Şubat 1990 · s. 38 · 5 dakikalık okuma
450 Yıllık Çevre Nizamnamesinin Düşündürdükleri
Ahmet Akgündüz · Doç. Dr. · İnceleme

Doç. Dr. Ahmet Akgündüz

I. ÇEVRE TEMİZLİĞİNİN ÖNEMİ:
ünümüzde çevre temizliği ve bunun mantıki bir sonucu olan çevre koruması üzerinde yeterince ilmi makalelerin ve e-serlerin yazıldığı bir vâkı'adır. Her sene belli gün veya haftaların çevre temizliği ve koruması gün yahut haftası ilan edildiğini de hatırlarsanız, meselenin önemini daha da çok idrak edersiniz. Ve nihayet çevre temizliğinin daha geniş kapsamlısı olan çevre koruması için müstakil bir müsteşarlığın kurulduğunu ve bir devlet bakanının bu işi tedvirle görevlendirildiğini gazetelerden okuyunca, kendi kendine bu icraatın haklılığını tasdik edenler çoğunluktadır kanaatindeyim. Bütün bu yapılanları takdir etmekle beraber şu iki hakikatin da unutulmamasını istiyorum:
Birincisi, çevre temizliği ve korumasının hukuki mevzuata konu teşkil edecek kadar önemli olduğunun farkına varılması, tesbitlerimize göre 20. asırdan öteye gitmemektedir. Yani fertlerin ve devletlerin bu mesele üzerinde önemle durmalarının tarihi yenidir. Çevre ile ilgili hukuki düzenlemenin Türkiye'deki tarihi henüz birkaç yıl olduğu ifade edilirse mesele daha iyi anlaşılır. Çevre temizliği ile alâkalı tedbirlerin tarihini de bir asırdan öncesine götüremezsiniz.
İkincisi; Bu konuda tarihimizin nelere sahip olduğunun bilinemediği de bir hakikattir. "Temizlik dinin yarısıdır" düsturunu hayatlarının en önemli esası olarak kabul e-den ecdadımız, İslâmiyete tam mânâsıyla sarıldıkları ve kudretli oldukları devirlerde, her konuda olduğu gibi, çevre temizliği ve koruması hususunda da, diğer milletlere örnek olmuşlardır. Biraz sonra zikredeceğimiz Nizâmnâme bunun müşahhas bir delilidir.
II. OSMANLI DEVLETİNDE ÇEVRE TEMİZLİĞİ VE 450 SENELİK ÇEVRE TEMİZLİĞİ NİZAMNAMESİ
Osmanlı Devleti'nde, şehir, kaza ve köylerde şehrin emniyet ve asayişini temin, maddi ve mânevi temizliğini muhafaza görevlerini üstlenen hususi memurlar vardır. Bunlara subaşı denmektedir. Köy ve kasa-balardakine il subaşıları, diğer büyük merkezlerdekilerine ise şehir subaşıları denirdi. Bu memurlar, günümüzdeki zâbıta, emniyet görevlileri ve kısmen de belediyecilerin vazifelerini ifa ederler ve kadıların emri altında çalışırlardı (1). Osman Bey'in ilk tâyin ettiği iki memurdan birinin subaşı olduğunu kaydedersek Osmanlıların yerleşim merkezlerinin emniyet, asayiş, maddi ve mânevi temizlik ve huzura ne kadar önem verdiklerini daha iyi anlarız.
Bizi asıl şaşırtan husus ise, Osmanlı Devleti'nin sadece yerleşim merkezlerinin çevre temizliği ve korumasıyla ilgilenmek üzere hususi bir memur tayin etmekle yetinmemesi, görevli memurun eline de çevre temizliğini te'min için uygulaması gereken hukuki esasları belirleyen bir Nizâmnâmeyi vermiş olmasıdır. Bu özel çevre temizliği görevlisinin adı, çöplük subaşısıdır ve çevre temizliği ile alâkalı Nizamnâme'nin ilki ise, bundan tam 450 sene önce yani 1539 yılında hazırlanmıştır. Elimizdeki iki Çevre Temizliği Nizamnâmesi'nden sadece birisini bu yazımızda iktibas edeceğiz (2).
Biraz sonra metnini zikredeceğimiz ve üslubunun sade olması sebebiyle aynen aktaracağımız Nizamnâme'nin hükümlerini, elbetteki günümüzdeki çevre temizliği yahut korumasıyla alâkalı hukuki düzenlemelerle kıyaslamak doğru değildir. Zira zemin ve zaman farklıdır. Yine de 450 sene önceki bu Nizâmnâme'de, günümüzde dahi tatbik edilebilecek hükümlerin bulunması, gerçekten dikkat çekicidir. Meselâ, evlerin ve dükkânların çevrelerinin temiz tutulması (md. 1); görülen pisliklerin o çevre halkına temizlettirilmesi (md. 2); hamam ve oteller gibi umuma ait yerlerin temizliğine dikkat edilmesi (md. 3—4) çevreyi kirleten esnafın artık maddeleri ve pis sularını tamamen boş yerlere ve şehir dışına taşımaları mecburiyeti (md. 6—7); en önemlisi de, arabacıların yani bugün de oto sahiplerinin arabalarını ev ve dükkânların önüne park etmemeleri ve mutlaka özel park yerlerinde parketme mecburiyetleri (md. 10); bugün de muhtaç olduğumuz ve yürürlükte bulunan esaslardır. Şimdi de Kanuni Sultan Süleyman devrinde Edime Çöplük Subaşısına verilmek ü-zere hazırlanan çevre temizliği yasaknamesinin metnini ve orijinalini nakledeceğiz. Metin sade olduğundan aslını muhafaza edeceğiz:
EDİRNE'NİN MAHALLELERİ VE SOKAKLARI VE ÇARŞILARININ TEMİZ ETMESİYÇÜN NİŞAN-I HÜMAYUN
Nişan-ı hümayun yazıla; şimdiki halde Dar 'üs—Saltanat' il—Aliyye ve'l—Hilaf et' is— Seniyye Mahruse-i Edirne — Humiyet an'il— beliyye—'nin mahallat ve çarşuların ve sokakların gözedüb temiz eylemek içün, da-rende-i misal-i bi misal ve rafi'—i tevki'—i refi'—i ferhande—kal Amr'ın maslahat—güzarlığına i'timad olunmağın belde-i mezbure subaşılığına ta'yin edüb işbu Yasaknâme-i hümâyunumu verdim ve buyurdum ki;
1. Çağırdub ve yasak ede; min ba'd hiç ehad evi yörelerin ve dükkanların na—pak tutmayub mezbele ve anın emsâlinden nesne vaki' olmaya, olursa gidereler.
2. Mezkur subaşı, bu babda kemal-i ihtimam üzere olub çarşularda ve mahallerde dökülen mezbeleleri, kimin evine ve havlusuna yakın olursa anın döktüğü ma'lum olıcak pak etdüre. "Biz etmedük" derler ise, edeni bulı—vereler, anun yasağı, ana ola.
3. Ve karbansarayların mezbelelerin karbansaraycıya çıkardub hali yere iletdüre.
4. Ve hammamların çirgabı yolları mezbeleler ile tutulmuş o kimin evine ve havlusuna ve haremine yakın olursa, ayırtlatduralar, "Biz etmedük" derlerse, edeni bulıvereler, ana pak etdüre.
5. Ve çirgab yolu üzerine kademgah yaptırmaya. Yaparlarsa şehir subaşısı (ma'ri-fetiyle ref ede) Şehir subaşısı dahi ana bu babda mu'avin ola.
6. Ve came şuyların ve kan alıcıların kanların ve çirgabların tarik-i amma dökmekden men' edüb hali ve halvet yerlere iletdüre.
7. Ve boyacıların ve aşçıların ve başçıların ve semercilerin otların ve gübrelerin yol üstünde dökmekden tamam men' ve yasak edip hali ve halvet yerlere iletdüre.
8. Ve yasak ede ki; arabacılar sığırların na'l—band dükkanında aleflemeyüb evvelden kanda alefler ise, gerü anda alef ede. Eğer zaruret olursa, nal—band dükkanlarında aleflemelü olursa, anlara pak ütdüre. Ve mezbele den ve sığırları tesinden ne olursa, haricinden ve hali yerlere iletdüre.
9. Ve açık makbereleri yasak edüb ördu-re. Ve at ve it ve kedi ve anın emsali çife ve mekruh olan nesneleri makabir arasına bırakmadan men' ede; edenin hakkında gele
10. Ve arabacılara yasak edüb öküzlerin halkın evleri önünde ve havluları dibinde kondurmayub bağlatmayalar. Ma tekaddem den kona—geldükleri yere varub anda bağlayalar ve anda konalar. Ve kona—geldükleri yerde dahi gübreden ve mezbeleden ne ederlerse, hali mahallere iletüb pak edeler.
11. Ve hem onat veçhile yasak ede ki, evlerde don yudukları sabun suyun yol üstüne saçmayalar ve dökmeyeler. Ve bu hususi dahi men' edüb etdirmeyesin; edenin hakkında gele.
12. Dahi onat veçhile görüb gözedüb çifeden ve sair mezbeleden pak etdüre. Ve at ölüsin ve sair davar cifesin halk incindiği yerde kodurtmaya. Gereği gibi yasak edub men' eyleye. Her kim ki, eslemeyüb temerrüd ederlerse, ol cifenin başın kesüb bırakan kimesnenin boynuna takup şehri teşhir edub men' edeler. Eslemeyeni yazub bildüre.
13. Ve kapı halkından kimesne temerrud etmeyüb ve yasağıma mani' olmayalar, olurlarsa Dergah-ı Mu'allama arz oluna hakkından geline. Ve kadı ve şehir subaşısı mezkura mu'avin olup ihmal etmeyeler, şöyle bileler.
Fi Safer sene 943 (Haziran 1539)" Netice olarak, İslâm'a sarıldığımız günlerde, medeni milletlere temizlik dersi verdiğimizin ve ilk çevre hukukuna ait metni bizim hazırladığımızın, yukarda nakledilen belge, canlı ve şanlı bir şâhididir.