Sızıntı Arşivi

Temmuz 2002 · s. 262 · 11 dakikalık okuma

Alma Mazlumun Ahını / Çıkar Aheste Aheste

Saim Arı · Dr. · Edebiyat


Zulüm, keyfi hareket ile hukuki sınırları çiğneyerek hak yeme; başkasının malına, şahsiyetine, canına kast etme; cezayı gerektirecek bir suç olmaksızın güçsüzlere kötülük ve eziyet etme gibi anlamlara gelir.
Hz. Adem'in çocuklarından Kabil ile başlayan zulüm, tarih boyunca, insanların bulunduğu yerde görülegelmiştir. Kabil, egosunu/enaniyetini tatmin için Habil'i öldürmeye kalkışırken, nefsi, yaptığı bu işi ona süslü göstermiştir (Maide, 5/30). Gerçi o, yaptığına sonradan pişman olmuştur; ancak bu pişmanlık fayda vermeyecektir. O, zulüm ile bir insanı öldürme gibi geri dönüşü olmayan bir yola girmişti. İlahi emirleri ihmal eden kulların manevi sorumlulukları için Yüce Allah, her zaman tövbe kapısını açık bırakmaktadır. Ancak, kul hakkına tecavüzden doğan günahlara tövbenin ilk şartı, hak sahibinden helallik dilemektir. Aksi halde, katlanılması zor cezalar vardır.

Karanlığı ifade eden, 'zulmet, zalam, zulumat' kelimeleri ile 'zulm'ün; 'z.l.m' kökünden gelmesi, her iki mana arasında yakın bir münasebet olduğunu gösterir. 'İlahi Nur'dan uzak yaşamak, iç dünyanın kararmasına yol açar. İç dünyanın kararması da, zaman zaman zulüm ile dışarıda kendisini gösterir. Asr-ı Saadet öncesi kız evlatlarını diri diri toprağa gömen insanların, iç dünyalarının İlahi Nur ile aydınlanmasından sonra bir karıncayı dahi ezmekten kaçınabilen şefkat kahramanları haline gelmelerinin sırrı, işte bu gerçekte gizlidir. Zulmedenlerin, dünya nimetlerinden başkalarını mahrum bırakmaya çalışmaları, içlerindeki karanlıktan kaynaklanmaktadır. Bunun için kalblerin aydınlanması gerekmektedir.

Hak ve hukuk sınırlarını çiğneyerek insana ve diğer canlılara saldıran zalim, mazluma zulmederken, aynı zamanda 'Hakk'a karşı gelmektedir. Kur'an-ı Kerim'de 247 defa geçen 'Hakk' kelimesi, Yüce Allah'ın zatı ile Kur'an-ı Kerim manalarına geldiği gibi; kul hakkı, adalet, doğruluk, hukukun tecellisi gibi manalara da gelmektedir. Hak kelimesinin her iki manayı da taşıdığına;

'Rabb'in namütenahi adı var en başı Hakk
Mümin için en mühim vazife onu tutup kaldırmak'

beyti ile işaret eden Milli Şairimiz Mehmed Akif, 'Esmai Hüsna'nın başında 'Hakk' olduğunu belirtirken, toplumların huzur teminatı olan hak ve adaletin, ancak gönüllere kutsal değerlerin yerleştirilmesiyle tecelli edeceğine işaret etmiştir. Zalim, güç yetirdiği insanlara zulm ederken, bir gün 'mutlak güç sahibi' Allah tarafından zulmünün karşılığını göreceğini hesaba katmaz. İlahi Beyan'da Hz. Musa'nın; '... Gerçekten ben, hesap gününe inanmayan her büyüklük taslayan insandan, benim de sizin de Rabbi olan Allah'a sığınırım' diye dua ettiği haber verilmektedir (Mü'min, 40/27). ahirette, Allah'ın huzurunda kurulacak bir mahkemede, 'Zerre ağırlığında iyilik veya kötülüğün...' dahi karşılığının verileceği şeklindeki İlahi İkaz'ın kalblere yerleşmesi, zulmü önleyici en güçlü iç dinamiktir. ahiret, hesap, cennet, ceza.. gibi inanç mefhumları hakkında şüphesi olanlar için, 'Ya varsa!..' şeklindeki bir yaklaşım dahi çok şey ifade eder..

Yüce Kudret Sahibi'nin, insanların istifadesi için hazırladığı dünya nimetleri, herkese yetecek miktardadır. Huzur içinde bir dünyada yaşama yerine, başkalarına kötülük peşinde koşmak, mazlum kadar zalimi de perişan eder. Zalime ilk cezayı, kendi vicdanı verir. Zalim, zulmettiği insanı mutlu görmeyi denese, bundan kendisi de nasibini alacaktır. Yüce Allah, iyi ile kötüyü ayırt edebilmemiz için bizlere akıl nimeti vermiştir.

Mazlumun teselli kaynakları
Zulme uğrayan insanın, hukuki yollara müracaat etmesi ona ait bir haktır. Zulmedene fiziki müdahalede bulunmak doğru değildir. Aksi halde, önü alınmaz büyük problemlerin yolu açılabilir. Peygamber Efendimiz (sas), 'Zarara zararla karşılık vermek yoktur' (İbn Mace, No: 2340 / Ahkam, 17) kutsi sözleriyle, kişinin kendi kararıyla zalimi cezalandırmak yerine, hakime müracaat etme hakkına sahip olduğunu belirtmişlerdir. Mazlumun hukuki yollar dışında, zalime gereksiz müdahalede bulunması, kendisini haklı olduğu davasında haksız duruma düşürebilir. Bu durumun, aileler veya toplumlararası çatışmalara yol açması ise; daha feci bir hadisedir. İslam'ın temel esaslarından biri, toplum barışının korunmasıdır. Bunu bozacak 'fitne' hareketlerinden kaçınılması gerektiği konusunda Allah Resulü (sas)'nun ikazları vardır.

Yukarıdaki ifadelerden, mazlum, uğradığı zulmü sinesine çekmeye kendisini mahkum etmelidir manası çıkarılmamalıdır. Her şeyden önce mazlum, hak ve hukukun bir gün tecelli edeceğine inanarak sabretmelidir. Mazlum, dünyada hakkını alamazsa dahi, ahirette, İlahi Adalet terazisi önünde zalimin ettiğini bulacağı konusunda Allah'ın va'dini hatırlamalıdır. İnsan zulme de uğrasa, hayatın devam ettiğini düşünmeli ve hayatın güzelliklerini görebilmelidir. Mazlum, yapılan zulmün kendisindeki tesirini sürekli kılacak bir tavır takındığı taktirde, önce psikolojik, sonra da, bunların yol açacağı fizyolojik rahatsızlıklara maruz kalacağını bilmelidir. Bu nevi sıkıntılardan kurtulmanın çaresi, hadi-seleri sabır ve tevekkül ile karşılamaktır. Bu durumu İbrahim Hakkı Hazretleri ne güzel ifade eder:

'Hakk şerleri hayr eyler,
Zann etme ki gayr eyler,
arif onu seyr eyler,
Mevla görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.
Deme! Bu niçin böyle,
Yerincedir ol öyle,
Bak sonuna sabr eyle,
Mevla görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.'

Mazlum; çoğu zaman zalim karşısında güçsüz ve çaresiz kaldığını düşünür. Bu durumda 'Mutlak Güç Sahibi' Yüce Yaratıcı'ya sığınmak ve O'ndan yardım istemek zorunda kalır. Böyle bir inanç içerisinde yapılan dua ile insan, sınırsız kudret sahibi olan Rabb'ine samimi bir şekilde bağlanmış olur. Bu hakikate kavuşmak, mazlum için büyük bir kazanç ve mutluluk değil midir?

Maruz kaldığı zulme pasif direnişle karşılık veren insan, ahiret hesabına büyük bir kazanç içerisinde olduğunu düşünmelidir. Maruz kaldığı zulmü devamlı hatırlayarak intikam alma düşüncesi içerisinde yaşaması, mazlum için, psikojik ve fizyonomik problemlerle karşı karşıya gelmek demektir. Bu tür düşüncelerden kurtulmak için mazlum; 'Kendisine zulmedene beddua eden, hakkını almış ve bedduası nispetinde zalimdeki hakkını kaybetmiş olur.' hakikatini ifade eden Efendimiz (sas)'in, '...Senin rencide edilmen senin için mükafat; ona da günah olsun.' (Suyuti, No: 670) müjdeli kutsi sözü hatırlamalıdır. Esasen, mazlumun pasif direnişiyle zalimi, Sınırsız Güç Sahibi'ne havale etmesi çok şey ifade eder.

Atasözlerinden zalime dersler

- Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste.

- Zulm ile abad olanın sonu berbad olur.

- Az kaz, uz kaz, (kuyuyu kendi) boyunca kaz.

- Elbette olur ev yıkanın hanesi viran.

- Ele attığın taş başını yarar.

- Ağlatan gülmez.

- Etme-bulma dünyası.

- Etme komşuna gelir başına.

- Çalma kapıyı, çalarlar kapını.

- Kazma kuyuyu kendin düşersin.

- Kötülük eden kötülük bulur.

- Mazlumun ahı indirir şahı.

- Üveye etme özünde bulursun, geline etme kızında bulursun.

- Zulüm eken isyan biçer.

- Kötülük eken pişmanlık biçer.

- Önce iğneyi kendine batır, sonra çuvaldızı başkasına.

- Tilki ne kadar çevik ise de, bir gün boğazı onu ele verir (Yurtbaşı, 8183).

Mikro alemden, makro aleme kadar yaşanan intizam, ihtişam ve sanat; bunu tanzim ederek yaratan Sınırsız Kudret Sahibi'ni gösterir. Yüce Allah, bütün bu işleri bir plan, program ve takdir dahilinde yapmaktadır. O'nun kainattaki programladığı işlerden biri de, zalimin cezasını bu dünyada görmesidir. Bu hakikat, atasözlerimizle de ifade edilmiştir. Yaşadığımız hayatın 'imtihan dünyası' olması, her zalimin bu dünyada ilahi ceza ile cezalandırılmasını gerekli kılmamaktadır. Çok defa zalimin, gururuyla; mazlumun da ezilmişliğiyle bu dünyadan geçip gitmesi, ahirette 'büyük bir hesap' olacağını ispat etmektedir. Bu gerçeği göz önünde bulundurarak başkalarına kötülük yapmaktan kaçınmak, akıllıca bir davranış olacaktır. Bu konuda, 'Kendi düşene ağlanmaz' atasözü de hatırlanmalıdır. Günden güne ağaran saçlar ve direncini kaybeden vücutla insanın kabre doğru gidişi, düşündürücü olsa gerek.

Zulmün akıbetini haber veren ayet ve hadis-i şerifler
Zulüm, eninde sonunda zalimi de önüne katıp götürecek bir afettir. O, hiçbir zaman uzun ömürlü olamaz. Bu hususa işaret eden Allah Resulü (sas), 'Allah, zalime mühlet verir (hemen ceza vermez), bir de onu yakaladı mı, artık iflah etmez (bir daha salıvermez.)' buyurmuştur. Hadisin ravisi, Peygamber Efendimiz (sas)'in bu sözü söyledikten sonra, 'İşte Rabb'inin yakalaması böyledir. O zalim ahaliyi böyle yakalar. Zira O'nun yakalaması çok can yakıcı, çok şiddetlidir.' (Hud, 11/102) ayetini okuduğunu nakleder. (Zebidi, XI, 113-114.).

Yüce Allah'ın Kur'an-ı Kerim'de zalimler için yaptığı ikazlardan bazıları:

'...yaptıkları zulmün günahını yüklenenler ise perişan olmuşlardır.' (Taha, 20/111)

'Sizden kim zulmederse ona büyük bir azap tattırırız.' (Furkan, 25/19)

'... Zalimlerin yaptığından Allah'ın habersiz olduğunu sanma; O, sadece onları (yaptıklarının cezasını), gözlerin dehşetten donup kalacağı güne erteliyor.' (İbrahim, 13/24)

Yeryüzünde büyüklük taslayarak başkalarına tuzak kurup zulmedenlerin, er geç başlarına felaketler geleceğini haber veren Yüce Allah, Kur'an'da; '...Kötü tuzak, ancak sahibinin başına dolanır....' (Fatır, 22/43) buyurur. İbn Abbas bu ayeti, 'Kişi, kazdığı kuyuya kendi düşer.' şeklinde açıklamıştır.

Allah Resulü (sas)'nun zalimin akıbeti hakkında ifade etmiş olduğu kutsi sözleri:

'Mazlumun bedduasından sakının! Zira mazlum ile Allah arasında (duanın kabulüne) hiçbir perde yoktur.' (Zebidi, V, 303-304.)

'Zulümden kaçının, zira zulüm, kıyamet gününde zalimin karanlıklı bir azaba atılmasının sebebidir...' (Zebidi, VII, 374).

'Yüce Allah: İzzetim ve celalim hakkı için, sonunda zalimlerden mazlumun intikamını alırım. Bir mazlumun zulme uğradığını görüp, gücü yettiği halde ona yardım etmeyen katı yürekli kimseden de mazlumun intikamını alırım, buyurdu.' (Zebidi, IV, 203)

'Bir kimse kardeşinin haysiyetine (nefsine), yahut malına haksız olarak taarruz etmiş ise; altın ve gümüş (gibi maddi şeylerin) olmayacağı kıyamet gününden evvel onunla helalleşsin! Aksi halde yaptığı zulüm nispetinde onun iyi amellerinden alınıp hak sahiplerine verilir. İyiliği yoksa hak sahibinin günahından alınıp haksızlık eden adama yüklenir.' (Zebidi, VII, 376).

Zulmün cezasız kalmayacağını ifade eden beyitler ve anekdotlar
Tarihimizde ahlaki nasihatler veren eserlerde, zulüm konusu ele alınırken zalimin bu dünyada ve ahirette karılaşacağı cezalara dair örnekler verilmiş, güzel vecizeler ortaya konmuştur. Bu eserlerden biri olan Gülistan'da Sadi, sık sık 'gönül ve ah dumanı'ndan bahsetmektedir. Bu deyim, mazlumun gönlünden çıkan 'ah!!..' feryatlarıdır. Sa'di şöyle der:

'Mazlumun gönül dumanının zalime ettiğini, kızgın ateş kuru otlara yapamaz.' (Sa'di, 54, 324)

Osmanlı döneminde ahlak konusunda eser yazan mütefekkirlerden Süheyli de, insanların geçeceği yola eziyet verici diken koyanların, eninde sonunda bundan kendilerinin zarar göreceğini ve dikenlerin kendi ciğerlerine batacağını şu beyti ile ifade eder:

'Her harı cefa kim dikersin yoluna halkın
ahir ciğerin zahmına hançer olur ol har.' (Süheyli, II, 41)

XIII. yüzyıl Osmanlı devlet adamlarından defterdar Sarı Mehmed Paşa, zulmedenlerin yaptıklarının kıyamet gününde kendileri için azap sebebi olacağını, hatta zulümleri sebebiyle, ölüm anında can vermelerinin çok zor olacağını ifade eder:

'Her ki zulmetti zirdestine
Yarın ol zulm ana zulmet olur.
Ol zaman kim ecel boğazın ala
ana can vermesi meşakkat olur.' (Mehmed Paşa, 92)

Tarihte güç ve kuvvetiyle meşhur Zaloğlu Rüstem geçmişten ibret almaları için zalimlere şöyle seslenir:

'Zaman, nice zalim insanlara ne yapmıştır? Ayaklarının altına bak da gör!...'

İslam tasavvuf tarihinde önemli bir yere sahip hanımlardan Rabiatü'l-Adeviyye, mazlumlara zalimden intikam alma düşüncesi taşımalarına lüzum olmadığı tavsiyesinde bulunarak şöyle der:

'.... Yüce Allah, zalimi helak edecektir. Buna inanmak, mazlumun zalime karşılık vermesinden daha etkilidir...'

Ziya Paşa, konuya daha farklı bir açıdan yaklaşarak, zalimlerin bir gün mutlaka mazlumdan özür dilemek zorunda kalacağını söyler:

'Sabret! Siteme, ister isen hüsn-i mükafat
Fikr eyle ne zulm eylediler Yusuf'a ihvan
Zalimlere bir gün dedirtir Kudret-i Mevla
Tallahi lekad asereke'llahü aleyna.' (Ziya Paşa, 110)

(Eğer güzel bir mükafat istiyorsan, zulme sabret. Düşün ki, Hz. Yusuf'a ne kadar zulm ettiler. Allah'ın kudreti bir gün zalimlere, Hz. Yusuf'un kardeşlerinin dediği gibi, 'Şüphesiz ki, Allah seni seçkin bir insan halinde bize üstün kıldı.' (Yusuf Suresi, 12/91) dedirtir.)

Allah Resulü (sas)'ne yıllarca zulm edenler, Mekke Fethi'nde aynı sözleri söyleyerek af edilmelerini istemişlerdi. Allah Resulü (sas) de incelikle onları af ettiğini ilan etmişti.

Mahmud Celaleddin Paşa, zalimin bir gün hukuk karşısında cezalandırılacağını belirttikten sonra, mazlumun göz yaşlarının kimsenin yanına kalmayacağını ve zulm edenin mutlaka karşılığını bulacağını şöyle ifade eder:

'Kalmaz yanına nale-i mazlum asla
...

Ettim buldum cihanıdır heft aba!'

Hak arayan için mutlaka adaletin tecelli edeceğinin ve zulmün çok uzun ömürlü olmayacağının sabit bir hakikat olduğunu belirten şair de şöyle der:

'Elbette bulur hakkını bir gün hak cu
Boş sanma ki meydanı, hakikattir bu.' (A. İ. Öbek, 170)

Allah Resulü (sas)'nün tarihi zulümlere son verdiğini bir daha hatırlayalım

Tarih boyunca insanlar, zulümden uzak bir hayat yaşamayı arzulamışlardır. İnsanlığın özlediği böyle bir huzur dünyası, ancak Kur'an terbiyesiyle yetişen toplumlarda görülebilmiştir. Bunun en canlı örneği, Saadet Asrı'nda gerçekleşmiştir. İslam ile şereflenmesinden önce öz kızlarını diri diri toprağa gömecek kadar zulüm işleyen insanlar, Kur'an terbiyesini aldıktan sonra, yerdeki karıncayı dahi ezmekten çekinir hale gelmişlerdi. Bu konuyu tablolaştıran Milli Şairimiz Mehmed akif:

'Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;
Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!'

ifadeleriyle, o dönemde hüküm süren zulmü tasvir ettikten sonra;
'Derken, büyümüş, kırkına gelmişti ki öksüz,
Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!
Bir nefhada insanlığı kurtardı o masum,
Bir hamlede Kayserler'i, Kisralar'ı serdi!
Aczin ki ezilmekti bütün hakkı, verildi;
Zulmün ki, zeval aklına gelmezdi, geberdi!'
mısraları ile, cahiliye toplumunun damarlarına kadar yerleşmiş olan zulüm ve ahlaksızlığın, Peygamberimiz (sas)'in getirdiği hidayet nuruyla ortadan kalktığını ifade eder.

Milli Şairimiz, güzel hasletleri topluma yerleştiren, kötü huy ve zulmü ortadan kaldıran Mazlum Nebi'ye karşı duygularını, teşekkürlerini şöyle takdim eder:

Medyundur O Masum'a bütün bir beşeriyet
Ya Rab, bizi mahşerde bu ikrar ile haşret.

'Amin!' diyoruz.

Not: (*) Kur'anı Kerim'de "Hakk" kelimesinin "Allah" anlamında kullanıldığına dair şu sure ve ayetlerine bakınız, 6/62; 10/30; 18/44; 20/114; 22/6; 23/71; 31/30; 48/28; 61/9.

Kaynaklar

-Metin Yurtbaşı, A Dictionary of Turkish Proverbs, Turkish Daily News Yayınları, Ankara 1993, s.81-83 .
-Zebidi, Sahihi Buhari Muhtasarı Tecridi Sarih Tercemesi ve Şerhi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yay. Ankara, tarihsiz, (Tercüme ve şerh: Kamil Miras), XI, 113-114.
-el-Acluni, Keşfu'lHafa, Thk.:M.Abdülaziz elHalidi, III, Beyrut 1997, II, 203.
- Süheyli, Ahmed b. Hemdem, Türk İslam Tarihinden (Nevadiri Süheyli), (Haz.Ş. Kutlu),Tercüman 1001 Eser, II, 41.
- Defterdar Sarı Mehmed Paşa, Devlet Adamlarınna Öğütler, (Haz: H. Ragıb Uğural), Kültür Bak. Yay., Ankara, 1992.
- Ziya Paşa, Terci-i Bend Terkibi Bend, (Haz.:Hüseyin Yorulmaz), Çıdam Yay., İstanbul 1992,110.
- Mahmud Çanga, Kur'an Kelimelerinin Anahtarları, Timaş Yay., İstanbul 1986.
- Sa'di, Gülistan, Milli Eğitim Bakanlığı Yay. (Tercüme: Hikmet İlaydın), İstanbul 1991.
- Ali İhsan Öbek, Divan Edebiyatında Sosyal ve Dini Konulu Rübailer, İnsan Yay., İstanbul, 1995.