Ağustos 1991 · s. 309 · 5 dakikalık okuma
Akdeniz Fokları

Dünyadaki toplam sayısı 500 olan Akdeniz foklarının (Monachus monaehus) yaklaşık 3/4'ü Türkiye sahillerinde yaşamakladır. Akdeniz fokunun toplam sayısını tesbit etmek için geniş çaplı bir araştırma henüz yapılmamıştır. Fakat şunu belirtmek gerekir ki Akdeniz foku şu anda dünyanın en nadir 12 memeli türü arasına girmektedir. Akdeniz'de nesli azalan deniz kaplumbağaları gibi günden güne sayılan azalmaktadır. Çünkü Akdeniz'de yavrulayabilecekleri ve güneşlenebilecekleri açık ve emin sahiller kalmamıştır. Foklar geçimini balıktan sağlayan profesyonel balıkçılardır. Bu sebepten balıkçılarla ister istemez bir rekabet ortaya çıkar. Balıkçılar da ağlarından balık çaldıkları ve ağlarına zarar verdikleri için fokları öldürmektedirler. Artık foklar insanların ulaşamayacağı sarp kayalıklarda, sualtı ve suüstü mağaralarında hayatlarını sürdürmeye çalışmaktadırlar. Fokların son umudu mağaralardır. Türkiye'de fok biyolojisinin birkaç konusu bilinmesine rağmen, çoğu hâlâ esrar perdesi altındadır. Burada sizlere Akdeniz fokunun dahil olduğu Pinipedia (yüzgeç ayaklılar) ailesine ait küçük balıkçıların teshillerini ve çeşitli dergilerden topladığım bilgilerden bahsedeceğim.
Karadan denize girerken hantal ve badi badi yürüyen bu hayvanlar, suya girdiklerinde yüzeyde en ufak bir kıpırtı bile meydana getirmeden yüzerken hepsi birer hız ve zarafet örneğidirler. Dünya yüzeyinde gelmiş geçmiş en iyi dalıcılar olarak bilinen foklar yüzerken suyun direncini mümkün olduğu kadar azaltmak için aerodinamik bir vücut yapısına sahipler. Balıkadamların korkulu rüyası olan vurguna aldırmaksızın denizin mavi derinliklerine kolayca inebilmekte ve vurgun yemeden hızla yukarıya çıkabilmektedirler.
Çeşitli balık türlerini, kabuklu deniz hayvanlarım, deniz analarını ve mürekkep balıklarını zevkle yerler. Foklar yiyeceklerini ezmek ve öğütmek için geniş taçlı dişlere sahip değildir. Avını bütün olarak canlı canlı yutar. Midesindeki yiyecekleri ezmek için de kuşlarda olduğu gibi irili ufaklı taş ve çakıl parçalan yutarlar. Nitekim ölü fokların mide muhteviyatları incelendiğinde irili ufaklı çakıl taşları bulunmuştur.
Foklar ürkek karektere sahip olduğu için insanlardan kaçar. Foklar çiftleşmek, doğurmak ve güneşlenmek için sudan çıkmak zorundadırlar. Akdeniz fokları iki senede bir doğurur, dişiler 11 ay kadar yavrularını kamında taşıdıktan sonra sakin bir sahile çıkarlar. Burada koloni oluştururlar. Normal bir kolonide en az 50 fert olması gerekirken, nesillerinin azalmasından dolayı bu 5-6'ya düşmüştür. Karaya çıktıktan kısa bir süre sonra doğum gerçekleşir. Bu esnada bazen enteresan bir hâdise olur. Eğer bir dişi fok doğum esnasında herhangi bir sebebten rahatsız olursa, başı dışarı çıkmış olan yavruyu tekrar doğum kanalına çekebilir. Tehlike geçtikten sonra yavrusunu doğurur. Yavrular sütten kesilene kadar, yaklaşık 3-4 hafta annesiyle beraber olur.
Dünyaya gözlerini açan yavru fok birkaç dakikalık şaşkınlıktan sonra annesini tanır ve izlemeye başlar. Anne fok ise gözleriyle ve ses yoluyla yavrusunun hareketlerini en ince ayrıntısına kadar izlemektedir. Yavru fok sürekli olarak havada ve suda yayılan tek frekanslı bir ses çıkarır. Anne fokta dış kulak bulunmamasına rağmen bu ses sayesinde yavrusunu tanır ve kolaylıkla onu bulur. Sütten kesilmemiş yavrular annelerini kaybettikleri vakit hayatlarını sürdürmeleri mümkün değildir. Anne fok 8 metrelik bir yarıçap içerisinde yavrusunun yerini tayin etmede oldukça ustadır. Fokların, sesten geldiği yönü tesbit etmelerine imkân veren böyle bir yetenek ancak kendilerine Yüce Yaratıcı tarafından bahşedilen eşsiz bir quadrifonik (dört sesli hoperlör sistemi) işitme sistemi ile sağlanabilmektedir. Anne fokun kulağı da hem karada hem suda sesi duyabilecek bir hassasiyette yaratılmıştır. Hem kulak kanalı, hem de kulağın altında uzanan dikey doku bandı sayesinde ses iç kulağa iletilebilmektedir. Yavru sütten kesildiği vakit bu ses, yavrunun repartuvarından kaybolmaktadır.
Anne, yavrusunu zengin ve bol yağlı sarı sütüyle besler. Bu süre zarfında yavrusunu korumak, sevmek, hatta gerektiğinde sırımı kaşıyarak analığın şefkat ve merhamet abidesi olduğunu gösterir. Bu süre zarfında kendisine yiyecek aramaya çıkmaz. Midesi sütle dolan yavru, yuvarlak ve sevimli yüzünün ortasında bulunan iri iri bakan yuvarlak gözlerinin dokunaklı İfadesiyle kendisine koca gövdeyi hizmetkâr yapan Rabbine şükreder. Şöyle bir gerilip esnedikten sonra, yüzgeç ayaklarından birinin ucunu ağzına sokarak hayatından memnun bir çocuk gibi uykuya dalar.
Dördüncü haftada yavru sütten kesilmiş, dişi karada tekrar çiftleşmiş ve denize dönmeye hazırlanmaktadır. Yavrular artık kendi başlarının çaresine bakmak zorundadır. Rahmet memelerinden vücutlarına depo olmuş yağ, onları iki hafta besin almadan yaşayabilmelerini garantilemektedir. Fakat genç foklar birkaç güne kalmadan derin denizlerde en tecrübeli büyükler kadar ustalıkla balık ve diğer canlıları avlamaya başlarlar.
Foklar, hem karada hem de suda en iyi şekilde görebilmeleri için harikulade bir görme sistemine sahiptirler. Suyun kırma indisi ile havanın kırma indisi farklıdır. Mükemmel bir göze sahip insan bile, havada mükemmel görmesine karşın suda net göremez. Bunun sebebi, karada kornea tabakasının kırıcı olmasıdır. Suda ise korneanın yardımı olmadan mercek tarafından kırılır. Bu sebepten dolayı görüntü retinada uzun süre oluşmadığı için bulanık görme olur.
Foklarda ise durum farklıdır. Görüntü tam odakta ve retinanın üzerinde meydana gelir. Göz mercekleri geniş, küresel ve şekil olarak su altında net görmeye uygun yaratılmıştır. Gözün büyüklüğü ve şekli, suyun kırma indisi, korneanın kırma indisine eşit olmasını sağlamaktadır. Bunun neticesinde su içerisinde fokun gözüne giren ışık dalgaları kornea yoluyla geçer. Bu geçiş esnasında kırılma veya yön değiştirme olmaz.
Fakat daha sonra bu dalgalar kırılarak merceğin arkasında odak noktasına ve retinaya ulaşırlar. Havada fokun gözü astigmatigtir. Astigmatizm suda mühim değildir. Çünkü suda ışık, korneadan geçtiği zaman kırılma olmaz. Karada ise dikine karışabilen bir göz kapağına sahiptirler. Bu göz bebeği astigmatizme uyum sağlar ve fokun havadaki görüş keskinliği, sudaki ile aynı seviyede olur. Gece ay ışığında 450 metre gibi bir derinlikte hareket eden canlıyı kolaylıkla tesbit edebilirler.
Ayrıca foklar karanlık sularda veya geceleri avlanırken yarasa ve yunuslarda olduğu gibi geniş frekanslı ultrasonik sesler çıkarırlar. Böylece balık sürülerinin yerlerini kolaylıkla bulabilirler.
Burunlarının yanlarında bulunan bıyıkları 2,5 kHz'lik frekanslara duyarlıdır. Aynı zamanda bir hız ölçer gibi çalıştığı zannedilmektedir.
Fok balıkları, şaşırtacak kadar uzun bir süre nefes almadan durabilirler. Karada kalplerinin atış sayısı 100 iken, daldıklarında 10'a düşer. Suyun altında 15 dakika kadar durabilirler. Bu işi uyurken de yaparlar. Fizyolojik olarak uyumanın ve dalmanın genel görünüşü aynıdır. Fok balığı bu iki durumda da burundaki kasları kasar ve burun girişi kapanır. Kalp hızı azalır. Bunun neticesinde kan akımı yavaşlar, fakat kalp ve beyin gibi hayati organlarda yeterli dolaşım vardır. Kandaki oksijen sayısı 15 dakika sonra azalır. Hayvan her nasılsa yüzeye dönmesi veya uyanması gerektiğini hisseder. Uyanıp tekrar nefes alır.
Burada kısaca ülkemizde yaşayan Akdeniz fokunun familyasına ait bazı hususiyetlerden bahsettik. Tek bir hayvanda görülen bu harikuladelik, hayat zincirini oluşturan bütün canlılarda da görülmektedir. Nesillerin tükenmesi ile halkanın zincirleri birer birer kopmaktadır. Şimdilik belki önemli değil, fakat halkanın son zinciri İNSAN'dır.
Kaynaklar:
l. Scientifik American, April 1989.
2.National Geographic. April 1987.
3.Discover. July 1989.
4.Bilim Teknik. Ekim 1990