Eylül 1995 · s. 359 · 1 dakikalık okuma
Allah Ve İnsan
ALLAH ve İNSAN
***
Tekmil insanlık her an Allah duygusuna aç,
Zihinler şirâzesiz, zihinler O’na muhtaç..
Sezer her zaman temiz vicdanlar bu duyguyu,
Düşünce çıkmazları Rabb’e ulaşma koyu...
İlmin o engin ufku, mantıkin hünerleri,
Dolduramıyor imandan boşalan yerleri.
Bir sürü ulemâ ve bir sürü de filozof.
Nazariyeleri çarpık, düşünceleri kof.
Ne fikirlerinde sadra şifa veren beyan;
Ne madde ötesini olduğu gibi duyan:
Anlayışlar kısır; her şeyin mebdei meçhul,
Ve yığınlar faraziyeler ağında malûl.
Oysa, her renkte ve her seste O’ndan bir ma’nâ,
Ruh ve hikmet ufkunda her şey insandan yana:
Varlık O’nun nuru, o Nur’un dalgalanışı,
O, hem varlığın hem de hâdiselerin başı...
Bu sırrı kavrayan gönüller oturaklaşır,
Ancak oturaklaşan ruhlar O’na ulaşır.
Gözsüz görmese de her yanı O kaplamakta,
Sırra, hep bu ilâhî münasebet akmakta..
Ve duygular O’na uyanmakta perde perde,
Bir vuslat istikametinde ki az ilerde...
Her tarafta kevserden gürül gürül çeşmeler,
Her yanda insan-Allah bestesinden nağmeler.
Fikir bu ufka erip gönülle birleşince,
Ayrı bir visal kapısı açılır her gece.
Bu eşiği aşan ruh kendi özüne erer,
Gerçek insan olmaktan gaye de buymuş meğer...