kenarında çaprazlamasına, hızlı, çevik bir şekilde yürüdüklerini gördüm. Karla örtülü bir sahaya geldiler, aniden vals yapar, yün eğirir gibi bir suretle kendi eksenleri etrafında hızla dönerek, garip bir tarzda daire şeklini aldılar. Koşarak karlı bölgenin dışına çıktıklarında, tekrar normal yürüyüşlerine devam ettiler.! diyor.
Dağ keçisinin buzulların kırılacağını önceden hissedebilmesini, çığ olabilecek bölgeden kaçınmalarını, sevk-i İlahi ile buzun inceldiği zamanı bilmelerini, halk dağ keçisi ile alakalı bir altıncı hisse atfeder. Bir buzulun altında veya üstünde, karlarla örtülü bir uçurumun başında, kendinden emin bir surette atılmış adımların meydana getirdiği taze izlerin düşünmeden ve hiç tereddütsüz dağ keçisi tarafından atılan adımlarla meydana geldiğini halk yeminle tasdik eder.
Hayvanlar
üzerinde yıllarca çalışan İsviçreli bir zoolog şöyle diyor: “Muharebede her bir
dağ keçisi başını aniden geriye atar, et çengeline benzer boynuzlarını
yükseltir ve derhal karın deşici, karşı hücuma geçer. Dağ keçisi ve diğer
hayvanlar her ne kadar çok uzun döğüşlerle yekdiğerini öldürdükleri tasavvur
ediliyorsa da, bugünün dağ keçileri temelde barışsever hayvanlardır. Fakat her
an kavgayı tercih edebilirler. Erkekleri, kavgacı insiyaklarım boynuzlarım
karşılarındaki herhangi bir şeye sürtmek suretiyle kanalize ederler.
Boynuzlarının dip kısmındaki belirli bir bölgede koku (misk) salgılayan
guddeler dağılmıştır. Sürtmekle bu guddeler çalışır ve koku etrafa yayılır. Bu
koku onun yolu üzerindeki dişilere orada bulunduğunu ilan ve erkeklere ihtar
içindir. Keza bu, bazı biyolojistlere göre yerinden ayırma aktivitesi
(Displacement activity) dir. Bu, biz insanların sinirli olduğumuzda vs.
parmaklarımızı davul çalar gibi masaya vurmamıza, bol bol sigara içmemize
benzemektedir.
Dağ keçisi boynuzlarını döğüş için nadiren kullanır. Arka ayakları üzerinde dikilerek ağaçların körpe dallarını yemesini diğer keçiler gibi çok sever. Bazen bu esnada, kazan boynuzları ağaç dallarına saplanır, hayvan ağaçta asılı da kalabilir. Bu durumda bir insan yardım etmezse, muhtemelen açlık ve soğuk sebebiyle ölebilir.
Dağ keçisi gerek insanların hazırladıkları tuzaklar, gerekse yine onların dürbünlü modem silahlarla uzaktan avlamaları yüzünden, ancak Alplerin çok yüksek bölgelerinde kalabilmiştir. Bunlarda bilhassa kış aylarında yiyecek bulamamaları ve dondurucu soğuklar sebebiyle nesilleri bir hayli azalmıştır.
Bölgelere göre canlıları ayarlayan, muhteşem tabloyu insicamlı bir bütün halinde eksiksiz sergileyen Yüce Sanatkârın işlerine insanlar, şuursuzca parmak karıştırınca denge ve düzeni bozma yoluna girmektedirler. Herhangi bir bölgedeki o yerin süsü ve yaldızı olan ayrılmaz parça hususiyetindeki herhangi bir canlıyı tüketip yok ettiğimiz zaman muvazenede bir sarsıntı baş göstermekte ve o bölge yaşanmaz hale gelmektedir. Bu durumdan kurtulmak için insanlığın kâinata ibret nazarı ile bakması, derin hikmet ve sırları kavrama havası içinde, ilim ve teknik vasıtaları ile inceden inceye araştırması gerekmektedir. Kâinat, bizim heva ve hevesimizin hendesesiyle planlanmadığı için, yanlış tutumlarımızın ve ölçüsüz arzularımızın kurbanı olabiliriz.
Bahtiyar Uşaklı